2025 yazından bakıyorum… Bir selamdan ötesini paylaştığım ne çok sevgili yitirmişim… Ah Angaram, yıldız oyuncularıyla tiyatrolar, ödüllü filmleri getirebilen sinemalar, yazara şaire dokunabildiğimiz kitapçılar, türlü etkinlikler… Şiir öykü dolu mekânlarda şaka polemik yaratan güzel insanlar… Ancak ülke acılarla savruluyordu… Uğur Mumcu olumlusu olumsuzuyla dönemi belgeliyordu. Hep birlikte 12 Eylül Darbesi’ni bekler gibiydik… 1970’lerin günleri haftaları […]
2025 yazından bakıyorum… Bir selamdan ötesini paylaştığım ne çok sevgili yitirmişim…
Ah Angaram, yıldız oyuncularıyla tiyatrolar, ödüllü filmleri getirebilen sinemalar, yazara şaire dokunabildiğimiz kitapçılar, türlü etkinlikler… Şiir öykü dolu mekânlarda şaka polemik yaratan güzel insanlar… Ancak ülke acılarla savruluyordu… Uğur Mumcu olumlusu olumsuzuyla dönemi belgeliyordu. Hep birlikte 12 Eylül Darbesi’ni bekler gibiydik…
1970’lerin günleri haftaları azalırken TDK kitaplığında Şair Yaşar Miraç’la tanıştım. Kuruma Ahmet Erhan’la, Hüseyin Ferhat’la sık geliyordu. Behçet Aysan, Akif Kurtuluş, sık sık katılımcıları değişen bir şairler grubu… En büyükleri Behçet, tıp fakültesinden atılmış, ötekilerin hepsi öğrenci; çoğu dergilerdeki şiirleriyle tanınmıştı. Bir araya geldik mi şiir denizinde yüzüyorduk. Harçlıklarıyla, öğrenci bursuyla ‘Yeni Türkü Şiir Yayınları’nı kurmuşlardı, kendi şiirlerini yayımlayacaklardı. Behçet Aysan’ın eşi Adviye, TDK’nin sınavını kazanmış; 1970’ler biterken delifişeklerin birkaçı Ankara’dan gitmişti.
Ülke savruluyordu… 1980 Nisan’ında TDK’de grev başladığında delifişeklerin kimi bizimleydi. Adviye ile Behçet’in biriciği Eren’i her gün görüyordum. Grev, 1980 Temmuz’unda bitti; birkaç ay sonra 12 Eylül Darbesi oldu. Kenan Evren, 1981’de TDK’nin Türk askerini aşağılayan Yaşar Miraç’ın Trabzonlu Delikanlı kitabına ödül verdiğini açıkladı. Miraç’ın kitapları didiklendi, suç bulunamadı. TDK yasa zoruyla devlet dairesi yapılınca ben istifa ettim; Adviye özel nedenlerle ayrılamadı. Siyasal ortam karmakarışıktı. Öğle akşam Adviye-Behçet Aysan, Ahmet Erhan, Remzi İnanç, Metin Altıok ve başka dostlarla buluşuyor, sevinç sıkıntı paylaşıyorduk.
1980’lerdeki “faili meçhul”ler aydınlatılamamışken 1990’ın ilk ayında Muammer Aksoy, arkasından Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok öldürüldü. Uğur Mumcu açık açık tehdit ediliyordu. Duygu düşünce paylaşmak, adaletsizliğe tepki için Ankara içinde dışında koşturup duruyorduk. 1992 yazında geçtiğim Ümit Yayıncılık, şairlerin yazarların buluşma yeri olmuştu.
Siyaset sahnesi 90’lı yıllarda yine dalgalıydı, kurulup dağılan koalisyonlar sürerken Mumcu ile aydınlar inanç-mezhep-köken farkını kaşıyanların ülkeyi nereye taşıdığını yazıyorlardı. Yanılmadılar. 1993 yoğun kar yağışıyla başlamıştı. 24 Ocak’ta, Uğur Mumcu öldürüldü.
Behçet Aysan yarım kalan tıp eğitimini tamamlamış, ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olmuştu. Ümit Yayıncılık’la aynı sokaktaki SSK dispanserinde çalışıyordu. İşten çıkınca yayınevindeki yola bakan odamın camını tıklatır, zamanı varsa bir çay içerdi. Metin Altıok, Ahmet Erhan, Ali Cengizkan, Ferruh Tunç, Şükrü Erbaş’la, şair yazar dostlarla sık buluşurduk. Behçet bir akşamüstü Pir Sultan Abdal Şenliği için Sivas’a gideceğini söyledi. Az önce de Lütfiye Aydın uğramıştı. “Sen niye gelmiyorsun” diye sormuştu. Lütfiye programı anlattı, Ankara’da epey Sivas yolcusu vardı. Gittiler. Anam yoğun bakımdaydı. Hastaneden gelince TV’de Sivas’taki yangını gördüm. Gerici güruh, Madımak Otelini ateşe vermişti. TRT altyazılarla adlar sıralıyordu. Telefon çaldı. Öner Yağcı, “Burhan Günel’le ben otelde değiliz. Sami Karaören’le Cahit Külebi de otelde değil, gazeteye bildir.” dedi. Aziz Nesin’i sordum, Öner bilmiyordu. Cumhuriyet’e ulaştım; Adviye’ye, Asım Bezirci’nin eşi Refika’ya ulaşamadım. Cevat Geray’la eşinin, çok dostun Sivas’ta olduğunu biliyordum, haber yoktu.
Sabah, Behçet’in evine koştum. Aile, yakın arkadaşlar, komşular… Ölenler, yaralananlar, kurtulanlar… Asım Bezirci, Asaf Koçak, Uğur Kaynar, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Gülsüm Karababa… Kucaklaştıklarım kucaklaşamadıklarım gitmiş… Metin Altıok bir hafta dayanabildi; yaralı Lütfiye Aydın haftalarca yanık tedavisi gördü.
Ankara’da, Altınpark’ta Edebiyatçılar Derneği’nin törenindeydik. Behçet, Adviye ve Muhsine Helimoğlu ile birbirine sırtını dönen Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz’ı izliyorduk. Behçet, “Şu ihtiyarlara bakın, ayak bacak tutmuyor, hâlâ birbirlerine çalım atıyorlar. Ben 50’yi göreceğimden kuşkuluyum.” dedi. Bu tören Sivas kıyımından 15-20 gün önceydi, Behçet, 50’nci yaşını göremedi.
Adviye Aysan, özü sözü doğru bir öğretmendi. Sivas kıyımından sonra korkunç hastalık yakasına yapıştı. 26 Mayıs 2001’de yitirdik. Adviye’nin iki bacısıyla hastanedeydim. Anamı son kez ben giydirmiştim. Canım arkadaşımı da öpe öpe Behçet’le buluşmasına hazırladım.
Ateş düştüğü yeri yakmaz…
Uğur Mumcu’nun evine düşen ateş hâlâ sönmedi.
Sivas’ta çocukları bile yaktılar.
Sivas yangını hâlâ sönmedi.
1961 Ağustos’unda Angara yanıyor. İki gün sonra 30 Ağustos… Burada bayrama nasıl gideceğiz? Geldiğimiz ilçede mahallenin bütün çocukları yola düşer… Gazi Mahallesi’nden istasyon önündeki alana koşar büyükleri beklerdik. Okullar kapalı olduğundan 30 Ağustos, Topçu Okulu’nun rütbeli rütbesizlerinin… Askeri araçların şahane gösterileriyle başlar biterdi. Babam, “Akşamüstü Hipodrom’a gidelim çocuklar…” dedi abimlerle bana. Başkentteki ilk ulusal bayramımızdı. […]
Devamını Oku
Çok özlediğim(iz) canım arkadaşım Kerim… Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi’ni sürdürmek için 22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurduk. Derneğin amacı, Türkçe için çalışmak… Kurulması yasak dernek sayıldı, iyi mi? Bir süre arkadaş evlerinde, işyerlerinde çalıştık. Ormancılar Derneği önce küçük, sonra büyükçe iki odasını açtı. Odalar çıplak… Cumhuriyet’e, “Olanaksızı Olanaklı Kılmak” diye yazdım. Bir müdür çalıştığı bankanın […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku