Murat Meriç
Tüm Yazıları
Ankara’dan Yeni Bir Ses: Helikon Derneği
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankara’dan Yeni Bir Ses: Helikon Derneği

1988 yılında üniversite okumak için Ankara’ya geldim ve kendimi müzik âlemlerinin ortasında buldum. Öyle bar bar dolaştığımı düşünmeyin; yaşım tutmadığı için oralara giremiyordum. Pek bir şey de yoktu zaten o tarihlerde… Olanın peşindeydim. İlk hedef, TRT 3’te dinlediğim klasik müzik konserlerini canlı dinlemekti. Bu yüzden ilk öğrendiğim yer Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) salonu oldu. İlk […]

1988 yılında üniversite okumak için Ankara’ya geldim ve kendimi müzik âlemlerinin ortasında buldum. Öyle bar bar dolaştığımı düşünmeyin; yaşım tutmadığı için oralara giremiyordum. Pek bir şey de yoktu zaten o tarihlerde… Olanın peşindeydim. İlk hedef, TRT 3’te dinlediğim klasik müzik konserlerini canlı dinlemekti. Bu yüzden ilk öğrendiğim yer Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) salonu oldu. İlk konserim hangisi, hatırlamıyorum ama her hafta sonu orada konsere gitmek benim için bir tören hâline gelmişti. 

1989 olmalı, bir gün bir konserin girişinde üzerinde krem renkli uzun bir pardösü olan dev gibi bir adam yanıma yaklaştı ve bana bir davetiye uzattı. Üzerinde “yeni müzik” yazan bir konserin davetiyesi. Bir festival yapılıyormuş, orada “yeni” şeyler çalınacakmış. Merak ettim, gittim. Çok sevdiğimi söyleyemem ama enteresan bir şeyler olduğunun farkındaydım. Bu kavramla beni tanıştıran, sonrasında üç yıl yapacağı Ankara Uluslararası Yeni Müzik Festivali’nin yöneticisi (ve aslında her şeyi) Ahmet Yürür’dü. Sahiden her şeyi o yapıyordu. Davetiyeleri dağıtıyor, biletleri satıyor, programın yanı sıra broşürleri hazırlıyor ve hatta insanları kapıda karşılayarak bilet kesiyordu! O zamanlar kim olduğunun farkında değildim ama ilerleyen yıllarda onu tanıdıkça önemini kavradım, takip etmeye başladım. 

1993 yılında Yeni Müzik Festivali değiştirilmiş ismiyle İstanbul’da karşıma çıktı. Artık adı Uluslararası Modern Müzik Festivali’ydi ve sadece konserlerle değil, bir de kasetle kayda geçirilmişti. Festivallerin değişmez bestecisi İlhan Usmanbaş’ın eserlerinin yanı sıra Cengiz Tanç, Ahmet Yürür, Semih Korucu ve Betin Güneş’in de eserlerini içeren bu kaset hâlâ koleksiyonumun en değerli parçalarından. 

İlhan Usmanbaş, sonrasında merak ettiğim ve peşinden gittiğim bir isme dönüştü. Bir-iki konserde bizzat gördüm, mutlu oldum. Onu araştırırken karşıma çıkan bir dernek, sonrasında hayatımı değiştirecek başka şeylerin ilk adımı oldu. Yanlış anlamayın, bir derneğe üye olmadım ama bir dönem kurulmuş bir dernek sayesinde yeni ve etkili isimlerle tanıştım. Bu geçmişe merakımı artırdı, araştırmaya başladım. 

Bahsi geçen dernek, Helikon Derneği. ’50’li yıllarda Ankara’da bir hayli aktif. İlhan Usmanbaş’ın yanı sıra Bülent Arel, Faruk Güvenç, Suna Kan, Ece Ayhan, Bilge Karasu, Rahşan ve Bülent Ecevit gibi isimler de derneğin içinde. Dertleri yeni müziği yaymak, gençlere kendilerini gösterebilecekleri bir alan hazırlamak ve yan yana gelerek daha güçlü ilerlemek… Sponsorluğa karşı oldukları için ilk aldıkları karar, varlıklı kişilerden ve kurumlardan uzak durarak konserleri, sergileri eldeki olanaklarla düzenlemek. 

Eldeki olanaklar elbette sınırlı. İlk büroları Kızılay’da tuttukları metruk bir ev. 1952 yılında yola çıkan bu gençlerin yaptıkları ilk iş resim kursları ve sergiler düzenlemek, bunlardan kazandıkları geliri müziğe aktarmak. Dernek üyeleri arasında bulunan genç gazeteci Bülent Ecevit, Ulus’taki yazılarında bu dernekten söz edince daha da bilinir oluyorlar ve bir anda Ankara’nın kültür-sanat hayatında bir yıldız gibi parlıyorlar. 

Derneğin hayatımdaki etkisi büyük, çünkü sonradan çok seveceğim iki ismi bu derneği araştırırken duydum: Ece Ayhan ve Bilge Karasu. Sonrasında kitaplarını okudum, çok sevdim ve ikisiyle de yolumu Ankara’da kesiştirdim, onları gördüm ve dinledim. Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde yaptığı bir üniversite söyleşisinde tüm cesaretimi toplayarak ona Helikon Derneği’ni sormam ve sonrasında yüzünde gördüğüm gülümseme, beni o dönem çok mutlu etmişti. Kısaca anlatmış, “bugün eksikliğini hissettiğimiz şey işte bu” demişti. 2000’li yıllara doğru ilerlerken sadece Ankara’da değil İstanbul’da ya da diğer şehirlerde de böyle bir oluşum yoktu. Elli yıl öncesinde cesaretle atılmış bu adım, kısa süren etki döneminde sadece şehri değil, müziği ve edebiyatı da etkilemiş, tarihe yeni bir yön vermişti. 

Ahmet Yürür, yaşadığı süre boyunca Helikon Derneği’nin bir zamanlar yaptığı “iş”i tek başına yaptı. Elbette yanında ona inanan, destek veren (Alper Maral’dan Leyla Pınar’a, Ece İdil’den Serdar Yalçın’a uzanan) çok değerli isimler vardı ama bunlar bir araya gelerek Helikon Derneği’ni ya da bir benzerini yeniden hayata geçiremedi. Gerekli miydi, elbette tartışılır ama yan yana olunca neler yapılabileceğini hep birlikte görüyoruz. Her şey bir yana, Ankara’nın gri ve kurak ortamında yeşeren bir filiz sayabileceğimiz Helikon Derneği örneği yeter. 

Uzun uzun anlatmayı, yaşayanların anılarından parçalar alarak yazıyı renklendirmeyi elbette isterim ama sayfanın ve dolayısıyla yazının sınırı belli. Benimki bir küçük dikkat çekiş çünkü Helikon Derneği, bilhassa Ankara için önemli bir ilk adım. Sonrasında başka dernekler ve vakıflar kuruldu, bunlar şehrin tarihini değiştirecek işler yaptı ama Helikon Derneği olmasaydı olurlar mıydı, bilinmez. 

Ahmet Yürür’ü ve yakın zamanda kaybettiğimiz İlhan Usmanbaş’ı (elbette aramızda olmayan diğer isimlerle birlikte) saygıyla anıyor, “yeni” Ankara’dan Türkiye sathına yayılan bütün yenilikleri heyecanla selamlıyorum. Helikon Derneği, ilerleyen yıllarda da önümüzde bir ışık gibi duracak ve yol gösterecek. Buna inanıyorum. 

Yazarın Diğer Yazıları
Teoman’a Nazire:

Karanfil’in bir önceki sayısında yayımlanan “Ankarasız Yaz Şarkıları” başlıklı yazıma Gündoğdu Duran’ın “Ankara Rüzgârı” adlı bestesini anarak başlamıştım. Doğrudan Ankara yazını anlatan şarkı olmadığı için başka illere uzanmış, memleketin dört bir yanını anlatan yaz şarkılarından söz etmiştim. Sonbaharı anarken yine aynı şeyi yapmak durumundayım çünkü Ankara, mevsimler bahsinde biraz şanssız. Cem Karaca, “Mor Perşembe”de İstanbul’a […]

Devamını Oku
Ankarasız Yaz Şarkıları

“Gözleri Aşka Gülen”le tanıdığımız besteci Gündoğdu Duran’ın en şahane eserlerinden biri “Ankara Rüzgârı”. Bu muhayyer-kürdî beste, kızlarının vefasızlığından söz etse de Ankara için yazılmış en güzel şarkılardan. Derya Bengi, ’60’lı yılları anlattığı kitabında (Dünya Durmadan Dönüyor / ’60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Yapı Kredi Yayınları, 2022) şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Yazarının hayat öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku