Kendi ölçülerimiz içinde dünyayı kavramak başka, binlerce yılın farklı kültürel etkileşimleri ile şekillenmiş birikiminin ayrımına varmak başka bir şey. Açıktır ki yiğitlik bütün toplumlarda topluluğun övünç duygusunu yansıtır. Toplumun bu övünç duygusunu besleyen zengin bir retoriğin oluşması giderek folklorik söyleme de dönüşebilir. Öyle de olsa tarihsel gerçeklik, toplumsal belleğin labirentlerinde karşılığını bulan bir anımsamaya dönüşebilir. […]
Devamını OkuMüzik ile şiirin akrabalığı; can ile cananın, gül ile bülbülün birbirine dolandığı, hangisinin hangisini soyup soyunduğunun bilinmediği bir kıvamdır. Bozlak okumak bir kendinden geçme, acı sınırını aşma halidir. Sesin yettiği yere kadar isyandır. Bozlaksa acının ses örsünde ezilme halidir. Poyrazın önüne kattığı kar tanelerini hışımla dağıttı ve ayazın keskinliğine karşı, birbirine yakın iki avurdunun dolusu […]
Devamını OkuEv adresini bilmez bir dünyanın içindeyiz. Yürüdüğümüzden, konakladığımızdan daha çok göründüğümüzle avunuyoruz. Toplumun en açıktaki insanı, halk ozanı da böyle yarı açık cezaevi mahkûmu gibidir; mekânını yitirmiştir. Âşık, adına indirgenmiş romantikliği bertaraf edebildiği oranda sağlamcı dizelere ulaşır. Ne var ki yeni şekillenen sosyal doku öncüllerinin sahip oldukları geleneksel eğitim kurumlarını yok etmiştir. Donanım mekânını […]
Devamını Oku1894 yılında dünyaya geldiğinde, Osmanlı, 1856 Kırım Savaşı’nı geride bırakmış, 1892 Osmanlı-Yunan Savaşı’ndan yeni çıkmıştı. Ateş çemberi son bulmamış, yangın daha da yayılmıştı. 1911 Trablus, 1912 Balkan, 1914-18 Büyük Dünya ve nihayet Kurtuluş Savaşı… Eli kalem tutan, dili yeten çok kimse dört yıl kanlı boğuşma halinde süren Birinci Dünya Savaşı’na niçin girdiğimizi bugün bile […]
Devamını Oku