Bozkırın başkenti, edebiyatın da başkenti mi? Cemal Süreya’ya bakılırsa, onun ‘Başkentim’ diye bir yakını gibi sevgiyle, aşkla seslendiği de anımsanırsa, Can Yücel’in “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi” babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiirindeki “daha başka tür aşklar, geniş sevdalar” dizesinin Ankara’yı sevme duygusunu büyüten bir dize olarak yerini […]
Devamını OkuYalnızca dört yıl belediye başkanlığını yapmış o zamanlar büyükşehir olmayan Ankara’nın. Yaşım tuttuğu için aklımda ama, Ankara’nın ‘unutulmayanlar’ı arasında da hatırlı bir yeri var kanımca. Soyadının da hatırlı bir ağırlığı var; Vedat Dalokay, adı ve soyadıyla tam olarak biliniyor da, Dalokay deyince belediye başkanı olmanın da ötesinde bir yerde anıt anısı kuruluyor, duruyor. Dalokay: Çok […]
Devamını OkuTürkiye Cumhuriyeti ‘Köşk’ten yönetiliyordu, şimdi başka yerden yönetiliyor! “İtibardan tasarruf olmaz”dı, eh Türkiye gibi büyük bir devlete de eski, küçücük ‘Köşk’ten yönetilmek yakışmazdı elbette! Cumhuriyet’in kurucuları, ‘yoksul ve onurlu’ bir ülkenin, mekânlardan çok, düşüncelerde, tavırlarda, duruşlarda yönetileceğine inandıkları için köşktür, konaktır, saraydır pek önemsememiş olmalılar! Sonuçta sultanlık, imparatorluk değil, genç bir cumhuriyetin yönetimidir sözkonusu olan. […]
Devamını OkuBir gün adıyla sanıyla Cebeci’yi yazacağım aklıma gelir miydi, bu yazıya başlayıncaya dek, hayır! Cebeci’yi ima yoluyla, üstü kapalı sayılmasa da örtük, bazen ayrılık acısıyla “adını anmayacağım” diyerek yazdığım olmuştur, şiirlere zaten geçmiştir. Ankara Alfabesi’ni yazarken, C harfine de gelmişken Cebeci’yi yazmamak olmazdı! Cebeci benim için de ne çok şey demektir, akrabalıktan aşka, ayrılıktan acıya, […]
Devamını OkuAnkara’nın A’sı çoktur ya B’si de bitmez! Sokakları yeter, Bilir, Büklüm, Başçavuş, Bestekâr sokakları var, Bala’sı var, Balgat’ı var, Botanik Bahçesi, Bilgi Yayınevi, Bentderesi, Başkentliği, Bulvarı, Büyük Pasaj’ı, Bülent Ecevit’i… Fakat alfabemiz Ankara deyince akla ilk gelen sözcük “Bürokrasi”den hareketle Bakanlıklar’a, oradan da bakanlara uzanıyor ve “Beyefendi” deyip orada duruyor! Ankara, kentlerin “beyefendi”sidir kuşkusuz, bir […]
Devamını OkuAnkara’nın A’sı Belki ikinci yazı da Ankara’nın B’si olur, ama C’si D’si E’si diye gitmeyecek, emin olun. Ankara’nın B’si niye olur onu da bilmiyorum ama, her olasılığa karşı yazayım dedim. Ankara’nın A’sı ise mutlaka olurdu, oldu. Ankara’da A’dan bol ne var hem, bazıları büyük A ama küçük a kardeşliği diye de bir şey var ve […]
Devamını OkuAnkara, anısı kendinden büyük şehir. Ankaralı olmayan, orada çalışmayan, özellikle de üniversite öğrenciliği yapmayan bu sözümü abartılı bulabilir, bulsun, ben de zaten o yüzden böyle yazdım! Bulsun ve en yakın Ankaralıya sorsun! Onu da yapamazsa gelip beni bulsun! Adresim mi? Çok kolay: Kırmızı sakallı, gözlüklü, kadife pantolonlu, ODTÜ öğrencisi, Kuğulu Park. Yalnız zamanı biraz geriye […]
Devamını OkuYenidoğanlıymış, devrimciymiş, kızının adı Eylem’miş, sıkı taşlamaları varmış, Angaralıymış, adı Turgut’muş. İki gözüm Ahmet Kaya’yı hep severim, “Bahtiyar” şarkısını da pek severim: “Diyarbakırlıymış adı Bahtiyar/suçu saz çalmakmış öğrendiğim kadar”. Yenidoğan’ı şiirinden önce sevdim, orada oturdum, ekmeğinden yedim, suyundan içtim, yoksulluğu zengince paylaşmayı oradan öğrendim, Zafer Sineması’nda Yılmaz Güney filmleri seyrettim, önündeki seyyardan çeyrek ekmek köfte […]
Devamını Oku“Karanfil deste gider” diyenin şair olduğuna hiç kuşkum yok. O imgeyi destelemiş, biri de gelmiş bestelemiş, bize de “dilden dile” gezdirmek düşmüş ki böylesi bir ‘vazife’ dostlar başına! Gülün mazmunu varsa, karanfilin de imgesi var! Öyle olunca da desteyle sayılacak, saymakla bitecek gibi değil! İmge deyince akla ilk şiir geliyor, şiir deyince de karanfil! Şurdan […]
Devamını Oku