ORUÇ- Ne haber Molla, nasılsın? BEN- Aa! Oruç! Oruç Aruoba! Gel otur şöyle! Sana bir şeyler söyleyeyim. Ne içersin? Gölün kıyısında oturmuş düşünüyordum. Ne zamandır görüşmedik seninle, konuşur özlem gideririz. ORUÇ- Lan Molla! Eskiden de böyle tuhaf biriydin. Ben öldüm oğlum, haberin yok mu? BEN- Tıbben ölmüş olabilirsin. Benim için hiç ölmedin. Ben hep gidip […]
ORUÇ- Ne haber Molla, nasılsın?
BEN- Aa! Oruç! Oruç Aruoba! Gel otur şöyle! Sana bir şeyler söyleyeyim. Ne içersin? Gölün kıyısında oturmuş düşünüyordum. Ne zamandır görüşmedik seninle, konuşur özlem gideririz.
ORUÇ- Lan Molla! Eskiden de böyle tuhaf biriydin. Ben öldüm oğlum, haberin yok mu?
BEN- Tıbben ölmüş olabilirsin. Benim için hiç ölmedin. Ben hep gidip gelenlerle konuşurum. Örneğin, Herakleitos’la, Sokrates’le, Yunus’la çok konuşmuşluğum vardır. Ben görürüm, duyarım onları.
ORUÇ- Ben öldükten sonra daha da özgürleştim. Gönlümce dolaşır oldum dünyayı. Bedenim yok, alışılmış anlamda. Bir enerji olarak etkileşebildiğim insanlara görünebiliyorum. Bak arkada, biraz uzağımda duranı tanıdın mı?
BEN- Gözlüğümü takıp bir bakayım. Nietzsche! Nietzsche bu! Birlikte mi geldiniz?
ORUÇ- Friedrich’le dostluğu epey ilerlettik. Biraz Türkiye’yi dolaştırayım dedim. Yunanistan’dan geliyoruz birlikte.
BEN- Nietzsche! Sevgili dost! Çok iyi görünüyorsun! Bakışlarındaki karanlık gitmiş. Çok sıcak bakıyorsun. Gülümsüyorsun da. Ölüm sana yaramış.
NIETZSCHE- Oruç’a da söyledim. Yaşayabilirdim bu iklimde. Güneşli sıcak. Kendimi canlı, dopdolu biri olarak hissediyorum. “Büyük Sağlık” diye yazmıştım Ecco Homo’da. Yaşamın tuhaf çelişkisi, öldükten sonra sağlığıma kavuşmam. Şimdi, ölümüm sonrası acıyla tanık olduğum dünya beni zaman zaman ürkütüyor. İnsanlar hâlâ yaşamın hedefini bilmiyor. İnsanın hedefi eksikse insanlığın kendisi eksiktir.
BEN- Şöyle buyrun değerli Nietzsche, size çay söyleyeyim.
NIETZSCHE- Artık ölüm öncesi bedene sahip değiliz yine de yaşamı duyuyor, tadıyor, anımsıyoruz.
ORUÇ- Molla, sen yine köylülüğünü gösteriyor, Nietzsche’ye “çay” ısmarlıyorsun. Biraz değiş yahu!
NIETZSCHE- Oruç neden size “Molla” diyor? Dini bir makamınız mı var?
BEN- Ağır bir insan olduğum, yavaş hareket ettiğim için belki; akademik hayata isyan edip ayrılmadığımı, uyumlu olduğumu düşündüğü için belki. Yıllardır görüşemedik kendisiyle. Ankara’daki üniversitesinden ayrılıp İstanbul’a gitti. Ben oralardaki birtakım çevrelerden hep uzak durmuşumdur. Ölmeden önce Assos’ta bir toplantıda karşılaştık. Benim oradaki konuşmamdan çok rahatsız oldu. Çok kızdı. Konuşmam bittiğinde beni döveceğini düşündüm bir an. Felsefedeki dilime çok kızıyordu. Felsefeyi ayağa düşürdüğümü düşünenlerdendi herhalde. Sizi yorumlama tarzımdan da rahatsız olmuş olabilir. Sonra kızgınlığı geçti. Selamlaşarak ayrılmıştık. Ben onu duyanlardan biriydim. Biliyordu bunu. Hâlâ duymakta olduğumu da biliyordur herhalde.
ORUÇ- Bu sözlerinle yine mollalığını yaptın. Friedrich, bu var ya bu, senin kitaplarını çevirdi. Bir felaket!
BEN- Evet kötüydü ama sonraları, son baskılarda düzeltmeye çabaladım.
NIETZSCHE- Anladığım kadarıyla siz dostsunuz. Neden biliyor musunuz? Birbirinizin dibinde değilsiniz! Zerdüşt’teki sözlerimi anımsayın. Orada “Dibindekileri Sevme Üstüne” (Von Nächstenliebe) diye bir bölüm var. Sizin dilinize “Komşusunu Sevmek Üzerine”, “En yakındakileri Sevmek Üzerine” gibi çevrilebiliyor. Diyorum ki özet olarak: Dibinizdekileri sevmek, kendinize karşı kötü sevgidir. Kendinizden kaçmanın bir yoludur. Onun için dibinizde olandan kaçıp en uzakta olanı sevin. En uzakta ve gelecekte olanı sevin. Hatta “hayaletleri sevin.” Sizin sevginiz öyle galiba.
ORUÇ- Friedrich, baksana şu güneşin batışına, göl nasıl da ışıyor, tüm derinliği, içtenliğiyle. Benim haikularımda dile getirdiğim gibi.
NIETZSCHE- İyi ki geldik buralara Oruç. Yaşarken buraları görme olanağım yoktu. Avrupa’nın karanlığında kalmıştım.
BEN- Bilirsiniz, Yedi Bilge arasında sayılan Korinthoslu Periandros’un bir sözü var: μελέτη τὸ πᾶν, meletê to pan, “bir bütün olarak var olanı dert edin.” Bu dünyayı, evreni, insanı… Ne yazık ki insan kendi küçük dünyalarında boğulup bütünü göremiyor, insan olma “hedefini” yitirmiş, biraz önce Nietzsche’nin dediği gibi…
ORUÇ- Şimdi bu ukalalığı neden yaptın Molla?
BEN- Uzakta, en uzakta, gelecekte olan dünyamızı, içinde bulunduğumuz kozmosu hatırlatmak için.
NIETZSCHE- Ben size dibinizdekileri değil, dostu öğretiyorum kardeşlerim. Dost dünyanın şenliği. Dostun içinde dünya eksiksiz hazırdır. Her zaman armağan edecek eksiksiz hazır bir dünyası olan yaratıcı dostu öğretiyorum size.
HHH
Güneş batıyordu. Ankara’da, Eymir Gölü’nün kıyısında bir masada üç dost kucaklaştık.
Açık açık sorayım: Siz yeniyi eskiticilerden misiniz? Yeniyi hiç yaşayamayanlardan? Dokunduğunuz her şeyi eskitenlerden? “Zaten güneşin altında yeni bir şey yok” diyenlerden. Öyle mi diyorsunuz? Öyleyse göğün üstüne bir bakınız. Evren yeniyi deniyor. Evren o demek: Yeniyi deneyen. Gördüğümüz düzenlilikler, hani doğa yasaları dediğimiz, her an yenileniyor. İlkbahar, yaz, sonbahar kış. Devreden bir şey var. […]
Devamını Oku
On sekiz yaşımda Ankara’da düşünceye düştüğümde (1965), Ankara bozkırdı. Aydınlıktı. Toprak kokuyordu. Kuytuları vardı. Saklanılacak dip köşeleri… Nasıl düşünmez insan, bundan altmış yıl öncesinin Ankara’sına düşer de… Orada üşür, orada öğrenir, orada duyar da… Bir dur durak bilmez düşüngen olarak bin dokuz yüzün altmışlı yetmişli yıllarında Cebeci’deki Milli Müdafaa Vekâleti’nin öğrenci yurdundan sabahın köründe çıkıyorum. […]
Devamını Oku
Yarım asırlık yazarlık serüvenini geride bırakan Buket Uzuner, yeni kitabı Kız Neşesi ile okurla buluştu. Karanfil’e konuşan Uzuner, Ankara’yla kurduğu bağı, yazarlık yolculuğunu ve kadınların direncine dair düşüncelerini anlatırken “Ankara hiçbir zaman gri olmadı” dedi. Edebiyatta yarım asrı geride bırakmak, onlarca kitap yazmanın ötesinde bir şey. Bir ülkenin hafızasına, şehirlerin değişen yüzüne, kadınlık hallerinin dönüşümüne […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku