Haydar Ergülen
Tüm Yazıları
Cebeci

Bir gün adıyla sanıyla Cebeci’yi yazacağım aklıma gelir miydi, bu yazıya başlayıncaya dek, hayır! Cebeci’yi ima yoluyla, üstü kapalı sayılmasa da örtük, bazen ayrılık acısıyla “adını anmayacağım” diyerek yazdığım olmuştur, şiirlere zaten geçmiştir. Ankara Alfabesi’ni yazarken, C harfine de gelmişken Cebeci’yi yazmamak olmazdı! Cebeci benim için de ne çok şey demektir, akrabalıktan aşka, ayrılıktan acıya, […]

Bir gün adıyla sanıyla Cebeci’yi yazacağım aklıma gelir miydi, bu yazıya başlayıncaya dek, hayır! Cebeci’yi ima yoluyla, üstü kapalı sayılmasa da örtük, bazen ayrılık acısıyla “adını anmayacağım” diyerek yazdığım olmuştur, şiirlere zaten geçmiştir.

Ankara Alfabesi’ni yazarken, C harfine de gelmişken Cebeci’yi yazmamak olmazdı! Cebeci benim için de ne çok şey demektir, akrabalıktan aşka, ayrılıktan acıya, dersten dayanışmaya, dostluktan yoldaşlığa, ağaçlardan parklara Cebeci.

Kızılay’dan dolmuşla gittiğim de olurdu, ama öyle güzel bir yolu varken yürümemek, doğaya, gökyüzüne, kuşlara, kedilere, köpeklere, parklara, aşklara, sulara saygısızlık olurdu, yapamazdım, yapmadım!

Çokluk yürüdüm, tek başıma da yürüdüm, bir aşkın sevincinden tutarak ve çoğalarak da yürüdüm, hür yürüdüm, zulme zorbalığa haksızlığa karşı benim gibi binlerce öğrenciyle, gençle omuz omuza gür yürüdük, yürüdüm. “Bekle bizi İstanbul” dediği gibi şiirin, beni bekliyorsa Cebeci, koşa koşa gelir, sende yine yürürüm!

Büyük şairler İstanbul’u sevmişler, Ankara aşkını da bizim gibi küçük, ortaboy şairlere bırakmışlar iyi ki! Bir kez daha büyüklüklerini göstermişler, Ülkü Tamer’in söyleyişiyle “Ben sana teşekkür ederim…” 

Cebeci’nin güzel insanlarının başında Halil Amca’m, annemin ‘Koca Halil’ diye andığı ve sevgili eşi Kıymet Yenge’m gelir. Amcam az konuşan, çok gülen, babacan bir adam,  yengemse her şeyi merak eden, bilmediğini öğrenmek isteyen, ince ince soran, düşüncesini belirten tatlı bir kadın. Duygu ile Ali’yi yetiştirdiler, torun torba sahibi oldular, Bahadır Sokak’ta yıllarca oturdular, ODTÜ yıllarımda uğrak evlerimden biriydi. Şimdi kışları İzmir’de, yazları Eskişehir’de köyde kalıyorlar. 

İki çift pabucumdan biri yırtılınca amcamların sokağındaki ayakkabıcıya bıraktım onarması için. ODTÜ’de yurtta kalıyordum o sırada, dersler, eylemler, yazılar derken uzun süre uğrayamadım, bir mevsimden de fazla. Uğrayabildiğimdeyse ayakkabıcı, “o kadar zaman gelmezsen, ayakkabı da beklemekten sıkılır, yürür gider!” minvalinde tatlı mı tatlı bir ders vermişti bana, zaten öğrenciydim, gerçi ders almayı hep severim! Keşke bütün dersler…

Olay Ankara’da ve 1975-80 yılları arasında geçiyorsa, hem ateşli hem heyecanlı hem de gepgenç yıllar olduğunu söylemek gerek. Hukuk Fakültesi ve SBF, Siyasal Bilgiler Fakültesi ya da kadim adıyla Mülkiye’ye sık sık gittiğimiz yıllar. Günaşırı katledilen öğrenci, gazeteci, aydın, sendikacı, işçi pek çok yurttaşın cenazesi, anması için topluca giderdik, Kızılay’ dan Kolej’e, Kurtuluş’a, oradan Cebeci’ye.

SBF’ye bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu da oradaydı, ve orada sigara dumanlarının sisi arasında bir görünüp bir kaybolan, ama sözü hiç kaybolmayan bir adam vardı, sevgili Ünsal Oskay Hoca’m. Benjamin, Adorno, Frankfurt Okulu’yla tanıştığım günlerdi sosyoloji bölümünde. Hoca da o günlerde Basın Yayın’ın dergisinde uzuuun mu uzun yazılar yazıyordu onlar hakkında. Anlattıklarının dili nasıl büyüleyiciyse, Ünsal Hoca’nın yazılarından da öyle büyüleniyordum. Hoca, Ece Ayhan’ı çok severdi, konuşması ve yazısı da, biraz Ece Ayhan şiiri gibi ‘atonal’ yani sıçramalıydı. Çok bilgi, çok düşüncenin üstüste bindiği ve akla gelmedik, çok ilginç bağlantıların kurulduğu bir konuşma. Ders anlatmaya doyamayan adam, ofisinde de başka bir okuldan gelmiş öğrenciye, bana, anlatmaya üşenmiyor, değerli zamanını harcıyordu. Belki de iyi hocalık böyle bir şeydir. Şu sıralarda hakkında yazılmış ilginç bir roman okuyorum sevgili Ünsal Hocam, öğrencin, şimdi kendisi de hoca olan Cengis T. Asiltürk’ün Karnavalın Ortasındaki Adam Ünsal Oskay romanında seninle yeniden karşılaşmak, coşkunu duymak bu kuraklıkta, yazarın dediği gibi ‘karnaval’ yaşattı bana.

“Ankara’da aşık olmak zor iki gözüm” şarkısı o günlerde yoktu ama, daha zoru yalnız olmak, ayrı düşmekti! Ankara’da genç olmuşsan devrim için savaşırsın, aşk için çarpışırsın, şiir için kahrolursun, Kaptan’ın dediğine benzer biçimde, felaketin olur, ağlarsın! Cebeci’nin yokuşları gençlik içindi o günlerde, aşk içindi, aşkbayırı deyip tırmanırdım, bir su kuşu bekliyorsa o yokuşun sonunda tırmanmaz mı insan, uça uça giderdim! Gittim.

“Sonra her şey değişiverdi”. Niksar’da çocukluk evinde küçük bir serçe kadar hür olan Cahit Külebi de bu dizeleri Ankara’da yazmış. Yazdığı gibi de olmuş, oldu. Hepimiz İstanbul’a geldik, aşkı bitirdik, Ünsal Hoca’yı yitirdik, devrim zaten vuslat oldu, bir başka bahara kaldı. Bana da unutmadığım Cebeci’yi bu yazıyla anmak kaldı. Ankara’da kalan, Ankara’dan kalan her şey gibi çok değerli. 

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, […]

Devamını Oku
Gençlik

Gençtik, geldik, geçtik… Güzel bir uyum içinde sözcükler. Öteyandan “gençliğin insanın en güzel çağı olduğunu söyleyenin alnını karışlarım” diyen eski gençler de var. Her birine biraz hak vererek ben yine de bir gençlik güzellemesi yapmak isterim. Galiba gençlik deyince, hele  Ankara deyince de yaptığım hep budur. Çünkü ikisinin birbirine bunca yakıştığı bir gençlik ve kent […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku