Ahmet İnam
Tüm Yazıları
Nıetzsche, Oruç Aruoba, Ankara’da, Gölbaşı’nda
Ana Sayfa Tüm Yazılar Nıetzsche, Oruç Aruoba, Ankara’da, Gölbaşı’nda

ORUÇ- Ne haber Molla, nasılsın? BEN- Aa! Oruç! Oruç Aruoba! Gel otur şöyle! Sana bir şeyler söyleyeyim. Ne içersin? Gölün kıyısında oturmuş düşünüyordum. Ne zamandır görüşmedik seninle, konuşur özlem gideririz. ORUÇ- Lan Molla! Eskiden de böyle tuhaf biriydin. Ben öldüm oğlum, haberin yok mu? BEN- Tıbben ölmüş olabilirsin. Benim için hiç ölmedin. Ben hep gidip […]

ORUÇ- Ne haber Molla, nasılsın?

BEN- Aa! Oruç! Oruç Aruoba! Gel otur şöyle! Sana bir şeyler söyleyeyim. Ne içersin? Gölün kıyısında oturmuş düşünüyordum. Ne zamandır görüşmedik seninle, konuşur özlem gideririz.

ORUÇ- Lan Molla! Eskiden de böyle tuhaf biriydin. Ben öldüm oğlum, haberin yok mu?

BEN- Tıbben ölmüş olabilirsin. Benim için hiç ölmedin. Ben hep gidip gelenlerle konuşurum. Örneğin, Herakleitos’la, Sokrates’le, Yunus’la çok konuşmuşluğum vardır. Ben görürüm, duyarım onları.

ORUÇ- Ben öldükten sonra daha da özgürleştim. Gönlümce dolaşır oldum dünyayı. Bedenim yok, alışılmış anlamda. Bir enerji olarak etkileşebildiğim insanlara görünebiliyorum. Bak arkada, biraz uzağımda duranı tanıdın mı?

BEN- Gözlüğümü takıp bir bakayım. Nietzsche! Nietzsche bu! Birlikte mi geldiniz?

ORUÇ- Friedrich’le dostluğu epey ilerlettik. Biraz Türkiye’yi dolaştırayım dedim. Yunanistan’dan geliyoruz birlikte.

BEN- Nietzsche! Sevgili dost! Çok iyi görünüyorsun! Bakışlarındaki karanlık gitmiş. Çok sıcak bakıyorsun. Gülümsüyorsun da. Ölüm sana yaramış.

NIETZSCHE- Oruç’a da söyledim. Yaşayabilirdim bu iklimde. Güneşli sıcak. Kendimi canlı, dopdolu biri olarak hissediyorum. “Büyük Sağlık” diye yazmıştım Ecco Homo’da. Yaşamın tuhaf çelişkisi, öldükten sonra sağlığıma kavuşmam. Şimdi, ölümüm sonrası acıyla tanık olduğum dünya beni zaman zaman ürkütüyor. İnsanlar hâlâ yaşamın hedefini bilmiyor. İnsanın hedefi eksikse insanlığın kendisi eksiktir.

BEN- Şöyle buyrun değerli Nietzsche, size çay söyleyeyim.

NIETZSCHE- Artık ölüm öncesi bedene sahip değiliz yine de yaşamı duyuyor, tadıyor, anımsıyoruz.

ORUÇ- Molla, sen yine köylülüğünü gösteriyor, Nietzsche’ye “çay” ısmarlıyorsun. Biraz değiş yahu!

NIETZSCHE- Oruç neden size “Molla” diyor? Dini bir makamınız mı var?

BEN- Ağır bir insan olduğum, yavaş hareket ettiğim için belki; akademik hayata isyan edip ayrılmadığımı, uyumlu olduğumu düşündüğü için belki. Yıllardır görüşemedik kendisiyle. Ankara’daki üniversitesinden ayrılıp İstanbul’a gitti. Ben oralardaki birtakım çevrelerden hep uzak durmuşumdur. Ölmeden önce Assos’ta bir toplantıda karşılaştık. Benim oradaki konuşmamdan çok rahatsız oldu. Çok kızdı. Konuşmam bittiğinde beni döveceğini düşündüm bir an. Felsefedeki dilime çok kızıyordu. Felsefeyi ayağa düşürdüğümü düşünenlerdendi herhalde. Sizi yorumlama tarzımdan da rahatsız olmuş olabilir. Sonra kızgınlığı geçti. Selamlaşarak ayrılmıştık. Ben onu duyanlardan biriydim. Biliyordu bunu. Hâlâ duymakta olduğumu da biliyordur herhalde.

ORUÇ- Bu sözlerinle yine mollalığını yaptın. Friedrich, bu var ya bu, senin kitaplarını çevirdi. Bir felaket!

BEN- Evet kötüydü ama sonraları, son baskılarda düzeltmeye çabaladım.

NIETZSCHE- Anladığım kadarıyla siz dostsunuz. Neden biliyor musunuz? Birbirinizin dibinde değilsiniz! Zerdüşt’teki sözlerimi anımsayın. Orada “Dibindekileri Sevme Üstüne” (Von Nächstenliebe) diye bir bölüm var. Sizin dilinize “Komşusunu Sevmek Üzerine”, “En yakındakileri Sevmek Üzerine” gibi çevrilebiliyor. Diyorum ki özet olarak: Dibinizdekileri sevmek, kendinize karşı kötü sevgidir. Kendinizden kaçmanın bir yoludur. Onun için dibinizde olandan kaçıp en uzakta olanı sevin. En uzakta ve gelecekte olanı sevin. Hatta “hayaletleri sevin.” Sizin sevginiz öyle galiba.

ORUÇ- Friedrich, baksana şu güneşin batışına, göl nasıl da ışıyor, tüm derinliği, içtenliğiyle. Benim haikularımda dile getirdiğim gibi.

NIETZSCHE- İyi ki geldik buralara Oruç. Yaşarken buraları görme olanağım yoktu. Avrupa’nın karanlığında kalmıştım.

BEN- Bilirsiniz, Yedi Bilge arasında sayılan Korinthoslu Periandros’un bir sözü var:  μελέτη τὸ πᾶν, meletê to pan, “bir bütün olarak var olanı dert edin.” Bu dünyayı, evreni, insanı… Ne yazık ki insan kendi küçük dünyalarında boğulup bütünü göremiyor, insan olma “hedefini” yitirmiş, biraz önce Nietzsche’nin dediği gibi…

ORUÇ- Şimdi bu ukalalığı neden yaptın Molla?

BEN- Uzakta, en uzakta, gelecekte olan dünyamızı, içinde bulunduğumuz kozmosu hatırlatmak için.

NIETZSCHE- Ben size dibinizdekileri değil, dostu öğretiyorum kardeşlerim. Dost dünyanın şenliği. Dostun içinde dünya eksiksiz hazırdır. Her zaman armağan edecek eksiksiz hazır bir dünyası olan yaratıcı dostu öğretiyorum size.

HHH

Güneş batıyordu. Ankara’da, Eymir Gölü’nün kıyısında bir masada üç dost kucaklaştık.

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’da Bir Yaz Sabahı

Denir ki kıştır düşünceyi derinleştiren, Descartes gibi uzun kış gecelerinde yoğun düşüncelere dalarsınız. İçinize döndürür kış sizi. “Dışarı” çıkamadığınız için içinizde kalırsınız. Kış en yakışandır, felsefeye düşünceye. Belki de sonbahar. Bir hüzün çöker. Ağaçlar yaprak döker. Günler kısalır. Ölümü hatırlarsınız. Geçen günler, bu “gelimli gidimli” dünyada sizi yaşadıklarınızı sorgulamaya götürür, anımsamaya. Hâşim gibi mırıldanırsınız: “Bize […]

Devamını Oku
Güvercinler Uçuverdi

ODTÜ’nün bizim yetmişli yıllarda “idari ilimler binası” dediğimiz yapısının ağır anılarımla yoğrulmuş koridorlarında dolaşmayı hep sevmişimdir. Hemen biraz ilerisindeki mimarlık binasından ayrı bir “hukuku”, “iktisadı” vardır. İkisi de bilge yapılardır benim için. Mimarlığın önündeki havuzdaki balıklar, öğrenciliğimde geceleri kaldığım yurttan çıkıp önlerinde ağladığımda gözyaşlarımı yutmuş olabilirler. Mimarlık binası daha yaşlı, daha alımlı, daha karmaşık, daha […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku