Ankara için “müziğin başkenti” tanımını elbette kullanabiliriz ama hemen akla gelen bir soru, olayı biraz karıştırabilir: Onu bu mertebeye oturtan ne? Cevabı da hemen belirir ama farklı kanallardan farklı önerileri önümüze koyarak… Klasik müziğin can damarı konservatuvar; alaturkayı ve halk müziğini besleyen radyo; pop bahsinde belirleyici olan televizyon, bu payeyi kazanmada önemli. Bunlar resmî kurumlar… […]
Ankara için “müziğin başkenti” tanımını elbette kullanabiliriz ama hemen akla gelen bir soru, olayı biraz karıştırabilir: Onu bu mertebeye oturtan ne? Cevabı da hemen belirir ama farklı kanallardan farklı önerileri önümüze koyarak… Klasik müziğin can damarı konservatuvar; alaturkayı ve halk müziğini besleyen radyo; pop bahsinde belirleyici olan televizyon, bu payeyi kazanmada önemli. Bunlar resmî kurumlar… Diğer yanda (bilhassa ’80’li yıllarda popüler olan) türkü barlar, her dem eğlencenin kalbinin attığı pavyonlar, ’90’lı yıllara damgasını vuran rock barlar var. Bunların hepsi ayrı ayrı önemli ama bütüne baktığımızda Ankara için şu cümleyi çok rahat kurabiliriz: Müzik piyasasında belirleyici.
Müzik camiasında bir Ankaralılar ordusu var. İsimler Ahmet Adnan Saygun’dan Ekrem Çelebi’ye, Mazhar Alanson’dan Âşık Mahzuni Şerif’e uzanıyor. Bunlar, orada ikamet edenler. Kayahan’dan Orhan Gencebay’a, Neşet Ertaş’tan Kaan Tangöze’ye yolu Ankara’dan geçenleri de bu isimlere eklediğimizde iş büyüyor ve yukarıdaki paragrafın sonunda kurduğum cümle başka bir anlam kazanıyor.
Sadece kurum değil, bir okul: TRT
Ankara’yı “müziğin başkenti” yapan unsurlardan biri TRT. Ankara Televizyonu bir yandan piyasayı beslerken Ankara Radyosu bambaşka bir yerden can suyu oldu. Denetim belası bir yana, bu kurum, kazandırdıklarını göz önünde tuttuğumuzda bir okul olarak adlandırılmayı hak ediyor.
28 Ekim 1938’de resmen işletmeye açılan Ankara Radyosu; Emel Sayın’dan Behiye Aksoy’a, Nesrin Sipahi’den Muazzez Abacı’ya, Zekai Tunca’dan Necdet Tokatlıoğlu’na pek çok sanatçıyı yetiştirdi. Gazino döneminin büyük yıldızları buradan çıktı. Bir dönem müdürlüğünü Teoman Alpay’ın yaptığı Türk Sanat Müziği (TSM) bölümü, bilhassa ’60’lı ve ’70’li yıllarda pek çok popüler şarkının yayılmasına vesile oldu. 2016’da Nesrin Sipahi ile yaptığım bir söyleşide söz bu döneme gelmiş, Sipahi o yılları şöyle anlatmıştı:
“Teoman Alpay, Ankara Radyosu’nda benim müdürümdü; Müzik Yayınları Şefi’ydi. Akşam şarkıları yapardı, sabah önümüze koyardı ve radyoda okuturdu. Notayı eciş bücüş yazardı, ben düzeltirdim, sazlar çalardı. Kendi şarkılarını okutmak için programı değiştirir, denetime falan sokmadan onları çaldırırdı. Sazlara ‘akşam bendensiniz’ derdi, keyifle çalar söylerdik. Yarım saatte yaptığı şarkılardı ama hepsi çok tuttu.”
Elbette sadece TSM tarafı değil Türk Halk Müziği (THM) tarafı da etkin. Muzaffer Sarısözen’den Nida Tüfekçi’ye uzanan gelenek ve bu ikilinin radyo bünyesinde yaptığı çalışmalar, halk müziği repertuvarının oluşmasında bir hayli önemli. Öncesi, Bela Bartok’un Ahmet Adnan Saygun’la çıktığı Anadolu gezisi ve orada yaptığı derlemeler –ki bir kısım türküler bu sayede kayıt altına alınmıştı. Ankara Radyosu bünyesinde kurulan Yurttan Sesler topluluğu bir yandan türküleri ehlileştirdi ama diğer yandan onları yaygınlaştırdı. Farklı dönemlerde Ankara Radyosu bünyesinde çalışmalar yapan Aliye Akkılıç, Bedia Akartürk, Gülşen Kutlu, Neriman Altındağ Tüfekçi, Nezahat Bayram, Saniye Can, Şakir Öner Günhan, Yıldız Ayhan gibi türkücüler sadece yaptıkları plaklarla değil radyo programları aracılığıyla da pek çok türküyü dinleyiciyle buluşturdu. İlerleyen yıllarda Neşet Ertaş’tan Orhan Gencebay’a, Ruhi Su’dan Özay Gönlüm’e o stüdyolardan çok isim geçti.
Ankara Televizyonu’nun kuruluş tarihi 31 Ocak 1968. İlk döneminde Mithatpaşa Stüdyosu’ndan haftada üç gün yayın yapan kanal, o günlerden birinde Zeki Müren’in bir konserini izleyiciyle buluşturmuştu. Sonraki yıllarda bilhassa İzzet Öz, Teoman Tarhan gibi yapımcıların programları, (o yıllarda Türkçe sözlü hafif Batı müziği olarak anılan) pop müziğin yaygınlaşmasında önemli bir rol üstlendi. Ankara’da yaşayan, yolu bir şekilde Ankara’ya düşen besteciler ve şarkıcılar adlarını böyle duyurdu. 1975 yılından itibaren yapılan Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye Elemeleri’nden söz etmiyorum bile…
Ankaralı, Ankaracı şarkıcılar ve topluluklar
Ankaralı şarkıcılar bahsi uzun. Daha önceki yazılarda bir kısmından söz etmiştim; bundan sonrakilerde diğerlerine de sıra gelir ama şunu söyleyeyim: Bilhassa ’70’li yılların ikinci yarısından itibaren orada yaşayan isimlerin yaptığı işler memleket müziğinin ana kırılma noktalarını oluşturdu. Alpay ve Mazhar Alanson akla gelen ilk isimler. Biri Anadolu-pop’un ilk örneklerine imza attı, sonrasında romantik şarkılar söyledi, araya “Fabrika Kızı”ndan “Güven Parkı”na uzanan toplumcu şarkılar soktu ve yaptığı her şey hep çok ses getirdi. Diğeri, Fuat Güner ve Özkan Uğur’la kurduğu toplulukla ’80’li yılların karanlığını dağıttı, ana arterde bambaşka bir hat açtı.
’70’li yılların başında Ankara’da abilerinin açtığı barda gitar eşliğinde İspanyolca şarkılar söyleyerek ün kazanan, radyoda duyulduktan sonra İstanbul’a göçerek ününü pekiştiren Selda Bağcan, bu isimlere ekleyebileceğimiz bir diğer Ankaralı. Dahası da var: Yeni Türkü ve devamı sayabileceğimiz Çağdaş Türkü, Pilli Bebek’ten maNga’ya, Çilekeş’ten Seksendört’e uzanan topluluklar ve Özlem Tekin’den Pamela’ya uzanan Ankaralı isimler yakın dönemde piyasayı renklendirdi.
Bir de Ankara gazinoları ve barları var elbette… Gazinolar TSM ve THM hattında önemli ama barlar; yetiştirdikleri bir yana, İstanbul’da olanları anında başkente taşıdığı için ayrı bir yerde duruyor. Duman, Replikas, Nekropsi, Gevende, BaBa ZuLa gibi toplulukları çıktıkları dönemde bu barlarda dinlemek paha biçilmezdi. Hepsi hep aynı şeyleri söyler: Ankara izleyicisi farklı. Bu anlamda, Ankara, bir yandan da onların yetiştiği yer.
Her şeyi başlatan kurum: Ankara Devlet Konservatuvarı
Yazının başında adını andım, sonuna onunla ilerleyeyim… Elbette yukarıda saydığım her şeyin önünde olan bu kurumu ıskalamak olmaz. Başkentlik biraz da bu konservatuvar vesilesiyle… Klasik Batı Müziği’nin mabedi, memleketteki en önemli eğitim kurumlarından biri. Erkin Koray’ın dediği gibi, “Hikâyesini anlatmaya kalksam zamanın beyni durur, denizler kurur.” İyisi mi burada bırakayım, başka bir zaman daha ayrıntılı anlatayım.
Sözün özü şu: Ankara her anlamda başkent. Müzikte de öyle… Olmasa elbette olurdu ama başka olurdu.
Ankara için “müziğin başkenti” tanımını elbette kullanabiliriz ama hemen akla gelen bir soru, olayı biraz karıştırabilir: Onu bu mertebeye oturtan ne? Cevabı da hemen belirir ama farklı kanallardan farklı önerileri önümüze koyarak… Klasik müziğin can damarı konservatuvar; alaturkayı ve halk müziğini besleyen radyo; pop bahsinde belirleyici olan televizyon, bu payeyi kazanmada önemli. Bunlar resmî kurumlar… […]
Devamını Oku
Gündoğarken’le ’80’li yılların ortalarında tanıştım. Lisedeydim. Dinlediğim ilk şarkıları, bir İzzet Öz programında rastladığım “Bir Yaz Daha Bitiyor”du -ki sonraki yıllarda bu görüntünün TRT’deki ilk görüntüleri olduğunu öğrendim. Delikanlıydım, heyecanlıydım, üstelik rakipleri dişliydi: Mazhar Fuat Özkan, Bulutsuzluk Özlemi, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibilerinin arasından sıyrılarak kendilerini sevdirdiler ve beni hiç hayal kırıklığına uğratmadılar. İlk sevdiğim […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku