M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]
M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. Bazı akademisyenlere göre ismi yanlış ifade edilse de, savaştan 26 yıl sonra yapılmış olsa da annelere ağıt yaktığı değil gönül rahatlığıyla çocuğunu ninnileyerek uyuttuğu ve geleceğe büyüttüğü günleri yaşatır. Ayrıca aile kurumunun önemine, kadının aile içindeki eşitlikçi konumuna, sadece insanların değil, bitki ve hayvanların da korunmasına dair maddeler bulunur. Hırsızlığın, tecavüzün, adam öldürmenin önemli suçlar arasında sayılması ve bu suçların da antlaşmada yer alması o dönemde bu coğrafyalarda yaşanan gelişmişlik düzeyini gösterir. Öyle ki antlaşmada kralın mührünün yanında kraliçenin de mührünün olması kadına verilen değerin başka bir göstergesidir.
Karanlıktayız şimdi. Yok yok, gerçekten karanlıktayız. Üstelik tam ortamızda bir güneş parıldamakta ışıl ışıl ve yaymakta kendisini. MASMAVİYİZ her zaman bu bitmez sonsuzluktaki karanlıklar içinde. Öyle böyle bir mavilik değil bu; derin derin işlemiş beynimize… Bu bizim BARIŞ halimiz.
Edip CANSEVER’in “Mavi huy olmuş bende.’’ dizesindeki gibi huy olmuş bizde de. Mavilerin en güzeliyiz; hayat doluyuz. Gündüz gece gidilen ve ömür denilen bu yolculukta biletimizin rengi ruhumuzdan süzülmüş bir mavi.
Hani filmler olur ve gezegenler arası savaşlar falan, uzaylılar gelir ve uzay savaş gemisinin ekranında bir gezegen belirir; işte o an doğduğum andan beri gözlemlediğim göğün muhteşemliğine yine âşık olurum ve yeniden tutulurum yaşadığım gezegenin rengine.
Gerçek olan uzaklardan görülürmüş. Dönen, döndükçe derinleşen ve dinginleşen bir mavilik… Ne bilirim ben mesafelerin gizemini; sanki her şey çok yakına gelince daha iyi olurmuş gibi; oysa büyük bir yanılsama değil mi bu? Yedi kat göğü geçer gözbebeklerim tam ortasındayım dünya denilen gezegenin ve görürüm ki kımıl kımıldır yaşam; mavi yeşil ve diğer renkler uyum içindedir kardeşçe. BARIŞ’a BARIŞ’a maviye yönelme halimiz. Neden uyum içinde olunmasın ki hem, dünya doğurmadı mı hepimizi?
Rus Çariçesi Katerina yoksulluktan ayaklanan halk için “Gerekli reformlarla sıkıntılarını azaltalım ama aynı zamanda küçük bir savaş açıp avunmalarını sağlayalım.’’ der. Ne ilktir bu son çareye başvuran ne de son erk… Savaş ya da barış denilen ninniler uyutmadı mı bu zamana kadar bizi?
Dünyanın eşsiz bir nüktedanı olan Bernard Shaw: “Barış sanatlarında acemi bir çaylaktır insanoğlu.” der. Anlaşılan o ki insanoğlu var olduğundan beri mahir bir sanatçı savaşta.
Hangi ülkede seyirdesin? Hangi halkı sevindirmekte ve hangi halk tarafından sevilmektesin? İki gözüm barış sen neredesin?
İlk savaştan mı kaldın gerçekten? Hani şu sözü edilen M.Ö. 2700’lü yıllardan. Sahi ondan önce hiç kimse hiç kimseyle savaşmamış ve hiç kimse hiç kimseyle barışmamış mı? Sarmamışlar mı birbirlerinin yaralarını? Yas tutmamışlar mı birbirlerinin çocukları, kadınları, yaşlıları ve tüm kayıpları için? Birbirleriyle kadeh değiştirmemişler, aynı çanaktan yememişler, aynı tastan içmemişler mi?
Günümüzde aynı coğrafyada sanki kayıpmış gibi aranan barış bulunamamakta. Oysa beynimiz kadar yakın, yüreğimiz kadar ortada. İstesek hemen tutulabilir, yaşanabilir kıvamda.
Barış gerçekten mümkün mü? MÜMKÜN.
Dünyanın 200 ayrı yerinde katliamlar kıyımlar devam ederken bile masal gibi bir ülke mümkün. KOSTA RİKA… Karanlıklar içinde umutla dönen maviliğimizde öyle bir ülke ki ne silahı ne askeri ne de bir korkusu var. Belki bu nedenledir düşmanının olmayışı. Mutluluğu zenginliği ve insanın insanca yaşamasına dair çalışması çok. Bugüne kadar hiçbir savaş kaybetmemiş bu ülke barışı kendi kendisiyle yapıvermiş ve 1948’de ordusunu tamamen feshetmiş. Belli, güzel büyütülmüş ve güzel anlaşılmış yaşamın değeri.
Yeşili yakmayı, olanı yıkmayı, dağı delmeyi görev edinmekte; havadaki kuşu, kapıdaki dört ayaklı dostu, dağdaki keçiyi, ovadaki geyiği ve denizdekileri katletmekteyiz!
Yaşama mavi mavi gülüyor aydınlık… Sen hâlâ karanlığından utanmıyor musun?
Aydınlık günlerimize dünyayı kaldırıyorum; Maviliğimize…
“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]
Devamını Oku
M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku