Yalnızca dört yıl belediye başkanlığını yapmış o zamanlar büyükşehir olmayan Ankara’nın. Yaşım tuttuğu için aklımda ama, Ankara’nın ‘unutulmayanlar’ı arasında da hatırlı bir yeri var kanımca. Soyadının da hatırlı bir ağırlığı var; Vedat Dalokay, adı ve soyadıyla tam olarak biliniyor da, Dalokay deyince belediye başkanı olmanın da ötesinde bir yerde anıt anısı kuruluyor, duruyor. Dalokay: Çok […]
Yalnızca dört yıl belediye başkanlığını yapmış o zamanlar büyükşehir olmayan Ankara’nın. Yaşım tuttuğu için aklımda ama, Ankara’nın ‘unutulmayanlar’ı arasında da hatırlı bir yeri var kanımca.
Soyadının da hatırlı bir ağırlığı var; Vedat Dalokay, adı ve soyadıyla tam olarak biliniyor da, Dalokay deyince belediye başkanı olmanın da ötesinde bir yerde anıt anısı kuruluyor, duruyor.
Dalokay: Çok beğenilen, sevilen kimse. Dal ve okay. Soyadıyla doğmuş öyleyse, öyle sevildi, beğenildi, özlendi.
Yüzü gözümün önünde. Sevdiğim bir başkasının yüzüyle üst üste geliyor. Ünlü Yunan müzisyen Mikis Theodorakis ile birbirlerinin yansısı oluyorlar. Burada değil artık, ama başka bir yerde yüzleri gülüyor, birbirlerine gülümsüyor olmalılar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Cumhuriyet’in başkenti Ankara’nın da yüzünün en çok güldüğü bir-iki yılın ilk günleri. 12 Mart 1971 askeri rejimi bitiyor, Kızılay Bulvarı, Ahmed Arif’in “seni baharmışın gibi seviyorum” şiirine layık olmak için süsleniyor, ağaçlar çiçeğe duruyor, umutlar maviye ve sözler barışa…
Mavi gömlekler, işçi kasketi, ak günler, güvercinler, hep ayın şavkı olmaz ya, bu kez de göğün şavkı vuruyor memleketin üstüne. Karaoğlan ‘Halkçı Ecevit’ olarak sadeliğin görkemiyle yürüyor, Cemal Süreya’nın “az mı dolandık” dediği “Başkentin sokaklarında”. Umutlarımız büyüyor onunla. Mavi, huyumuz oluyor.
Cumhuriyet’in en mavi yıllarından 1973. Vedat Dalokay da aynı yıl başkente belediye başkanı olur. Ege, Akdeniz, Yunan, İspanyol, İtalyan, bize benzer karalardan, bize benzer denizlerden, kıyılardan, adalardan, havalardan dem vuran bir adam, dobradır da, açıksözlü, bolgülüşlü, kasıntısız, hayli sivil bakışlı, görüşlü, duruşlu bir başkan. Kalsaydı biraz daha, 1973-77, yalnızca dört yıl, Ankara’ya denizi de o getirirdi diyeceğim kadar denizci duygusu da uyandıran. Açıkdeniz duygusu elbette.
Elazığlı, 1927 doğumlu, İTÜ Mimarlık mezunu, yüksek lisansı Sorbonne Şehircilik Enstitüsü’nden, Mimarlar Odası Başkanlığı yaptı. Murat Karayalçın, Ali Dinçer gibi başkanlar gibi unutulmaz hizmetleri var. Vedat Dalokay, o kısacık hizmet süresi içinde Ankara’nın gönlünde taht kurdu! Efsane başkan oldu.
1991’de Kırıkkale’de oğlu ve eşiyle birlikte geçirdiği trafik kazasında yaşamını yitirdi. Evvelgiden ahbaplardan oldu, en çok arananlardan, yokluğu duyulanlardan. Ankara’ya renk katanlardan en çok da. Belediyesini yönettiği bir şehrin sakinleriyle dostça, bürokrasiyi aradan çıkararak, gömleğinin kollarını sıvar gibi doğallıkla iletişim kuran başkanların ilk örneği olduğu için de çok değerli.
Sonradan onun yaptıklarını, Cumhuriyet Aydınlanması düşüncesiyle kazandırdıklarını değiştirmek, ortadan kaldırmak, en hafif deyimle ‘kitsch’ heykeller, tuhaf şeyler ithal edip kasaba panayırına çevirmek, güzelduyudan yoksunluğunu, görgüsüzlüğünü bir kente bulaştırmak isteyen, ne yazık ki devri çooook uzun süren, az kaldı ‘Ankara’nın günbatımı’ olacaktı biraz daha kalsaydı, belediye başkanları da gördü sevgili başkentim! Ankara’nın Cumhuriyet’in Başkenti olduğu gerçeği yeniden görüldü, hatırlandı da, Nâzım Hikmet’in ünlü ressam Abidin Dino’ya “çok şükür çok şükür bugünleri de gördük/ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin?” dediği gibi oldu, yeniden “Ankara Ankara güzel Ankara”mız oldu!
Ankara onu unutmuyor, her yerde güzel anıları, anıtları var, gezip özlediğimiz, doyamadığımız şehrimizde onun izlerinden yürüyoruz… Hitit Güneşi Anıtı, Lozan Meydanı, Abdi İpekçi, Seymenler ve Kuğulu Park.
Ankara’ya kendi renklerini de verdi Dalokay. Uğur Mumcu’nun ardından “ey gidi deli Vedat” diye güzellediği adam. Franco rejiminin son yıllarında Bask bölgesinden gençleri idam etmesi üzerine üç gün Büyükelçiliğin elektriğini, suyunu kesen bir sivil itaatsiz de oldu. Deniz Gezmiş’lerin mezarından aldığı toprağı Moskova’da Nâzım Hikmet’in mezarına götürdü. Tabii en önemli projelerinden biri de fazla modern bulunduğu için ona yaptırılmayan Ankara Kocatepe Camii oldu. Oysa yarışmayı onun projesi kazanmıştı. İslam dünyasının en çağdaş yapısı olan Pakistan İslamabad Kral Faysal Camii Projesi’ni kazandı, gerçekleştirdi. Köy Enstitüleri’nin kentsel yorumu olan Şehir Enstitüleri’ni tasarladı. Çocukluğumdan beri hayran olduğum Eskişehir Köprübaşı’ndaki yüzü eskiden mavinin tonlarındaki betebelerle oluşturulmuş Orduevi Binası’nı da Dalokay’ın yapmış olması yine bir hayranlık gerekçesi. Rengi değişti, dokusu gitmiş gibi oldu ne yazık!
Dalokay: Kolo’nun yazarı. Keban Barajı’nın sular altında bıraktığı köylerden bir dişi keçiyle dertleşti, kaybolana, gidene bir ağıt masal yazdı Dalokay, 1979 TDK Ödülü’nü kazandı, kitabı da yediden yetmişe tüm çocuklara armağan etti.
Dalokay: Ankara’yı armağan kılanlardan.
“Ankara nasıl bir şehir?” sorusuna verilen ilk yanıtlardan değildir belki, fakat ikinci ya da üçüncü yanıtlar arasında yeri vardır: “Gri bir şehir”dir Ankara. Bunu yanlışlayacak, hatta tam tersi olduğunu öne sürecek değilim. Kentin başkent olmasından, başkent olunca da devletin ve kurumlarının merkez yapılarıyla donatılmasından ileri gelen bir rengi, dahası renksizliği, vardır. Onun gri bir şehir […]
Devamını Oku
Ankara için 3G yenilerde geçilen 5G ve daha sonra herhalde 6, 7 diye sürecek G’lerden daha fazla, daha yeni, hatta daha gelişkin değil, ama daha değerli, vazgeçilmez ve Cumhuriyetin kurucusuyla özdeş ya da söylenince akla ilk onu getiren ‘ilelebet’ kavramıyla tanımlanacak önem ve özelliktedir. G’lerden G beğenebiliriz ama en beğendiğimiz G herhalde Gençlik olur, eh […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku