Değil miyiz aynı evde yaşayan on binlerce yabancı? Hayali sınırlarımızın adı değil mi duvarlar, kim bilir o sınırlar içine gömülmüş kaç farklı hayat var? Kaç ayrı sokak var evlerimizde, o evlerin kapıları da kilitlenir mi vakitli vakitsiz? Kaç kişiye aittir bir anahtar? Tozlu bir çift terlik, basıp geçiyor ayaklarım üzerinden. Camdan dışarı bakmıyor, camı hiç […]
Değil miyiz aynı evde yaşayan on binlerce yabancı? Hayali sınırlarımızın adı değil mi duvarlar, kim bilir o sınırlar içine gömülmüş kaç farklı hayat var? Kaç ayrı sokak var evlerimizde, o evlerin kapıları da kilitlenir mi vakitli vakitsiz? Kaç kişiye aittir bir anahtar?
Tozlu bir çift terlik, basıp geçiyor ayaklarım üzerinden. Camdan dışarı bakmıyor, camı hiç tıklatmıyor küçük elleriyle. Gelip geçiyor tren. Onlarca evin kıyısından, yamaçların caddesinden. Bir yolculuk içindeyiz. Aynı evin yabancıları bambaşka yerlere gitmekteyiz ve aynı istikamet üzerinde rotamız. Onlarca ses var bu rayların demirinde, herkesin kafasında ayrı ayrı notamız. Uçlarda hayatlarımız ve aynı yerlere gidip ayrı yerlerde inmekteyiz. Hiç tanımıyorum evin çocuklarını, yaşlılarını, gariplerini… Hiç görmediğim o yüzlerin duvarlarında yaşıyorum. Bir ben mi bu dünyanın anahtarını taşıyorum?
Bazı sokakların kendine özel bileti var, sadece kendi insanları sadece kendi ışıkları var. Üst üste dikilmiş gecekondular ve tek sınırımız duvar. Gece, kondu mu gökyüzüne, kapandı mı ışıklar bambaşka hayatların son perdeleri başlar ve bazen ilktir bazen sonsuz. Kaç kişi yaşıyor bu hayatı sorunsuz? Bilmeyiz görmeyiz, bir tren gibi akıp geçeriz ve saniyelik anılarda kalır tüm pencereler. Oradan oraya koşarız, ayrı gayrı hayatlar yaşarız. Ayrılma noktalarında vurulan tüm kilitler, görünmez sınırlarımızı yaratır. Bir odanın içinde milyonlarca dünya döner ve hep aynı sabah yaşanır, aynı geceye yatılır. Başka acılar çekilir ve aynı gök seyredilir.
Güven bir yanılsamadır. Onun da üstünden tozlu terliklerle geçilir. Güven bir yanılsamadır, duvardır, anahtardır; kandırmaca, bir aldatma oyunudur. Duvarlar ardında yalnız olduğumuzu sanırız, halbuki tüm dünya aynı evde yaşarız. Bilmem yan odada neler olduğunu, kimin gerçekten yaşayıp kimin öldüğünü. Yalnızca geçip giderim. Saniyelik cam karelerden seyrederim. Ancak bilirim ki o mahallede de üç beş tane benden yaşar. O da gerçeklerle konuşur, gerçeklerden kaçar. İnsan özü bir otobüsün tekerleği ve asfaltlarda dolaşır. Yarışır ve hayatın içine karışır. Aynı nefesi alırız aynı kanda yüzeriz fakat hiç bilmeyiz evimizde kimler yaşıyor. Bizi sokaklardan ayıran tek şey duvarlar, yoksa hepimiz aynı evde yaşıyoruz.
Değil miyiz aynı evde yaşayan on binlerce yabancı? Hayali sınırlarımızın adı değil mi duvarlar, kim bilir o sınırlar içine gömülmüş kaç farklı hayat var? Kaç ayrı sokak var evlerimizde, o evlerin kapıları da kilitlenir mi vakitli vakitsiz? Kaç kişiye aittir bir anahtar? Tozlu bir çift terlik, basıp geçiyor ayaklarım üzerinden. Camdan dışarı bakmıyor, camı hiç […]
Devamını Oku
Boş bir kâğıt, yazılmayı bekleyen binlerce gelecek. Henüz yazılmamış, mürekkebin damlası dahi akıtılmamış. Kalemlerin kapakları sımsıkı, bugüne dek açılmamış. Sıkışmışız bir odanın içine, üstümüze kilitlenmiş tüm kapılar ve ayaklarımız altında aşınmayı bekleyen metrelerce yol var. Ne vakit koyuluruz o yollara, ne zaman açılır önümüz? Bunlar geleceğin sisinde uzaklaşarak kaybolan cevapların soruları. Net bir şekilde duymak […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku