Kutlu Payaslı, “Ankara Rüzgârı” şarkısını ilk kez söylediğinde Ankara kızlarının imajı neydi, bilmiyorum. Ama bir Ankara kızı olarak ilgimi çeken şey, boş yere ağlayan, kalbini bağlayan erkekler değil, bunu söyleyebilirim. Yine de şarkıyı çok seviyorum, bize atfettiği neşe bile yeter. “İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına” denilen vakitlerde, yani baharın ilk günlerinde “kız neşesi” Ankara sokaklarına […]
Devamını OkuBozkırın ortasındaki küçük bir şehirden bir başkente dönüşen Ankara için pek çok şey denilebilir. Sevmeyenlerine göre burası, yapacak az şeyin bulunduğu sıkıcı bir coğrafya. Sevenlerine göreyse bir yuva. Ona kim ne derse desin değişmeyen bir gerçek var ki şehir daima genç. Belki kuruluşundaki harç bu canlılığa ihtiyaç duyduğundan, belki Cumhuriyet harcını kararken daima ileri görmek […]
Devamını OkuBen çocukken, Ankara griydi. Sıhhiye Köprüsü’nün altından geçtiğimizde gözlerimi kapamak ister, o karmaşadan ölesiye korkardım. Babaannemin eline sıkı sıkı yapışarak Abdi İpekçi Parkı’na vardığımızda gördüğüm heykel, bu sefer korku yerine bir sakinlik verirdi bünyeme. Metin Yurdanur bu eseri yaparken ne düşünmüştü bilmiyorum ama bana uzanan bir yardım eliydi onlar. Ankara’yı sevmeyen herkesin diline doladığı griden […]
Devamını Okuİki katlı evleri, caddeler kadar geniş sokaklarıyla Bahçelievler çocukluk rüyamızın ayrılmaz bir parçasıydı. Cumhuriyet Ankara’sının gözde semtlerinden olan mahallede bir zamanlar bakanlar oturuyor, sokaklarında atla gezinti yapan askerlere rastlanıyordu. Bugün belki o eski görkemi yok ama yine de hâlâ Ankara denince ilk akla düşenlerden. Mahalleye henüz Zürih Pastanesi gelmemişti ama Şişman Pastanesi hâlâ yerindeydi. Seda […]
Devamını Okuİstanbullular bu konuda hava atmayı çok seviyor ama benim çocukluğumun Ankara’sında deniz yoksa da Gençlik Parkı vardı. Bir parkla deniz aynı şey mi diyebilirsiniz yine de içinde kayıkla gezdiğimiz, sıcak günleri serin akşam üstlerine bırakırken kenarında dondurma yediğimiz, köprüsünden geçtiğimiz yer bize yokluk hissettirmez, suyun verdiği ferahlığı verirdi. Park yine orada, göl de duruyor da […]
Devamını OkuAnkara’ya rengini veren neler var diye düşünsek, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ya da asıl bilinen ismiyle ‘Mülkiye’ ilk akla gelenlerden olur kuşkusuz. Okulun nev-i şahsına münhasır geleneği ‘İnek Bayramı’ysa, baskılara, engellemelere ve soruşturmalara rağmen, öğrencilerin ve Mülkiyelilerin nezdinde varlığını sürdürüyor. Okulun hedefi sloganından belli: “Önce Mülkiye, sonra Türkiye”. Genç Ankara filizlenirken, yalnızca bir şehir […]
Devamını OkuEvimiz yıkılıyor. Sakinlerinden hayatta kalan tek kişi benim ve yirmi yıldır Ankara’dan ayrıyım. Yine de dedemden, babaannemden, babam ve amcamdan farklı olarak, ilk adımlarımı burada attım, TRT’nin anlaşılmaz sandığım seslerini burada anlamlandırdım. Bu evin salonu ilk “Ele güne karşı” performansımı ve Nurhan Damcıoğlu kasetleriyle “yampiri yampiri” diye zıplamamı sergilediğim yer. İçinde yedi senedir kimsenin yaşamadığı […]
Devamını OkuDüttürü Dünya’nın vizyona girdiği 1988’de, sinemaya gitme alışkanlığının yavaş yavaş bittiği video günlerindeydik. Biz yine de sinemaya gittik. Müziklerini Tarık Amca’m (Tarık Öcal) yapmıştı ve film Ankara’da geçiyordu. Bu da onu beyaz perdeden izlemeye değer yapıyordu. Ankaralı değilsek de Ankara’ya bağlı bir aileydik. Mesela babaannem, bütün ailesi ve kökleri İstanbul’da olsa da Ankara’nın rutubetsiz havasını […]
Devamını Oku