Sevgi Özel
Tüm Yazıları
Çankaya’nın ışığı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Çankaya’nın ışığı

Ortak dilimiz Türkçenin tarihsel akışı, tarihimizin 10. yüzyılından sonrasına baktığımızda yalnız dilin değil, yüzyıllardır yaşananların hüzünlü öyküsünü de içerir. Yüzyıllarca ne yaşandı ne yaşanmadı… Cumhuriyete ulaşıncaya dek dil ile tarihin iç içe akışını bilenimiz var; bilmezden gelenimiz, bilerek çarpıtanımız var. En acısı, 2000’lerin ilk çeyreği biterken hiç öğrenemeyenimiz bile var. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk […]

Ortak dilimiz Türkçenin tarihsel akışı, tarihimizin 10. yüzyılından sonrasına baktığımızda yalnız dilin değil, yüzyıllardır yaşananların hüzünlü öyküsünü de içerir. Yüzyıllarca ne yaşandı ne yaşanmadı… Cumhuriyete ulaşıncaya dek dil ile tarihin iç içe akışını bilenimiz var; bilmezden gelenimiz, bilerek çarpıtanımız var. En acısı, 2000’lerin ilk çeyreği biterken hiç öğrenemeyenimiz bile var. Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hepimizi, en çok da yüzyıllarca “ümmi” kalan, dinsel itkilerle “ümmet” bilinen; salt geliri, asker olması için arananları akılcı, bilimsel olanla aydınlatmayı düşünmüştü. Yurt kurtulmuş, bağımsızlık dünyaya kabul ettirilmiş, Çankaya’da örgütlenen devrimlerle yurttaş kimliği kazanmıştık. 

Yüzyılların karanlığından çıkışın yolu, savaşılarak açılmıştı.

Ekinsel, ekonomik bağımsızlık da kazanılmalıydı.

Çankaya’da iş eylem çok, gece yoktu. 

Mustafa Kemal, Çankaya’da parlattığı ışığı yurdun her köşesine taşıyarak yapılanları, yapılacakları anlatıyordu. Kara trenler yurttaşları, ürettiklerini taşıyor, fabrikalar kuruluyordu. Savaş yorgunluğunu silkinen dünün “kul”u, Cumhuriyet’in yurttaşı kendi buğdayından ekmeğini, pancarından şekerini üretiyor, pamuğundan bezini dokuyor, emperyalistin sırtına yüklediği borcu da ödüyordu. Ne ki devrimlerin ışığı beklenen hızla toplumun her kesimine inemiyordu. Halkın önünde yüzyıllarca kullanamadığı Arap abecesiyle hiç anlamadığı yapay dil Osmanlıca varken… 

Çankaya’da yakılan devrim ateşi dakika dakika yükseliyordu. 

Çankaya durmuyordu. Kılık kıyafeti, ölçüsü tartısı, yazısı, dili yenileşen halk, Ulu Önder’in işaret ettiği “muasır medeniyet”le yarışa başlıyordu.

Mustafa Kemal sağlığını, erincini düşünmeden her cephede savaşmış, saltanatı sarayları elinin tersiyle itip Cumhuriyet’i kurmuş; “Bana düşeni yaptım, gerisi sizde” dememişti. 

Çankaya’nın ışığı hiç sönmüyordu. 

Gençler yurtiçi dışında koşuyor, kadınlar durmuyordu. 

Kadın-erkek eşitliği… Çankaya’nın hep aklındaydı.

Mustafa Kemal, kız çocuklarını evlat ediniyor; okumak isteyen kızları, savaşın öncü kadınlarını unutmuyordu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da baba bağından iki salkım koparamayan kadınlar, genel nüfus içinde sayılmıyordu. Atatürk’ün yurt gezilerinde, gittiği okullarda, katıldığı davetlerde kadınlar salonların, alanların arkasında değil, yanındaydı.  

1923 Ocak’ında Gazeteci Ahmet Emin Yalman, “Halide Edip Hanımı milletvekili görecek miyiz?” diye sormuş, bu konunun erkekleri rahatsız ettiğini bilen Atatürk, “50.000 erkek nüfusa bir milletvekili seçilir” diyen yasanın değiştirilmesiyle sorunun çözüleceğini belirtmişti. Çok geçmeden o yasa da değiştirilmişti. Eğitimden ekonomiye kararlar, yasalar, eylemler akıyordu.

Genç Cumhuriyet’in kadınları, alanlarda salonlarda “Buradayız!” diyorlardı.

Hak arayan kadınları yüreklendiren, 3 Mart 1924’te “Şer’iye ve Evkaf Vekâleti” ile hilafeti kaldıran yasalarla “Tevhid-i Tedrisat”ın yani “Eğitim ve Öğretim Birliği Yasası”nın aynı gün kabul edilmesi, halk egemenliğinin özü laikliğin toplumsal temellerinin atılması oldu. Kadınlar, Medeni Yasa’nın 1926’da kabul edilmesiyle evlenme, boşanma, miras ve tanıklık etme, 1930’da da belediyelerde seçme-seçilme hakkı kazandılar. Oy hakkı, kadınların da karşı cins kadar onurlu birer Cumhuriyet yurttaşı olduğunu pekiştirdi. 

1931’de, Atatürk’ün denetlediği Medeni Bilgiler adlı ortaokul kitabındaki “Kadınların Seçilme Yetkileri” bölümü, Çankaya’dan kadınlara ağan ışıktı: 

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını kazanmalıdır. 

Çünkü demokrasinin mantığı bunu gerektirir. 

Çünkü kadının savunacağı kendi yararları vardır. 

Çünkü kadının toplumda yapacağı görevleri vardır. 

Çünkü kadının toplumsal haklarını kullanması kendisi için yararlıdır.”

Bu şiir gibi satırları anımsadıkça köyde muhtarın kıydığı nikâhın ardından tef çalıp oynayan, sonra Ata’nın ana babası için helva kavuran babaannemgille, yıllardır kadınlarla erkeklerin Çankaya’da eşitlendiğini yadsıya yadsıya Meclis’e de giren kadınları düşünürüm. 

Başbakan İsmet İnönü’nün hazırladığı önergenin yasalaşmasıyla kadınlar, 5 Aralık 1934’te milletvekili seçme-seçilme hakkını alıp 1935’te sandığa koştular. O yıl İstanbul’daki kurultaya katılan Mısırlı kadın, “Doğuda kadınların kurtuluşunu Atatürk’e borçluyuz.” diyerek teşekkür etmişti. 

Ne yaşarsak yaşayalım… 

Mustafa Kemalce düşünen kadınlarda… Bende de ah vah yok!

Sevgi için önce Harf ve Dil Devrimleri diyene gülün geçin.

Yalnız değilim!

Kuvvacı dedeler nineler, Mustafa Kemal’in öncülüğünde savaşmasa… Cumhuriyet kurulmasa, Lozan başarısız olsa, 3 Mart yasalarıyla laik eğitim başlamasa; Medeni Yasa’yla kadınları özgürleştiren devrimler bir bir akmasa… Atatürk’e, Cumhuriyet’e inanan, bizi oğullarıyla eşit gören ana babalarımız, Atatürk’ün manevi mirası olan aklın, bilimin öncülüğüyle eğiten öğretmenlerimiz olmasa… Çankaya’nın ışığını içselleştiremesek… Cinsiyetimizden, bedenimizden utansak, düşüncelerimizden korksak… Hangi Harf Devrimi’ne, hangi Dil Devrimi’ne tutunacaktık?

Yalnız değiliz!

Devrimlerin…

Çankaya’nın ışığı asla sönmeyecek!

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Güçlü Sesi Kerim Afşar

Çok özlediğim(iz) canım arkadaşım Kerim…  Atatürk’ün başlattığı Dil Devrimi’ni sürdürmek için 22 Nisan 1987’de Dil Derneği’ni kurduk. Derneğin amacı, Türkçe için çalışmak… Kurulması yasak dernek sayıldı, iyi mi? Bir süre arkadaş evlerinde, işyerlerinde çalıştık. Ormancılar Derneği önce küçük, sonra büyükçe iki odasını açtı. Odalar çıplak… Cumhuriyet’e, “Olanaksızı Olanaklı Kılmak” diye yazdım. Bir müdür çalıştığı bankanın […]

Devamını Oku
Gençler Hem Bahar, Hem Gelecektir…

Bu yıl, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kimimiz okullarda, resmi kurumlarda görev savmak için… Yüreği Cumhuriyet için atanlar da alanlarda, salonlarda… Atatürk’e saygı sunmaya koşanlarla… Anıtkabir’de gençlerin her zamankinden büyük coşkusuyla kutladık.  Bizim ilçede lise yoktu. Ortaokullular bütün ulusal, özel günlerde başroldeydi. Kız erkek 19 Mayıs’ta, ilçenin küçücük alanında, büyük gösterilerde yer […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku