Aslında her şey büyük bir acının taşıdığı ağırlıkla başladı. 27 Ocak 1993’teki Uğur Mumcu’nun cenazesinde, milyonlarca insan Ankara’nın sokaklarında sloganlar atarak, ağlayarak, öfkelerini ve yaslarını birlikte taşıyarak yürüyordu. İnanılmaz bir yağmurlu bir havada kentin üzerinde aynı anda hem keskin bir isyan hem de dayanışmanın yükseldiği bir hava vardı. O gün atılan her adım, belki de […]
Devamını OkuKoca bir çınar yanıyordu ve ben bir yangından kaçıyordum. Kaçışımda sızlayan topuklarımın ardında kalan yollar beni gece yarısında, bilmediğim bir sokağa taşıdı. Ankara’nın serin rüzgârı yüzüme çarpıyor, her adımda taşların iniltilerini duyuyordum. Arnavut kaldırımları sanki benden önce yürümüş bütün insanların hafızasını saklıyordu. Bir an için zamanda yolculuk yapar gibi hissettim; o an, kendimi Eski Ankara […]
Devamını Oku“Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz,ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.”— Nâzım Hikmet, Vatan Haini (1962) Bir ülkenin hafızasında nasıl yaşanır? Bir insan yalnızca bedeninden mi sürülür, yoksa adı da bir gürültünün içine gömülürken, geride sessizliği mi kalır? Nâzım Hikmet, tam da bu sessizlikle hesaplaşan bir isim. Adı, bazen bir tutanakta, bazen bir suçlama metninde, bazen de bir […]
Devamını Oku“Dünya herkesi kırar ve sonra bazıları, işte o kırık yerlerinden güçlenir.” Kadın tavana hiçbir şey düşünmeden bakıyordu. Boyası, 90’lardan kalma, hafif solmuş, gri ve beyazın arasında belirsiz bir ton. Zamana karşı koyamayan bir yüzey; biraz toz, biraz yaşanmışlık, çatlakların arasında saklanan eski günlerin izleri. Gözlerini oraya dikmiş, nefes almayı unutmuş gibiydi. Düşünceleri, tavandaki çatlaklar gibi, […]
Devamını OkuAnkara Tren Garı’na doğru bavullarımızı almış yürüyoruz. Tren garına girdiğimde hep kendimi ufacık hissediyorum. Kocaman bir tavana bakıyorum, mermer zeminde yürüyoruz; bilet gişesi sırasına giriyoruz. İstanbul’a hep beraber trenle gideceğiz. Bu yataklı ve pusetli tren maceramızın başı değil ama ailecek son olacağını da bilmiyorum o günlerde. Bir aya kalmadan babam öldürülecek. Tren düdüğünü çaldıktan sonra […]
Devamını OkuTeknolojik ve kültürel değişimlerin hızla yaşandığı bir zaman aralığından geçtik. Çevirmeli telefonlardan bir ekran üzerinden herkese ulaşmayı mümkün kılan cep telefonlarına geçiş, göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşti. Dönüp baktığımda teleks makinelerini de hatırlıyorum, kâğıdı sürekli biten faks makinelerini de… 145’ten bağlandığımız internet hatları ise aslında çok uzak bir geçmişe ait değil. 145’i düşüremeyince 146… O […]
Devamını OkuUzun Mehmet, 1829 yılının bir sonbahar günü Karadeniz Ereğli kıyılarında keşif gezintisi yaparken, ayaklarının altında parlak siyah bir taş fark etti. Kıvılcım saçan bu taş, o dönemde pek çok insan için bir sırdı. Ancak Mehmet’in içgüdüsü, bu taşın sıradan bir taş olmadığını, daha derinlerde yatan bir değer taşıdığını söylüyordu. Uzun Mehmet’in taş kömürü keşfi, Osmanlı’nın […]
Devamını OkuGeçtiğimiz gün Instagram’da karşıma çıkan bir stand-up videosuyla bu soruyu gülerek hatırladım. Komedyen Tuna Kalınsaz, “En denizi olmayan şehir Ankara.” diye başlıyordu. Ayvalık ile Ankara arası 658 kilometre. Çocukluğumda bu yolculuk 9-10 saat sürerdi. Ne yazık ki hiç tanımadığım dedemin Ayvalık’taki yazlığına doğru giderken gri asfalt yol boyunca önce bozkırı sonra bozkırın ortasında aniden beliren […]
Devamını Oku