Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Canlar Yakan Yıl: 1993
Ana Sayfa Tüm Yazılar Canlar Yakan Yıl: 1993

2025 yazından bakıyorum… Bir selamdan ötesini paylaştığım ne çok sevgili yitirmişim…  Ah Angaram, yıldız oyuncularıyla tiyatrolar, ödüllü filmleri getirebilen sinemalar, yazara şaire dokunabildiğimiz kitapçılar, türlü etkinlikler… Şiir öykü dolu mekânlarda şaka polemik yaratan güzel insanlar… Ancak ülke acılarla savruluyordu… Uğur Mumcu olumlusu olumsuzuyla dönemi belgeliyordu. Hep birlikte 12 Eylül Darbesi’ni bekler gibiydik…  1970’lerin günleri haftaları […]

2025 yazından bakıyorum… Bir selamdan ötesini paylaştığım ne çok sevgili yitirmişim… 

Ah Angaram, yıldız oyuncularıyla tiyatrolar, ödüllü filmleri getirebilen sinemalar, yazara şaire dokunabildiğimiz kitapçılar, türlü etkinlikler… Şiir öykü dolu mekânlarda şaka polemik yaratan güzel insanlar… Ancak ülke acılarla savruluyordu… Uğur Mumcu olumlusu olumsuzuyla dönemi belgeliyordu. Hep birlikte 12 Eylül Darbesi’ni bekler gibiydik… 

1970’lerin günleri haftaları azalırken TDK kitaplığında Şair Yaşar Miraç’la tanıştım. Kuruma Ahmet Erhan’la, Hüseyin Ferhat’la sık geliyordu. Behçet Aysan, Akif Kurtuluş, sık sık katılımcıları değişen bir şairler grubu… En büyükleri Behçet, tıp fakültesinden atılmış, ötekilerin hepsi öğrenci; çoğu dergilerdeki şiirleriyle tanınmıştı. Bir araya geldik mi şiir denizinde yüzüyorduk. Harçlıklarıyla, öğrenci bursuyla ‘Yeni Türkü Şiir Yayınları’nı kurmuşlardı, kendi şiirlerini yayımlayacaklardı. Behçet Aysan’ın eşi Adviye, TDK’nin sınavını kazanmış; 1970’ler biterken delifişeklerin birkaçı Ankara’dan gitmişti. 

Ülke savruluyordu… 1980 Nisan’ında TDK’de grev başladığında delifişeklerin kimi bizimleydi. Adviye ile Behçet’in biriciği Eren’i her gün görüyordum. Grev, 1980 Temmuz’unda bitti; birkaç ay sonra 12 Eylül Darbesi oldu. Kenan Evren, 1981’de TDK’nin Türk askerini aşağılayan Yaşar Miraç’ın Trabzonlu Delikanlı kitabına ödül verdiğini açıkladı. Miraç’ın kitapları didiklendi, suç bulunamadı. TDK yasa zoruyla devlet dairesi yapılınca ben istifa ettim; Adviye özel nedenlerle ayrılamadı. Siyasal ortam karmakarışıktı. Öğle akşam Adviye-Behçet Aysan, Ahmet Erhan, Remzi İnanç, Metin Altıok ve başka dostlarla buluşuyor, sevinç sıkıntı paylaşıyorduk. 

1980’lerdeki “faili meçhul”ler aydınlatılamamışken 1990’ın ilk ayında Muammer Aksoy, arkasından Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok öldürüldü. Uğur Mumcu açık açık tehdit ediliyordu. Duygu düşünce paylaşmak, adaletsizliğe tepki için Ankara içinde dışında koşturup duruyorduk. 1992 yazında geçtiğim Ümit Yayıncılık, şairlerin yazarların buluşma yeri olmuştu. 

Siyaset sahnesi 90’lı yıllarda yine dalgalıydı, kurulup dağılan koalisyonlar sürerken Mumcu ile aydınlar inanç-mezhep-köken farkını kaşıyanların ülkeyi nereye taşıdığını yazıyorlardı. Yanılmadılar. 1993 yoğun kar yağışıyla başlamıştı. 24 Ocak’ta, Uğur Mumcu öldürüldü. 

Behçet Aysan yarım kalan tıp eğitimini tamamlamış, ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olmuştu. Ümit Yayıncılık’la aynı sokaktaki SSK dispanserinde çalışıyordu. İşten çıkınca yayınevindeki yola bakan odamın camını tıklatır, zamanı varsa bir çay içerdi. Metin Altıok, Ahmet Erhan, Ali Cengizkan, Ferruh Tunç, Şükrü Erbaş’la, şair yazar dostlarla sık buluşurduk. Behçet bir akşamüstü Pir Sultan Abdal Şenliği için Sivas’a gideceğini söyledi. Az önce de Lütfiye Aydın uğramıştı. “Sen niye gelmiyorsun” diye sormuştu. Lütfiye programı anlattı, Ankara’da epey Sivas yolcusu vardı. Gittiler. Anam yoğun bakımdaydı. Hastaneden gelince TV’de Sivas’taki yangını gördüm. Gerici güruh, Madımak Otelini ateşe vermişti. TRT altyazılarla adlar sıralıyordu. Telefon çaldı. Öner Yağcı, “Burhan Günel’le ben otelde değiliz. Sami Karaören’le Cahit Külebi de otelde değil, gazeteye bildir.” dedi. Aziz Nesin’i sordum, Öner bilmiyordu. Cumhuriyet’e ulaştım; Adviye’ye, Asım Bezirci’nin eşi Refika’ya ulaşamadım. Cevat Geray’la eşinin, çok dostun Sivas’ta olduğunu biliyordum, haber yoktu.

Sabah, Behçet’in evine koştum. Aile, yakın arkadaşlar, komşular… Ölenler, yaralananlar, kurtulanlar… Asım Bezirci, Asaf Koçak, Uğur Kaynar, Nesimi Çimen, Hasret Gültekin, Gülsüm Karababa… Kucaklaştıklarım kucaklaşamadıklarım gitmiş… Metin Altıok bir hafta dayanabildi; yaralı Lütfiye Aydın haftalarca yanık tedavisi gördü. 

Ankara’da, Altınpark’ta Edebiyatçılar Derneği’nin törenindeydik. Behçet, Adviye ve Muhsine Helimoğlu ile birbirine sırtını dönen Aziz Nesin ile Rıfat Ilgaz’ı izliyorduk. Behçet, “Şu ihtiyarlara bakın, ayak bacak tutmuyor, hâlâ birbirlerine çalım atıyorlar. Ben 50’yi göreceğimden kuşkuluyum.” dedi. Bu tören Sivas kıyımından 15-20 gün önceydi, Behçet, 50’nci yaşını göremedi.  

Adviye Aysan, özü sözü doğru bir öğretmendi. Sivas kıyımından sonra korkunç hastalık yakasına yapıştı. 26 Mayıs 2001’de yitirdik. Adviye’nin iki bacısıyla hastanedeydim. Anamı son kez ben giydirmiştim. Canım arkadaşımı da öpe öpe Behçet’le buluşmasına hazırladım. 

Ateş düştüğü yeri yakmaz…

Uğur Mumcu’nun evine düşen ateş hâlâ sönmedi.

Sivas’ta çocukları bile yaktılar.

Sivas yangını hâlâ sönmedi.

Yazarın Diğer Yazıları
Canım Angara’m

Kökten Angaralıyım. Ailem arpa buğday eker, koyun beslerdi. Ağa dedemle, “annemin bir kızı”ydım. Köy ile ilçe arasında yaşıyorduk. İlkokula ilçede başladım. Biz 1950’liler, ABD’nin süttozuyla uyutulan; barış gönüllüleriyle naylonla, plastikle ilk tanışan; bakırları satıp alüminyum, emaye kap kacağa evrilen; gazyağlı ocakları atıp tüplü “milangaz” yakan… Sümerbank pazeni pijamaları, patiska donları çıkaran, terzilere küsüp sentetik kumaşlı […]

Devamını Oku
Çocukluğumun Cumhuriyet Bayramları

Kurtuluş Savaşı’nın son noktası Duatepe’nin sırtındaki köyde doğdum. Bizim kuşağın şanslılarındanım. Atatürk’e inanan ana babayla, Cumhuriyet’in devrimlerine bağlı öğretmenlerle büyüdüm. Duatepe, Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün düşmandan geri aldığı tepedir. O tepeye her çıkışımda Atatürk’ün savaş sürerken eteğindeki ovanın dört yanını görebildiğimiz o tepeyi seçmesine hep şaşırdım. Şimdi 29 Ekim’deki Cumhuriyet Bayramı’yla 26 […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku