Ayşen Şahin
Tüm Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Çocukluk Hayalleri
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hayal Kurma Atölyesi: Çocukluk Hayalleri

Sanki hep hayatındaymış gibi hissettiğinden nerede ne zaman tanıştığını unuttuğun arkadaşların vardır hani? Genelde hayatı kolaylaştırıcı olurlar, derdini sen anlatmadan anlamış da kapında çözümle bitivermiş olurlar. Sonsuz bir anlayış ve sabırla donanmış olurlar. Bir o kadar da dobradırlar. Başkası söylese alınırsın o söyleyince iyi niyetinden şüphe etmediğinden kaale alırsın. Neşesi iyidir ama inceden de durgun […]

Sanki hep hayatındaymış gibi hissettiğinden nerede ne zaman tanıştığını unuttuğun arkadaşların vardır hani? Genelde hayatı kolaylaştırıcı olurlar, derdini sen anlatmadan anlamış da kapında çözümle bitivermiş olurlar. Sonsuz bir anlayış ve sabırla donanmış olurlar. Bir o kadar da dobradırlar. Başkası söylese alınırsın o söyleyince iyi niyetinden şüphe etmediğinden kaale alırsın. Neşesi iyidir ama inceden de durgun bir hüznü olur. İşte Şeyma tam da oydu. Kendimi bildim bileli bilir gibiydim onu, dostluğumuz yedi yıllık mı on mu on yedi mi kestiremiyorum.

Bir zamanlar heves ettiğimiz seramik kursunda tanıştık sanırım ya da belki öncesinde tanıştık ve oraya gitme kararını da beraber aldık. İnanın hiç hatırlamıyorum.

Otuz altı yaşımıza kadar küçük tatillere çıktık birlikte, en uygun fiyatlı ve temiz pansiyonları o buldu. Yanık kreminden, yolda atıştırılacak çereze kadar o düşündü. Evlerimizde sayısız buluştuk, çay-kahve, ince dertlenmeler, koca gülüşler. Beraber kiralık ev aradık birbirimize, boya badana yaptık birlikte. Mobilya dönüştürdük, flörtler çekiştirdik, yeni tarifler denedik. Ben arkadaşımı tanırım sanırdım…

Bir anda bir şey oldu. Bir günde. Çok merak ettiğimiz bir lokanta vardı. Maaşı alınca gidelim dedik. Girerken zıplayıp çiçekle süslenmiş, zincirle saçağa sabitlenmiş lokanta tabelasına çaktı bir tane. Birkaç çiçek döküldü, tabela langır lungur sallanıyor. “Şeyma n’apıyorsun?” dedim şaşkınlıkla. “Boyum yetiyor mu merak ettim.” dedi.

Otuz altı yaşındayız be kadın, ayağımızda dolgu topuklar var, saçımızı evde maşalamışız. Yakışıyor mu? Ses etmedim.

Menüye bakıyoruz, güzel zeytinyağlılar var, adını bilmediğim bazı yöresel yemekler var. Garsonu sıkmadan, yormadan en merak ettiklerimi soruyorum.

Bu gitti tatlı söyledi zart diye. “Kızım yemek yiyeceğiz ya daha?” Canı tatlıyı istemiş, yemek yer doyarsa ya yiyemezseymiş.

Tatlı kaşığı burnuna yapışacak mı diye denedi bir de. Beşinciye şangır şungur kaşık yere düştüğünde biraz da sert bir sesle “Şeyma bir dur artık.” dedim. Sıkıldım ben, dedi. Masaya parayı bıraktı çıktı dışarı. Hızlı hızlı tabağımı sıyırıp hesabı ödeyip koştum peşinden. Restoran girişindeki merdivenleri iki yukarı bir aşağı seke seke iniyor çıkıyor. O gün değişti bir anda.

Üç dört gün sonra eve çağırdı beni. Girişteki uzun elbise askılığını atmış, zürafa koymuş yerine. Evet gerçekten zürafa. Boyu iki metre civarı eni benim boyum kadar, koridorun yarısını kaplayan bir heykel, obje. Bir çocuk oyun alanı batmış, boşaltıyorlarmış mekânı. Orada görmüş, bir fiyat teklif etmiş. Satmışlar buna. Montları n’apacaksın dedim. “Zürafanın sırtına atacağım.” diyor. Hafta sonu Gülşah’ta buluşacaktık. Onun üç çocuğu var. İkinciyi yapsak mı derken ikizleri oldu. Kocası iş seyahatinde olunca ona gideriz genelde. Bir başına delirmesin üç çocukla diye. Gittik Şeyma aldı çocukları dairenin apartman boşluğuna sıkışmış bahçesine, bir oynuyorlar ki kahkahaları apartmanların duvarlarında yankılanıyor. Bir tanecik dut ağacı var on metrekarelik alanda, Şeyma ona çıkmış, çocuklar ayı olmuşlar bu tilki. Bu kıza bir haller oldu diyorum Gülşah’a, “Ay elleme ne zamandır bu kadar uzun yerimde oturmamıştım, bırak oynasınlar.” diyor. Arada ben götürüp su, limonata vermesem dehidre olacaklar. Kan ter içinde bir koşuşturma.

Bir bahar yağmuru başladı da soktuk bunları içeri, gittiler boyama yapmaya. N’aber bile diyemedik Şeyma’ya, bizi gözü görmüyor. Çocuklar yorgunluktan bayılıp uyuyunca oturttuk yanımıza zorla. Çok da güzel resimler yapmış kerata, bir de oyun hamurundan hayvanat bahçesi. Onları bozmamıza izin vermedi. Eve götürüp kurutacakmış.

Gülşah bir ara “Kızım sen bu kadar çocuk seviyorduysan yapsaydın bir tane, düzgün bir adam bul, yap çocuğu illa evlilik istemiyorsan düzgünce ayrıl madem.” dedi.

Orada bir süre eski Şeyma’yı yeniden görür gibi oldum. Gözlerini duta dikti.

“Bende bir hal vardı, ne yapsam olmuyor gibiydi. Hani oluyor tabii, çalışıyorum, terfi alıyorum, evimi seviyorum falan ama nasıl desem gerçek bir tatminim hiç yoktu, gerçek bir hevesim, heyecanım yoktu. Geçen bir yabancı filmde duydum. En az bir çocukluk hayalini gerçekleştirmezsen ömrünce tamamlanmış hissedemezsin diyordu. Bak bu olabilir dedim, düşündüm çocukluk hayalimi. Annemi 9 yaşımda kaybettim. Babam iki çocuğa bir başına bakacak diye helak oldu. Bana hep “Sen artık ablasın, bu evi sen çekip çevireceksin” denildi. “Kardeşine örnek ol, babana destek ol, etrafa iyi ol, okulda başarılı ol, kızma, bağırma, ağlama, yakışıyor mu hiç senin gibi koca kıza?” Benim hiç çocukluk hayalim olmamış. Ev işinden vakit bulamamışım hayal kurmaya. Hep bir şeyler yetiştirmişim kendimi, babamı, kardeşimi kurtarabilmek için. İyi okul kazan, devlet okulu kazan, burs kazan, iş bul, staj yap, yemek yap, ütü yap, babanın kaygılarını rahatlat, kardeşine güven ver… Benim çocukluğum yok. Ben çocuk yapmak istemiyorum, çocuk bakmak istemiyorum. Çocuk olmak istiyorum. Biliyor musun kızdığınız yaramazlıkları düşünerek yapmıyorum ben, kendimi bildim bileli o tabelalara zıplayıp vurmak istedim ama kendimi hep tuttum. Boyama kitaplarına bakıp bakıp gidip evde dolapları boyadım. Hep canım şeker çekti hiç almadım. Beni biraz salın, çocuk olacağım ben. Hayalimi bulana kadar.”

Otuz altı yaşında on beş yıldır çalıştığı lojistik şirketinden ayrılıp oyun ablası oldu önce Şeyma. Geçinebilecek mi dedik ama öyle iyi bir oyun ablası oldu ki her gün ve saati doldu.

Üç sene sonra İngiltere’de bir şatodaki uluslararası çocuk kampına eğitmen olarak gitti. Harika bir veda partisi verdi. Çocuklar gibi eğlendik. Hayalini bulmuş. Yoklukla geçen hayattan sonra zirveye çıkıp bir şatoda bir süre yaşamak istiyormuş. Gideli çok oldu. Geçenlerde haberlerde görmüşsünüzdür: üç yüz kadın bir araya gelip bir şato satın aldı. Kadınlar için kamp yapacaklarmış. Birinin adı Şeyma. Şimdi dönüp bakıyorum yarım kalmış çocukluklarımıza, gerçek bir çocukluk yaşayabilseydik, her birimiz nerelerde olacaktık acaba?

Yazarın Diğer Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Çocukluk Hayalleri

Sanki hep hayatındaymış gibi hissettiğinden nerede ne zaman tanıştığını unuttuğun arkadaşların vardır hani? Genelde hayatı kolaylaştırıcı olurlar, derdini sen anlatmadan anlamış da kapında çözümle bitivermiş olurlar. Sonsuz bir anlayış ve sabırla donanmış olurlar. Bir o kadar da dobradırlar. Başkası söylese alınırsın o söyleyince iyi niyetinden şüphe etmediğinden kaale alırsın. Neşesi iyidir ama inceden de durgun […]

Devamını Oku
Bir Masa Nelere Kadir

Ailenin en büyüğü kadın, dünyadan göçerken ailenin bir araya toplandığı büyük masayı da dağıtır gider. Genelde aile yadigârıdır ve açılır model olur. Büyük bayram sofraları, yılbaşı masaları burada kurulur. Birbirini pijama ile görmeye alışık tüm aile kahvaltılarda burada buluşur. Kadın gider, şenlik dağılır. Kalanların ömrünce özleyeceği kokular ve lezzetler bırakır geride. Üzerine limon dilimlenmiş sarma, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku