Ankara’nın müzikli tarihinden söz ederken yılbaşı gecelerini görmezden gelemeyiz. Yılın en “eğlenceli” geceleri çünkü bunlar. Çalışanlar için normalde aldıkları yevmiyeyi katladıkları bir ekstra, müşteriler için eğlencenin dibine vurdukları bir dağıtma akşamı. Ertesi günün tatil olmasını da fırsat bilerek sabaha kadar dışarıda olan ekip oradan oraya sıçrar, farklı mekânlarda farklı tarzlarda eğlencenin tadını çıkartırdı. Müzisyenler aynı […]
Ankara’nın müzikli tarihinden söz ederken yılbaşı gecelerini görmezden gelemeyiz. Yılın en “eğlenceli” geceleri çünkü bunlar. Çalışanlar için normalde aldıkları yevmiyeyi katladıkları bir ekstra, müşteriler için eğlencenin dibine vurdukları bir dağıtma akşamı. Ertesi günün tatil olmasını da fırsat bilerek sabaha kadar dışarıda olan ekip oradan oraya sıçrar, farklı mekânlarda farklı tarzlarda eğlencenin tadını çıkartırdı. Müzisyenler aynı gece farklı saatlerde farklı mekânlarda çalar, eğlenceye katkıda bulunurlardı. Evde oturanlar bir noktadan sonra TRT’nin (ya da sonradan devreye giren özel televizyonların) eğlence programlarından sıkıldığında kendini dışarı atardı çünkü herkes bilirdi ki yılbaşı geceleri bütün mekânlar sabaha kadar açık…
Unutamadığım (ve tuhaf bir şekilde çalışmadığım) yılbaşı gecelerinden biri, milenyum tabir edilen yeni binyıla girdiğimiz gece: 31 Aralık 1999. Ankaralı arkadaşlar toplanmış, gelemeyenlerle gece yarısında Kızılay’da buluşmak üzere sözleşmiştik. Arada farklı mekânları dolaşma planımız vardı ama (yakın zamanda bir belgesele de konu olan) Engürü Kahvesi’nde buluşunca oradan kalkıp bir yere gidemedik. Çayla başlayan muhabbet zenginleşti, Konur Sokak’tan geçen tanıdıkların katılmasıyla masa büyüdü ve hikâye kendiliğinden bir parti ortamında sürdü. Birlikte söylenen şarkılar, oynanan oyunlar derken biri saatin 12’ye yaklaştığını fark edince hep birlikte Kızılay’a gidildi. Sonrası curcuna… Birbirine sarılanlar, çığlık atanlar, kurulan halaylar ve daha nicesi… Sabaha karşı evlere dağılırken eğlenmekten yorgun, mutluluktan dingindik.
Gölge’den Manhattan’a, sonradan hikâyeye giren IF’ten Saklıkent’e uzanan mekânlarda çalınanlardan, çalanlardan söz etmeyeceğim ama kendi adıma (tem başına ya da ortağım Alper Fidaner’le) yaptığım eski45likler gecelerinde çalarken çok eğlendiğimi söyleyebilirim. Saatin 12 olmasını bekler, yaklaşırken eğlence dozunu artırır, tam 12’de 20th Century Fox filmlerinin unutulmaz giriş müziğini çalar, yılın en sevilen şarkısına bağlardık. Sonradan bir gelenek oluştu ve yılı Yedi Kocalı Hürmüz Müzikali’nin meşhur şarkısı “Yalnız Kullar”la karşılamaya başladık. Yılbaşı geceleri çaldığımda bu geleneği hâlâ sürdürüyorum.
O gecelerde çaldığım şarkılardan biri, memlekette yapılan belki de en güzel yılbaşı şarkısı: 1974 yılında Esin Engin’in sesinden dinleyiciye ulaşan “Hoş Geldin Yeni Yıl.” Vals formunda, mutlu, mutlu şarkılardan biri bu: “Kuş gibi uçtu gitti / Koskoca bir yıl yine / Neşeyle mutlulukla / Geçsin yenisi de // Hoş geldin yeni yıl / Mutluluk getir bize / Hoş geldin yeni yıl / Bolluk ver evimize…”
Dünyada yeni yılı karşılayan Noel şarkıları. Türkiye’de (arada yapılan kimi denemeler dışında) Noel şarkısı yok ama yer yer yılbaşı şarkıları yapılmış. Kimi bugüne ulaşmış, kimi dergilerin sararmış sayfalarında kalmış. Memlekette yapılmış ilk özgün bestelerden biri, bugüne ulaşmayan bir yılbaşı şarkısı. 1963 yılında sözlerini Erdem Buri’nin yazdığı, Erol Büyükburç ve Cüret Işıközlü tarafından bestelenen bu şarkı, o dönemde Tülay German ve Erol Büyükburç repertuvarının vazgeçilmezlerinden: “Mutlu olsun bu yıl / Kara günler artık geride kalsın / Silin gözyaşlarını yeni güne karşı / Doğacak güneşe, aydınlığa karşı // Bu güzel dünya bizim / Bütün insanlar kardeş / Diyerek ve severek / El ele verelim…”
Yılbaşı şarkılarının ortak özelliği, içeriklerindeki umut. ’70’li yıllarda art arda yayımlanan iki ayrı 45’lik plakta karşımıza çıkan iki şarkı, bunlara örnek. İlki, Çiğdem tarafından seslendirilen “Yeni Yılınız Kutlu Olsun.” Sanatçı, her şeyden önce, aşk diliyor: “Yeni yılınız kutlu olsun / Yeni yılımız mutlu olsun / Kalplerimiz aşkla dolsun // Bundan sonra her yeni yılda / Seninle beraber olalım / Baş başa bu geceyi biz / Neşeyle kutlayalım…” Aynı dönemde dinleyici karşısına çıkan bir başka şarkı, Gülgün’ün seslendirdiği “Yeni Yılınız Kutlu Olsun.” Onda da dilekler farklı değil.
Yılbaşı insana umut veren, yeniden başlangıçlara olanak tanıyan, geçmişin askıya alındığı, kırgınlıkların unutulduğu bir gün. Bayram gibi. 2024’ü geride bırakırken tek bir temennim var: 2025 barış, umut ve aşk getirsin. Bunlar olursa her şey güzelleşir zaten.
Ankara benim öğrencilik yıllarımda neşeli bir şehirdi. Öncesinin de neşeli olduğunu yaşayanlar anlatıyor. Gazinolar, müzikli mekânlar, Gençlik Parkı ve sokak buluşmaları, bu neşenin yaşandığı yerler ve taşıyıcıları. Önce gazinolar kapandı, sonra müzikli mekânlar şekil değiştirdi ve Gençlik Parkı neşesiz, yapay bir yere dönüştü. Yeşil neonlar, plastik palmiyeler ve her yeri kaplayan beton bu güzelim parkın […]
Devamını Oku
1988 yılında üniversite okumak için Ankara’ya geldim ve kendimi müzik âlemlerinin ortasında buldum. Öyle bar bar dolaştığımı düşünmeyin; yaşım tutmadığı için oralara giremiyordum. Pek bir şey de yoktu zaten o tarihlerde… Olanın peşindeydim. İlk hedef, TRT 3’te dinlediğim klasik müzik konserlerini canlı dinlemekti. Bu yüzden ilk öğrendiğim yer Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) salonu oldu. İlk […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku