Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Dünyanın Bütün Çiçekleri
Ana Sayfa Tüm Yazılar Dünyanın Bütün Çiçekleri

Beşinci sınıfa geçtiğim yıl Polatlı’dan başkente göçtük. Çıkrıkçılar Yokuşu’nun Saraçlar Çarşısı’yla buluştuğu noktadan girilen… Ünlü Safranhan’ın eteğindeki Salman Sokak’taydı gecekondumuz. 1960’ların Ankara’sında Çıkrıkçılar Yokuşu’yla Saraçlar Çarşısı yalnız yoksulların değil, ortadireğin alışveriş alanıydı; hatta ucuz kumaş, ayakkabı, mutfak eşyası vb. için kentin varsılları da kuyruklu arabalarıyla gelip giderdi. Yokuşun ve Saraçlar Çarşısı’nın esnafının çoğu “Ahi”  geleneğini […]

Beşinci sınıfa geçtiğim yıl Polatlı’dan başkente göçtük. Çıkrıkçılar Yokuşu’nun Saraçlar Çarşısı’yla buluştuğu noktadan girilen… Ünlü Safranhan’ın eteğindeki Salman Sokak’taydı gecekondumuz. 1960’ların Ankara’sında Çıkrıkçılar Yokuşu’yla Saraçlar Çarşısı yalnız yoksulların değil, ortadireğin alışveriş alanıydı; hatta ucuz kumaş, ayakkabı, mutfak eşyası vb. için kentin varsılları da kuyruklu arabalarıyla gelip giderdi. Yokuşun ve Saraçlar Çarşısı’nın esnafının çoğu “Ahi”  geleneğini yaşatan güzel insanlardı. 

Ankara’daki okulum… Adı Cumhuriyet’in ilk yıllarında belirlenen… Samanpazarı’ndan, ulusal direniş sırasında da Ankara’nın kalbi olan Ulus Meydanı’na dek uzanan Anafartalar Caddesi’ndeydi. Bu cadde ilkgençliğimin mekânıdır. İlkokul bitti Ankara’nın en eski okullarından Anafartalar Lisesi’nin orta kısmına yazıldım. Sabahçıydım. Öğleden sonra da erkek çocuklar okuyordu. 

Okula, Anafartalar Caddesi’nden… Caddenin, daracık küçücük içi dolu fıçıcık tek kitapçısının önünden… Karlı günlerde karabasan yaşatan çok basamaklı merdivenden inerek ulaşıyorduk. Kitapçı Ahmet Amca karlı karsız günlerde hepimize yardım eder… Ara ara kimimize ödünç kitap da verirdi. Bizim kuşağın dayanışma duygusu yüksekti. Çoğumuz kitaplarımızı, bir simidi paylaşıyor… Ödünç kitap okumanın da tadını çıkarıyorduk. 

Orta birdeydik, dersin bitmesine 10-15 dakika kala Türkçe öğretmenimiz birden şiir okumaya başlamıştı. Güzel okuyordu… Etkilenmiştik… Şiir bitince şairin adını söyledi: 

“Ceyhun Atuf Kansu…”

“Bu şair yaşıyor mu?”

Ortaokullu olmadan önce bulduğumu okurken… Bu kitapları yazanları hiç düşünmemiş olmalıyım. Hem ağlayıp hem gülen kalabalığa çok kızmıştım. 

“Ceyhun Atuf Kansu, çocuk doktoru… Ankara’da yaşıyor…”

Ceyhun Atuf Kansu’nun adı aklıma yazılmıştı. Bir akşam Ankara Radyosu’ndaki bir anonsla zıpladım. Radyodaki konuşmalarını ara ara dinleyebilmiştim… Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’ü çok güzel anlatıyordu. 11-12 yaşımdaydım… Ülkemizde bir Dil Devrimi yapıldığını ilk ondan duymuş, nedenini pek de anlamamıştım. 

 Anafartalar Lisesi’nin ortasından lisesine atladım. Lise birden başlayarak edebiyat kolu başkanlığını kimseye kaptırmadım. Okul içi etkinlerde seçim yapma izni verildiğinde Ceyhun Atuf Kansu şiiri okuyordum. Liseler arası yarışmaya Cahit Külebi’nin “Hikâye” şiiriyle katılmak istemiştim… Edebiyat öğretmeniyle okul müdürü ya Mehter Marşı ya hiç dedi… Sözlerini anlayamadığım marşla birinci oldum. Lise bitti. DTCF’nin Türk Dili Bölümü de bitti. TDK’de çalışmaya başladım. Anam anam… Hazineye düşmüştüm. Kitaplarına hayran olduğum yazarlar şairlerle TDK’de iş arkadaşıydım. 

Öğrenciyken ders çalışmaya gittiğim TDK kitaplığında birkaç kez Ceyhun Atuf’la selamlaşmıştım. TDK’ye girdiğimde yöneticilerin çoğuyla tanışmış… Henüz Ceyhun Bey’le tanışmamıştım. 35 kişilik yönetim ve Türk Dili dergisinin yazı kurulu üyesiydi. Her salı yazı kuruluna geliyordu. Ben de salıları onu görmek için kurumun giriş katına iniyordum. Adımı, ne iş yaptığımı bilmiyordu. Bir iki karşılaşma sonrası bir dörtlük ya da birkaç dize okuyor, “Kimin?” deyip asansöre biniyordu. İki üç salı aramızda ilginç bir oyun kurulmuştu. Her salı değişik dizeler okuyor… Ben hafta boyunca şiir kitaplarını, dergileri tarıyor… Ceyhun Bey’in söylediği dizelerden aklımda kalanı arıyordum.

Üç dört salı geçti, Ceyhun Atuf’un hızlıca söyleyiverdiği dizelerin hiçbirinin şairini bulamadım. Bir salı çok utandım. Bir önceki salı kendi şiirinden bir dörtlük okumuş… Bilememiştim. Salılarda görünmez oldum. Ali Püsküllüoğlu’na, “Atkuyruğu saçlı kız kim?” diye sormuş. Bir salı elinde TDK’de basılan, Sevgi Elması kitabıyla Dilbilgisi Koluna geldi. Ara ara gelir, bir bardak ıhlamur içerdi. İçtenlikle söyleştiğim, şakalaştığım candan bir abim daha olmuştu. Tatlı şakalar yapar… Herkesin öfkesini ya da coşkusunu doktor duyarlılığıyla dinlerdi. 

Ortaokul birde beni, arkadaşlarımı hem onunla hem “Dünyanın Bütün Çiçekleri”yle tanıştıran öğretmenimi anlattığımda duygulanmıştı… 1974 ya da 75’te bir TDK etkinliğinde… O yumuşacık, sıcak sesiyle şiirini okurken… Gözkapaklarımda sakladığım yaşları bırakıvermiştim…    

1978 Mart’ının 17’siydi.  “Ceyhun Atuf Kansu ölmüş!” haberiyle sarsıldık. TDK çalışanları, yöneticiler, o saatte TDK’de olanlar… Ankara ağlıyordu… Ceyhun Atuf’un ölümü gerçek aydınları yasa boğmuştu. Onu son kez TDK önünde esenledik, salı buluşmalarımız bitti. 

Ceyhun Atuf Kansu akranlarının ‘Ceyhun’u, gençlerin ‘Ceyhun Abi’si, çocukların ‘Ceyhun Dede’si… Düşün, ekin, yazın dünyasının unutulmayanıdır.

Yazarın Diğer Yazıları
Dünyanın Bütün Çiçekleri

Beşinci sınıfa geçtiğim yıl Polatlı’dan başkente göçtük. Çıkrıkçılar Yokuşu’nun Saraçlar Çarşısı’yla buluştuğu noktadan girilen… Ünlü Safranhan’ın eteğindeki Salman Sokak’taydı gecekondumuz. 1960’ların Ankara’sında Çıkrıkçılar Yokuşu’yla Saraçlar Çarşısı yalnız yoksulların değil, ortadireğin alışveriş alanıydı; hatta ucuz kumaş, ayakkabı, mutfak eşyası vb. için kentin varsılları da kuyruklu arabalarıyla gelip giderdi. Yokuşun ve Saraçlar Çarşısı’nın esnafının çoğu “Ahi”  geleneğini […]

Devamını Oku
Canım Angara’m

Kökten Angaralıyım. Ailem arpa buğday eker, koyun beslerdi. Ağa dedemle, “annemin bir kızı”ydım. Köy ile ilçe arasında yaşıyorduk. İlkokula ilçede başladım. Biz 1950’liler, ABD’nin süttozuyla uyutulan; barış gönüllüleriyle naylonla, plastikle ilk tanışan; bakırları satıp alüminyum, emaye kap kacağa evrilen; gazyağlı ocakları atıp tüplü “milangaz” yakan… Sümerbank pazeni pijamaları, patiska donları çıkaran, terzilere küsüp sentetik kumaşlı […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku