“Felekten” kotardığımız güzellikler vardır. Türküler ve deyişler, çoğu zaman farkında olmadan hayatımıza karışmış başka ayrıcalıklar gibi felekten kotardığımız güzelliklerdir. Kaç bin insan ömrünün tanığı olarak dilimizde haykırış, kulaklarımızda ses olduğunu bilmeden söyler, dinler ve yaşarız. Yazık ki bu birikimi taşıyanları unutarak çoğalırız. Yaşar ve çoğalırız. Hakikat ehlinin söz ikliminde bizler de o mülke ortak oluruz, […]
“Felekten” kotardığımız güzellikler vardır.
Türküler ve deyişler, çoğu zaman farkında olmadan hayatımıza karışmış başka ayrıcalıklar gibi felekten kotardığımız güzelliklerdir.
Kaç bin insan ömrünün tanığı olarak dilimizde haykırış, kulaklarımızda ses olduğunu bilmeden söyler, dinler ve yaşarız. Yazık ki bu birikimi taşıyanları unutarak çoğalırız.
Yaşar ve çoğalırız. Hakikat ehlinin söz ikliminde bizler de o mülke ortak oluruz, onlarla biriktirir, onlarla birikimimizi çoğaltırız. Bu birikimi Asım Bezirci’ye, Uğur Kaynar’a, Asaf Koçak’a, Muhlis Akarsu’ya, Metin Altıok’a Koray’a, Erdal’a, Menekşe’ye… ve Nesimi Çimen’e borçlu olduğumuzu unutarak çoğalırız.
Yolculuk, suyun yatağını bulması gibidir. Menzile vardırır. Kaç ırmak akarsanız, kaç deniz doldurursanız doldurun menzil okyanus olursa, aşk ettiğiniz suyla durulanmış olursunuz.
Yol paralarını komşularından borç almışlar, eşi Makbule Hanım’la Antakya’dan gelmişlerdi. Sivas’a gitmelerinden önce, Konur Sokak’ta, Kardelen’de buluştuk. Nejat Birdoğan, Attila Erden ve Mehmet Bayrak da aynı masadaydı. Yemek yedikten sonra ikimiz masanın bir kenarına çekildik. Sorular yönelttim. Gecenin geç saatine kadar sohbet ettik.
1931 yılında Saimbeyli’de dünyaya gelir. Baba bir ağanın yanında ırgatlık yapmaktadır. Nesimi Çimen henüz on yaşındayken babası ağa tarafından kovulur; Kayseri’nin Sarız ilçesinin İncemağara köyüne göçerler. Gezgin dedelerin abalarının altında taşıdıkları curaya burada bağlanır. Burada Meluli, Mücrimi, Afe Ana, İbreti, Şükrü gibi Hakikatçiler olarak bilinen âşık muhabbetinin okuluna dahil olur.
Rüzgâra tohum ekmeyi, sudan heykeller yontmayı, kötülere iyilik saçmayı bu Hakikat diyarında öğrenir. Okula, okuma yazma öğrenecek kadar bir yol uğramıştır. Diploması ise ta ki 44 yaşındayken sınava girip alana kadar yoktur.
İlk eşiyle 1950 yılında evlenir, 1953’te de askere gider. “Fıkara itinin adını gümüş, öküzününkini de altın” koyarmış ya, köy isimlerimiz de böyle. Nesimi Çimen askerlik sonrası Kadirli’nin Faydalı köyüne yerleşir. Amcasından bakırcılık ve kalaycılık öğrenir, bununla geçinmeye çalışır. Ne var ki bu yol onu düşlediği okyanusla buluşturacak değildir.
Yaşar Kemal’in bir Kadirli ziyaretinde karşılaşırlar; iş aradığını, büyük şehre gitmek istediğini belirtir. İstanbul’a gelir. Yardımcı olur Yaşar Kemal, araya Behçet Kemal Çağlar’ı koyarak bir mozaik fabrikasında iş bulur. Ne var ki henüz bir yılını doldurmadan fabrikada başlayan grevde o da grevcilerden taraf olur. İşten atılır.
“Kolay mı gerçeği görmek
Dost bağında güller dermek
Orda kalsın değer vermek
Yeter ucuza satmasın
Sonu gelmez bu virdimin
Dermanı yoktur derdimin
Gerekmez ilaç yardımın
Yeter yakamdan tutmasın
Nesimi der vay başıma
Kanlar karıştı yaşıma
Yağın gerekmez aşıma
Yeter zehirin katmasın”
İşsiz, güçsüz, parasızdır.
Almanya’ya işçi olarak gitmeyi dener ancak bronşit olduğu için bu girişimi de sonuçsuz kalır. Yatacak yeri yoktur. Yeniden Yaşar Kemal’i bulmak için TİP’e gider. Yaşar Kemal yoktur, ama Gençlik Kolları Başkanı Avukat Ali Yaşar vardır, samimi davranır. Partide yatıp kalkabileceğini söyler. Bir gecekondu bulana kadar TİP’in binasında kalır.
İstanbul onun Sarız’daki muhabbet kaynağından sonra ikinci okuludur. 1961’de kurulan TİP içerisinde yer alır ve o çevredeki aydınlarla buluşur, etkinliklerde görev alır. Gençlik liderlerinden Harun Karadeniz, edebiyat çevresinden Fakir Baykurt, Yılmaz Güney, Yaşar Kemal, Can Yücel, Onat Kutlar, siyasi çevrelerden Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, İdris Küçükömer onun yakın dostları arasındadır.
Köyler küçülmekte, şehirler büyümektedir. TİP’lidir ve Anadolu’yu başka bir örgütlenmenin içerisinde gezme olanağı bulmuştur. Şiir de deyiş de yeni içerik kazanmaktadır. Nesimi Çimen bu değişimin farkında olarak söylemeye başlar.
1966 Ankara Büyük Sinema’da Türkiye’de ilk “Şah Hatayi’yi Anma Gecesi”nin düzenleyicisidir. Âşık Mahzuni Şerif, Ruhi Su, Âşık İbreti, Kul Hasan, Âşık Latife, Hüseyin Çırakman, Şah Turna, Âşık Ali İzzet, Âşık İhsani, Kul Ahmet gibi dönemin ünlü üstatlarının ve semah ekiplerinin katıldığı gecede Yaşar Kemal, Can Yücel, Ruhi Su, Kemal Çiftler ve Ahmet Yürür’le birlikte Nesimi Çimen de gözaltına alınır.
1969 yılında Atıf Yılmaz’la tanışır, bir filmde de oynar. Umur Bugay, Tuncel Kurtiz ve Savaş Dinçel’le birlikte Halk Oyuncuları’nın kurucuları arasında yer alır. Pir Sultan Abdal oyununda oynar. Bu oyun Tunceli’de sahnelenirken tutuklanır, kendisine çok eziyet edilir. Bıyıklarının yarısı kerpetenle yolunur.
Sosyal güvencesinin olup olmadığını sordum. Yoktu. Düzenli bir geliri de yoktu. Cebinden Fransız Müzik Eseri Sahipleri Meslek Birliği’ne ait kimlik kartını çıkarıp gösterdi. “Zaman zaman telif ücretleri gelir, onunla yaşamaya çalışırım” dedi.
1970’de Fransa ve Almanya’da konserler vermek üzere yurtdışına çıkar. Almanya’da altı plaklık bir seri doldurur.
Fransa’da Abidin Dino, Pertev Naili Boratav’la buluşur.
Abidin Bey bir gün, Fransız Ulusal Radyosu’na götürür. Yanında kendi deyimiyle “kepçe kadar üç telli cura”sı vardır. Abidin Dino Fransa’da da tanınan biridir. Ulusal radyosunun başpiyanisti kabul eder, Nesimi Çimen’in elinde curayı görünce pek itibar etmez. Buyururlar ve bir ara Abidin Dino’ya “çalsın da dinleyelim” mealinde bir şeyler söyler. Nesimi Çimen bunu anlar. Abidin Bey “Bunlar sanatçı insanlar, öyle çal deyince çalmaz, çalamazlar.” der. Biraz daha sohbet ettikten sonra Nesimi Çimen üç telli curasını eline alır ve başlar söylemeye. O dev gibi adam, sesin nereden geldiğini anlamak için öyle hale gelir ki küçüle küçüle neredeyse curanın içine sığacak olur.
“Hemen bir kayıt alalım.” der. Randevulaşırlar, bir değil iki kayıt yapılır ve sonrasında her yıl Fransız radyosunun davetlisi olarak konserler verir.
Paris’te Türkiye’deyken tanıştığı Erdem Buri ve Tülay German’larda kalır.
1973’te Rennes Müzik Festivali’ne katılır. 6 Mayıs adlı uzun çaları Chant du Monde yayımlanır.
Fransa’nın yanı sıra İngiltere, Yugoslavya, Hollanda ve İsviçre’de konserler verir.
Halk bir şeyi söyleyebilmek için başka bir şeyi suskunlukla geçiştirir. O suskun yanımızın sabır ustalarından biridir Nesimi Çimen.
Onlar, korktuğumuz kadar korkmazlığımız, yorulduğumuz kadar yılmazlığımız, doğa ve canlı severliğimiz, kamil olanla canlaşmamızdır. Onlardaki bu direnç ve estetiğin farkına varma bilincimiz derinleştikçe deyiş ve türkü denen o harika gerçekliğin kökenine inmeyi başarabilir, anlamını çözebiliriz.
Nesimi Çimen bazı şeyleri suskunlukla geçirmekliğimizin sesidir. Çünkü her deyiş ve türkü aklın süzgeci, yüreğin örsü, dilin sessizliğinden geçmiş tecrübelerdir. Bir güzel direniş aşılayıcısıdırlar.
“Ankara Zeybeği”, “Şeker Oğlan”, “Atım Arap” “Misket”… Kulağımızda yankılanan bu Ankara havalarının unutulmaz yorumcularının başında tartışmasız Bayram Aracı gelir. Halk Müziği tarihinde bazı isimler vardır ki yalnızca bir icracı olarak değil, ortaya koydukları tarz, sergiledikleri duruş ile bir eşik figürü olarak anılmayı hak eder. Bayram Aracı, işte bu eşiklerin insanıdır. 1920’de Elmadağ’da doğmuş, 1969’da İstanbul’da […]
Devamını Oku
“Çarşıdan aldım bir tane eve geldim bin tane!” Yeni yıl her birini nefesimizle tek tek şişirip ipini sıkı sıkıya tuttuğumuz balonlarımızın yükselip yükselip birden elimizden kaçıvermesi gibi arkasından hüzünle bakıvermemiz olmadığına göre, o hayatımızı coşkulandıran cıvıltının altında neler yatıyor aramak gerek. Halk kültüründe yeni yıl “takvim değişimi” yahut dondurucu kar yağışını pencere önünde izleme yerine […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku