Nebahat Ayhan
Tüm Yazıları
Ankara’nın Mevsimi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankara’nın Mevsimi

“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]

“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK

Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.
Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası olarak yaşanacaklardır. Bazen acı hatırlarda, bazen vedalarda, bazen mutluluklarda, bazen vuslatta bazen de kavuşmalarda hep ama hep yerlerini alacaklardır. Ön safta, en ön safta, şehrin gerdanında, geçmişinde, bugününde ve yarının yolculuğunda olacaklardır. Gönlünü çelecekler şehrin. “Bak bunları getirdim sana, bunlar senin.” diyerek merhabalaşacaklardır. Çare yok, şehir de mevsimlerine gönlünü açacaktır…

Fakat öyle bir mevsim vardır ki kentin kalbi o gelince bambaşkadır. Nabzı hızlanır. Kanıyla, canıyla, sözüyle, sazıyla ve özüyle gelen bu mevsime tüm kuytulukları, dağlıkları, tepelikleri, nehirleri ve güzellikleriyle kucağını, yüreğini açar. Son kuşları gibi, varlığını geleceğe taşır gibi, güneşin her sabah verilmiş bir söz üzerine doğması gibi, bakır kapların birbirine değen sesi ve içindeki suyun tadı gibi… “Kuşlar toplanmış göçüyorlar, / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.” diyerek yüreğine alır.

Kentin son mevsimle buluşması ve yaşaması destansıdır; dünden güne, günden geleceğe yazılır.

Son mevsim Karanfil Sokağı’nda gelir. “İlerliyor kan içinde insan sevgisi / bahar yürür gibi bozkıra / bozkırın dağlarına” der gibi gelir. Sarı sıcak gülümsemesiyle ısıtır yürekleri. Gecesinden yıldız, gündüzünden güneş çalınmamış bir başkentte geleceğe ışık, günümüze yoldaş ve muhabbetlere nefestir. Bazen rüzgârlıdır, “çat!!” deseler tutuşacaktır. Sevgiliyi alıp giden yollarda, kaldırımlardadır. “Bıldırki kestaneci sağ mı acaba?” diye düşünerek, “Bir odaya düşmüş güneş”i tutuşturarak gelir son mevsim..

“Suların şafak şarkılarını / Karanlığın dalga dalga dağılışını / Şafak vakti gelmeyi / Şafak vakti çekip gitmeyi” sever. Paylaştırarak canını “Gönlünüzde balığım ben / Dalınızda elmayım / Gönlünüzde sevdayım ben / Dilinizde merhaba/” der ve girer olağan hayatımıza.

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL kokuyordu son mevsimin karanfili. 11 yıl Adalar Apartmanı’nda “Başım dağ saçlarım kardır” diyen Sabahattin ALİ oluyordu. “Hasretim nazlıdır Ankara.” diyen Ahmed ARİF’in nazlı sevdası da oydu.. Tutuşan gençliğin “Aşk olsun sana çocuk” acısı, müjgandan sızan yaşları oluyordu.  

Kendini eskitmeden ve eksilmeden var olandır son mevsim. Ümittir, onurdur, “eli karanfilli insanların” mevsimidir. 

Sokaklarında, caddelerinde, maviyi arayan gökyüzünde, akan suyunda, esen yelinde, her adımda bir yazar, her adımda bir şair, her adımda bir aydındır son mevsim. 

Sevgi SOYSAL’ ın “Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” diyerek zamana meydan okuyan sözleridir. Bir fiskeyle devrilmiş içten çürümüş bir kavağın devrilişine böyle şahit olur, insan ilişkilerini, varlığı, yokluğu, yoksulluğu; sıkışıp kalmışlığı böyle haykırır..

“Şelaleye / Düşmüştür / Zeytinin dalı; / Celaliyim/ Celalisin / Celali” diyen Cemal SÜREYA’dır son mevsim. 

Güzel havaların mevsiminden geçip gelen Orhan VELİ’nin, “Görmüyor musun her yanda hürriyet/Yelken ol, kürek ol,/ dümen ol, balık ol, su ol;/ Git gidebildiğin yere.” diyerek aydınlığa açık davetidir son mevsim..

Kavganın ve sevdanın şairi olmak son mevsimin çağrısıdır. Nasıl durur Gülten Akın; “İnan olsun dostlar inan olsun/ Dalından kopan sardunya/ Bozulmadı bir kez, eğmedi başını/Açmayı sürdürdü diktiğim toprakta.” diyerek bu çağrıyı haykırır.

Yeniliğin, damarda gürül gürül akan gençliğin sesidir son mevsim. “Sana kullanılmamış bir gök getirsem” diye en güzel hediyesini bıraksa avuçlarımıza, “Saçları fena halde sonbahar” olan sevgiliye mecburiyetini şiirler belki Attilâ İlhan’da.. Karanlığı bir meltem gibi gülümsetirken, “Kavakların üstünden çipil çipil merhabaları/” yağar şairin bu gökyüzüyle. İmge yağıyordur o gökyüzünden, ve bilinmedik renklerde açıyordur tüm çiçekler…

Kavuşmaktı, DOST’ça buluşmaktı son mevsim. Kente yalnızlık düştüğü zaman birleşmenin adresidir; ve hep kaldırımlarda kalır ayak izleri. 

Ankara’dır; dolu dolu, pınarlar gibi coşkuludur. “Bende hiç tükenmez bir hayat vardı, /Kırlara yayılan ilkbahar gibi./” dedirtir. Sonra umut olur, asi bir kalem olur, sevda olur, “Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden.” dünyayı sarıp sarmalayan Sabahattin Ali olur. 

Bozkırın rüzgârı esiyordur “Ankara’nın sisli yamaçlarında.” Türkülerini söylüyordu hala kerpiç kuytuluklarda sesini o rüzgâra bırakanlar. Son mevsimin bir şehirden alıp alıp dünyaya serpiştirdiği o düşler…

Son mevsim tarihsiz, takvimsiz zaman üstüdür; KAYITSIZ ŞARTSIZ ÖZGÜR ve Ankara’ya aittir.

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Mevsimi

“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]

Devamını Oku
Her Yer Mavi

M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını  ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Çocuklar Düşe Kalka Büyür!

Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır.   Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor…  Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]

Devamını Oku
Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Devamını Oku