Zafer Köse
Tüm Yazıları
Alışamayanlara Selam!
Ana Sayfa Tüm Yazılar Alışamayanlara Selam!

Ne kötü bir alışkanlıktır, alışmak! Marangozlar, ürettikleri parçaları bazen “işkence” denen bir tür sıkıştırma aracına bağlarlar. Bu işleme “alıştırmak” derler. Parçanın istenilen şekli alması için yapılan son işlemdir bu. Metal işlerinde de “alıştırmak” uygulaması vardır. Ürünün hareketli parçasının, biraz zorlayarak ve çok kez tekrarlayarak, kendisinden beklenen hareketi kolaylıkla yapacak hale gelmesi sağlanır. Bir malzemeyi işleyenler, […]

Ne kötü bir alışkanlıktır, alışmak!

Marangozlar, ürettikleri parçaları bazen “işkence” denen bir tür sıkıştırma aracına bağlarlar. Bu işleme “alıştırmak” derler. Parçanın istenilen şekli alması için yapılan son işlemdir bu.

Metal işlerinde de “alıştırmak” uygulaması vardır. Ürünün hareketli parçasının, biraz zorlayarak ve çok kez tekrarlayarak, kendisinden beklenen hareketi kolaylıkla yapacak hale gelmesi sağlanır.

Bir malzemeyi işleyenler, ürüne istedikleri şekli tam olarak verebilmek için, çalışmanın son aşamasında alıştırma yoluna giderler.

İnsanlar için de geçerli değil mi bu durum? Anne babaların, eğitim sistemlerinin, devletlerin çoğu böyle yapar. Hatta öncelikli işi insan şekillendirmek değil gibi görünenler de böyle… Bir yolla toplumu biçimlendirmeye çalışanların hepsi insanları alıştırmak için çeşitli yöntemler uygulamıyorlar mı? Hayata alıştırmak için. Kendi uygun gördükleri ve değişmez kabul edilmesini bekledikleri hayata uyum sağlayacak insanlar üretmeye çalışmıyorlar mı?

Sonuçta, her biri birer eğitim uygulaması bunun. Bazıları adını koyarak okullarda, işyerlerinde, askerlikte yürütülen eğitim programları. Bazılarıysa adına “reklamcılık”, diyerek, “yazarlık”, “akrabalık”, “komşuluk” diyerek gerçekleştiriliyor. Nasıl romanların sevileceğinden hangi giysilerin güzel bulunacağına kadar birçok konuda tercihleri belirlenmiş insanlar yetiştirmek için. 

Eğitimdeki “pekiştirme” aşaması bunun için uygulanıyor. Sadece ilkokulda yeni bir konu anlatımının son aşaması değil bu. Kişiye aynı hareketi defalarca kez tekrarlatıp, onu kolaylıkla yapabilecek hale getiriyorlar. Yani alıştırıyorlar. Hayatın gerçekliğine ve kişiselliğine aykırı durumları yadırgamayan insanlar üretiyorlar. Ömür boyu bezirgânlara faydalı olacak biçimde çalışmaya uygun kişilere dönüştürüyorlar. Tüketmeye alıştırıyorlar, sahip olmaya alıştırıyorlar, bağımlılığa alıştırıyorlar.

Böyle alışkanlıkların her biri, ancak birer “işkence” sürecinden sonra oluşabiliyor. “İşkence” denen o sıkıştırma aracından çıkarıldıktan sonra, kişi aslında kendine uyumsuz olan hayatı yadırgamaz ve kendisine “kazandırılan” özelliklerini sorgulamaz duruma geliyor.

Ama hayatın her ayrıntısı için, istenen her kişisel özellik için tekrar tekrar kullanılabilecek kadar çok sıkıştırma aracı yok aslında. Her kişiyi her konuda “alıştırmak” için yeterli zaman da yok. Bu nedenle en önemlisi, alışmaya alışmak! Tek tek onca “alıştırma” uygulamasının başarısı, her şeyden önce, alışmaya uygun kişilik özellikleri geliştirmeye bağlı.

Açık veya örtük bir çalışma sonucunda herhangi şeye alışan kişi, her seferinde, o şeyle birlikte alışmaya da alışıyor. İnsan, edindiği her alışkanlıkla, bir başka alışkanlığa uygun hale geliyor. Alıştıkça, alıştırdıkça

Bu nedenle çocuklara alışkanlık “kazandırmak”, yani soru sormadan bir “doğruyu” kabullenmelerini sağlamak daha zordur. Onların alışmak özellikleri, eğitimden geçirilmiş büyükler kadar gelişmemiştir. Her seferinde dirençlerini kırarak, teker teker bir şeylere alıştırarak, onları kolay alışabilir yetişkinlere dönüştürmek gerekmektedir!

Bunun en etkili yolu, “iyi alışkanlıklar” edinmelerini sağlamaktan geçiyor. Sigara içmenin kötü bir alışkanlık olduğundan kuşku duyulmaması gibi, örneğin kitap okumanın iyi bir alışkanlık olduğundan da kuşku duyulmuyor.

Oysa “okur olmak” ve “okuma alışkanlığına sahip olmak” birbirinden tamamen farklı olgular.

Okurluk, konuları derinlemesine düşünmek, fikirlerini bilgilere dayandırmak, söylenti ve kişisel yorumlardan çok nesnel verileri kaynak kabul etmek gibi özellikler geliştirir. Herhangi bir “alışkanlık kazanmak” ise, kişide “okur olmak”a ters yönde özellikler geliştirir.

İnsan alışınca, ne okuduğunu anlamadan okuyup gider kitapları. Yaşadığı hayata alışanların ne yaşadığını anlamadan yaşaması gibi. Belki bazen okumaya biraz ara vermek, bir süre kitaplardan uzak durmak bile “okumaya alışmaktan” iyidir.

Alışmamak, elbette ezberlenmiş mutluluk arayışına aykırıdır. Ama yine de ne mutlu alışmayan insanlara! Ne kadar saygıdeğerdir, bu hayata alışamayanlar!

Onlar, aynı durumda aynı kararı veren tutarlı kişiler olsa da, aslında her seferinde yeniden tercih kullanıyorlardır. Referanslarını ve bağlı oldukları değerleri sorgulamaktan kaçınmıyorlardır. Tam da bu nedenle, inandıkları değerlere en bağlı insanlar onlardır. Tekrar tekrar sorgulanmış, her seferinde yeniden tercih edilmiş değerlerdir, onlarınki.

Denebilir ki, alışmak kaçınılmaz bir olgu, hiç alışmadan yaşamak mümkün değil. Olsun, doğrudan ve dolaylı biçimde alışmak övgüsü yapan yeterince var, bizimki de alışmayanlara övgü, alışamayanlara selam olsun!

Yazarın Diğer Yazıları
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Alışamayanlara Selam!

Ne kötü bir alışkanlıktır, alışmak! Marangozlar, ürettikleri parçaları bazen “işkence” denen bir tür sıkıştırma aracına bağlarlar. Bu işleme “alıştırmak” derler. Parçanın istenilen şekli alması için yapılan son işlemdir bu. Metal işlerinde de “alıştırmak” uygulaması vardır. Ürünün hareketli parçasının, biraz zorlayarak ve çok kez tekrarlayarak, kendisinden beklenen hareketi kolaylıkla yapacak hale gelmesi sağlanır. Bir malzemeyi işleyenler, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku