Nisan, bu memlekete yalnızca baharı getirmez. Biraz ferahlık, biraz hatırlayış, biraz da içimizi usulca yoklayan bir umut getirir. Kışın içimize sinen ağırlık çekilirken, dallar hafifçe yeşile döner, rüzgâr sertliği bırakır, gökyüzü yeniden bir açıklık kazanır. Sonra takvim usulca 23’ü gösterir. İşte o gün nisan, yalnızca bir ay olmaktan çıkar; bir milletin hafızasına, bir çocuğun gülüşüne, […]
Nisan, bu memlekete yalnızca baharı getirmez. Biraz ferahlık, biraz hatırlayış, biraz da içimizi usulca yoklayan bir umut getirir. Kışın içimize sinen ağırlık çekilirken, dallar hafifçe yeşile döner, rüzgâr sertliği bırakır, gökyüzü yeniden bir açıklık kazanır. Sonra takvim usulca 23’ü gösterir. İşte o gün nisan, yalnızca bir ay olmaktan çıkar; bir milletin hafızasına, bir çocuğun gülüşüne, bir ülkenin yarına bakışına dönüşür.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, dünyada çocuklara armağan edilmiş ilk ve tek bayram olarak yalnızca bize ait bir gurur değil, insanlığa söylenmiş ince bir sözdür aynı zamanda. Der ki: Gelecek, çocuklara inanılarak kurulur. Bir ülke, çocuklarına ne kadar alan açıyorsa, yarına da o kadar yaklaşır…
Sevgili dostlar;
Bu bayramın en kıymetli yanı, tarih ile umudu aynı masaya oturtmasıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı o büyük gün, ulusal egemenliğin ilanı olarak milletin hafızasında yerini alırken; çocuklara armağan edilmesi, bu hafızanın yüzünü yarına çevirmiştir. Yani 23 Nisan, sadece “ne yaşadık” sorusunun değil, “nasıl bir gelecek istiyoruz” sorusunun da cevabıdır.
Belki bu yüzden çocukların olduğu yerde 23 Nisan bir tören değildir sadece. Bir okul bahçesinde söylenen şarkıda, boyanmış küçük avuçlarda, ceketine iliştirilmiş minik bayrakta, heyecandan birbirine karışan mısralarda yaşar. Bunların her biri, ülkenin en derin hikâyesini sessizce yeniden anlatır. Çünkü bazen bir milletin en büyük hakikati, en küçük ellerde görünür olur. Bazen büyük lafların taşıyamadığı manayı, bir çocuğun gülerken kısılan gözleri taşır.
Ulusal egemenliğimizi ilan ettiğimiz günü çocuklara armağan etmek bizlere bitmek bilmeyen bir sorumluluğu hatırlatıyor. Egemenlik, halkın iradesidir. Kimseden ödünç alınmayan, kimseye teslim edilmeyen ortak bir haktır. Çocuk ise henüz tamamlanmamış, henüz sınırları çizilmemiş, henüz ihtimalleri tükenmemiş hayattır. Birinin kökü derinde, diğerinin gözü ileridedir. 23 Nisan bu yüzden tükenmek bilmez bir sorumluluk demektir. Hem kökü korumakla hem filizi yeşertmekle ilgilidir. Yalnızca güzel sözler değil, adil bir yaşam, iyi bir eğitim, temiz bir çevre, sanatla ve bilimle temas eden bir büyüme alanı gerektiğini aynı sorumlulukla anımsatır. Çünkü çocukları yalnızca bir gün hatırlayan toplumlar, geleceği takvim yapraklarına sıkıştırır. Oysa çocukları her gün gözeten, anlayan, koruyan toplumlar; geleceği yaşayan bir çınar gibi kökleştirir. Biz bu köke duyduğumuz inançla çalışıyoruz. On dört ilkokulumuza ücretsiz sıcak öğle yemeği ulaştırırken de, doğa sevgisiyle büyüyen bireyler yetişebilsin diye ekolojik kreşimizi açarken de aynı inançla adımlarımızı atıyoruz. Süt desteği, gündüz ve akşam bakım evleri, bebek kütüphaneleri, oyuncak kütüphanesi o çınarın kökleri daha sağlam olsun diye, geleceğimiz daha aydınlık bir yaşam sürebilsin diye önceliğimiz. Ve daha fazlası elbette en asli görevimiz.
Bize düşen, çocuklara sadece güzel bir gün armağan etmek değil; onların düş kurabildiği, konuşabildiği, güvende olduğu, doğaya dokunabildiği, sanatla ve bilimle büyüyebildiği bir memleket düşlemektir. Biz o düşle geçmişimizin onurunu, Cumhuriyet’imizin aydınlığını, Meclis’imizin iradesini ve çocuklarımızın ışığını aynı gökyüzünün altında selamlıyoruz. İstiyoruz ki hiçbir çocuk umutsuz büyümesin, hiçbir çocuk kendini eksik hissetmesin; her çocuk sanatla, bilgiyle, doğayla, oyunla, sevgiyle buluşabilsin; her çocuk, bu ülkenin yalnızca bugünü değil, kıymetli yarını olduğunu hissedebilsin.
Sevgili dostlar, Kentlerin hafızası sokaklarında saklıdır. Çankaya’nın hafızası da yalnızca binalarda, meydanlarda, caddelerde değil; yan yana gelen insanların sesinde, kitapçıların vitrininde, parkların gölgesinde, sahnelerin ışığında, kararlılıkla atılan adımlarda ve kültür sanatla kurulan derin bağda yaşar. Karanfil de bu hafızanın özel adlarından biridir. Bir sokak adı olmanın ötesinde, kentli olmanın, düşünmenin, üretmenin ve birlikte yaşamanın simgesidir. […]
Devamını Oku
Nisan, bu memlekete yalnızca baharı getirmez. Biraz ferahlık, biraz hatırlayış, biraz da içimizi usulca yoklayan bir umut getirir. Kışın içimize sinen ağırlık çekilirken, dallar hafifçe yeşile döner, rüzgâr sertliği bırakır, gökyüzü yeniden bir açıklık kazanır. Sonra takvim usulca 23’ü gösterir. İşte o gün nisan, yalnızca bir ay olmaktan çıkar; bir milletin hafızasına, bir çocuğun gülüşüne, […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku