Bozkırın başkenti, edebiyatın da başkenti mi? Cemal Süreya’ya bakılırsa, onun ‘Başkentim’ diye bir yakını gibi sevgiyle, aşkla seslendiği de anımsanırsa, Can Yücel’in “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi” babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiirindeki “daha başka tür aşklar, geniş sevdalar” dizesinin Ankara’yı sevme duygusunu büyüten bir dize olarak yerini […]
Bozkırın başkenti, edebiyatın da başkenti mi? Cemal Süreya’ya bakılırsa, onun ‘Başkentim’ diye bir yakını gibi sevgiyle, aşkla seslendiği de anımsanırsa, Can Yücel’in “Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi” babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı “Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim” şiirindeki “daha başka tür aşklar, geniş sevdalar” dizesinin Ankara’yı sevme duygusunu büyüten bir dize olarak yerini aldığı da görülecektir. Nerede?
Kalp, gönül, sine, bellek gibi kendimizle birlikte taşıdığımızı varsaydığımız, yaşadığımızı da elbette, şiirin de “mütemmim cüzü” olan iyiliklerde yerini alacağı tartışılmaz kuşkusuz. Ama Ankara en çok da kavuşmalar ve ayrılıklarda şiirini ortaya çıkaran bir kent. Araya belki başka kentlerden daha fazla özlem sıkıştıran bir yer.
Özlem tutkuluların kadim duygusu ise, Ankara da bu duygudan payını ziyadesiyle alan bir kent oldu her zaman. Bakmayın Yahya Kemal’in nerdeyse şiiri kadar ünlü Ankara aforizmasına, onun zaman zaman yükselen araftan kurtulma duygusunun söze vurumudur o.
Ankara tam da Yahya Kemal’in söylediklerinde değil, daha çok söyleyemediklerinde gizli duyguların edebiyatıdır. 1934’te Âşıklar Bayramı için Anadolu yollarına düşen Ahmet Kutsi Tecer’in öncülüğüyle doğacak yeni edebiyatın başladığı yerdir. 1 yıl önce, Temmuz 1933’te Varlık dergisi Yaşar Nabi Bey’in yönetiminde 15 günlük edebiyat dergisi olarak kurulacak, ilk 2 yılını Ankara’da tamamlayıp İstanbul’a gidecektir. Memleketin 2025 yılı Aralık ayı itibarıyla 92 yıldır aksatmadan ve hep yenilenerek yayınını sürdüren biricik edebiyat dergisidir.
Cumhuriyet’in Varlık’ı da kendini önce Ankara’da göstermelidir. Tıpkı 1940’larda Yaprak dergisinde “Tehlikenin farkında mısınız?” başlığıyla uyarıcı köşeyazıları yazarak, gericiliği, karanlığı işaret eden Orhan Veli ve söz arkadaşları, Melih Cevdet Anday ile Oktay Rifat gibi. Madem, adı halk cumhuriyeti olmasa da halkçı bir anlayışı egemen kılmak için kurulmuştur Cumhuriyet, öyleyse şiiri, edebiyatı da halkçı olmalıdır. Üç arkadaşın varolan şairleri ve şiir anlayışlarını müthiş bir gözüpeklikle topa tuttukları Garip şiiri de bir bakıma ‘halk şiiri’ değil midir? Serbest Halk Şiiri.
Tecer, halkın hecesini bulmak için Sivas illerine giderken, Garipler de serbest vezin halk şiirini icat etmişlerdir! Olay yeri Ankara Atatürk Lisesi, başlatanlarsa Oktay Rifat ile Orhan Veli’dir; Melih Cevdet, İstanbul’dan katılacaktır harekete, sonra da Ankara’daki yerini alacaktır.
Cumhuriyet Ankara’da kurulmuş, başkenti Ankara olmuş, Cumhuriyet’in ilk ve hâlâ tek şiir akımı da Ankara’da ortaya çıkmıştır. Aka Gündüz’den Yakup Kadri’ye romancılar içinde, adında Ankara geçen geçmeyen romanlarıyla bozkırın ortasında bir başkent yaratma uğraşına katılırken, şiir sessiz ve derin ilerleyişini sürdürecek. Tercüme Dairesi’nde çalışan İlhan Berk’in de sonradan en birinci üyesi olacağı İkinci Yeni şiir serüveni Ankara Rüzgârıyla esmeye başlayacaktır. Bakınız o sıralarda adını Mülkiye’den Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne değiştiren mektebe, kimleri görüyorsunuz? Ankara’nın efsane hocalarından Ünsal Oskay’ın demesiyle “Üç Parasız Yatılı”yı; Ece Ayhan’ı, Cemal Süreya’yı, Sezai Karakoç’u… Turgut Uyar da Ankara’da askeri memurdur. Nerdeyse İkinci Yeni’nin tüm öncüleri, tıpkı Garipler gibi Ankara’dadır. Bir de Pazar Postası dergisinde bu serüveni adlandırma gereği duyan Muzaffer Erdost -sonradan kardeşi İlhan’ı da ekleyecektir adına. Adı da Ankara’da konulmuş, Cumhuriyet’in en uzun şiir serüvenidir İkinci Yeni, kuşaktan kuşağa okunan şairleriyle etkisini sürdürmektedir.
Şiirimizin bu büyük kalkışmasına karşı eleştirel davranırken bile ilk, ikinci kitaplarında İkinci Yeni’nin açık etkileri görülen “Halkın Dostları” Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel’in politik ve poetik eylemliliklerinin doğumyeri de Ankara’dır. Değeri sonradan anlaşılan, evvelgiden Arkadaş Z. Özger unutulur mu?
Öyleyse Ankara Avangardı diye bir süreklilikten söz edebiliriz. Garip, İkinci Yeni, sonraki yılların öncü edebiyatçılarını da anımsayarak elbette: En başta Bilge Karasu, Vüs’at O. Bener, Enis Batur… Türkçenin en incelikli şairi olarak andığımız Gülten Akın… Adalet Ağaoğlu’ndan Ayla Kutlu’ya ve Sevgi Soysal’a romancılar… Cahit Külebi’den Ceyhun Atuf Kansu’ya, Hasan Hüseyin’den Özdemir İnce’ye cumhuriyetçi şairler… Günümüzün önde gelen şairleri Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Murathan Mungan… Madımak’ta yaktıkları Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar… Arkadaşlarım Ahmet Erhan, Adnan Azar, Hüseyin Atabaş, Salih Bolat, Adnan Satıcı… Okuldan, ODTÜ, hocam Ergin Günçe ve hocam Orhan Tekelioğlu, Ahmet Güntan, Yıldırım Türker, Alihan Irmakkesen… Yaşayanlardan Gültekin Emre, Oğuzhan Akay, Ali Cengizkan, Hüseyin Ferhad, Mahmut Temizyürek, Akif Kurtuluş şiire Ankara’da başlayanlardır. Ankara’nın yeni romancısı da her zaman yeni Barış Bıçakçı’dır.
Diyeceğim, burada ‘Ankara Edebiyatı’ yapmıyoruz! Bana sorarsanız o da güzeldir ama, kimbilir hangilerini unuttum, Ankara şairleri, yazarları, dergileriyle edebiyatın değil yalnızca, avangart edebiyatın da, başlangıçların da gizli başkentidir!
Gençtik, geldik, geçtik… Güzel bir uyum içinde sözcükler. Öteyandan “gençliğin insanın en güzel çağı olduğunu söyleyenin alnını karışlarım” diyen eski gençler de var. Her birine biraz hak vererek ben yine de bir gençlik güzellemesi yapmak isterim. Galiba gençlik deyince, hele Ankara deyince de yaptığım hep budur. Çünkü ikisinin birbirine bunca yakıştığı bir gençlik ve kent […]
Devamını Oku
Bu yazıya başlayıncaya dek ‘Fidayda’nın ne anlama geldiğini bilmiyordum. Merak ediyor muydum, hayır! Fidayda fidaydaydı çünkü! Belki de bildiğimiz hiçbir anlama gelmiyordu, tıpkı Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’da “Kelimeler albayım bazı anlamlara gelmiyor” dediği gibiydi. Anlamını sözlükte, kitapta değil dilde, gönülde, günde bulan kelimeler yok mudur? Vardır olmaz mı? Bu, kitapta anlamları olmadığı anlamına gelmiyor, asıl […]
Devamını Oku
Hayatın hangi yıllarının taze, hangi yıllarının pastele çalan bir flulukta kalacağını o anda bilemiyorsunuz. Ankara’da geçen dört yıllık çocukluğum, o yıllardaki kömür siyahı Ankara’nın katranlı parlaklığı gibi solmayan bir fotoğraf. 1988-1991 yılları arasında, çocukluğumun en kırılgan ve en köklü yıllarında oradaydım. Hayat âdeta beni ben yapacak en saf halini göstermişti. Şimdi geriye dönüp albümleri karıştırdığımda, […]
Devamını Oku
Sanki hep hayatındaymış gibi hissettiğinden nerede ne zaman tanıştığını unuttuğun arkadaşların vardır hani? Genelde hayatı kolaylaştırıcı olurlar, derdini sen anlatmadan anlamış da kapında çözümle bitivermiş olurlar. Sonsuz bir anlayış ve sabırla donanmış olurlar. Bir o kadar da dobradırlar. Başkası söylese alınırsın o söyleyince iyi niyetinden şüphe etmediğinden kaale alırsın. Neşesi iyidir ama inceden de durgun […]
Devamını Oku