1800’lerin sonu… ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikası… Kadınlar ağır çalışma koşulları, uzun iş saatleri karşılığında çok düşük ücret alırlardı. Bir gün yeter dedi kadınlar ve grev kararı aldılar. Talepleri de şöyleydi: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret…” Ne yazık ki, 8 Mart 1857’de grev bastırılmak istenirken fabrikaya […]
1800’lerin sonu… ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikası… Kadınlar ağır çalışma koşulları, uzun iş saatleri karşılığında çok düşük ücret alırlardı. Bir gün yeter dedi kadınlar ve grev kararı aldılar. Talepleri de şöyleydi: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret…” Ne yazık ki, 8 Mart 1857’de grev bastırılmak istenirken fabrikaya kilitlenen 120 kadın, çıkan yangınla can verdi. 1910’daki Uluslararası Sosyalist Kadınlar Toplantısı’nda Clara Zetkin’in ölen kadınların anısına 8 Mart gününü Dünya Kadınlar Günü ilan etme önerisi kabul edildi. Emekçi Kadınlar Günü adı hatalı, emekçi olmayan kadın var mı?
1800’lerin sonu… Osmanlı İmparatorluğu… Bir erkek birden çok kadınla evlenebilirdi. Erkeğin kadını boşama hakkı sınırsızdı, bir çocuğun anası, babasının ölümünden sonra bile çocuğunun velisi olamazdı. Mahkeme karşısında tanıklık için ancak iki kadın bir erkeğin yerini tutabilirdi.
1900’ler… Türkiye Cumhuriyeti… Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. Halk perişan, topraklar işgal altındaydı. Selanikli bir Osmanlı askeri, paramparça toprakları kadınıyla erkeğiyle bir milli mücadelede örgütleyip, bize vatan yaptı. Dünyada pek çok Batı ülkesinden önce de kadına sen varsın diyerek…
2000’ler… Türkiye Cumhuriyeti… Erkeklerin kadına uyguladığı sözel ve fiziksel her türlü şiddet normalleşti. Ülkede bir kadının öldürülmediği neredeyse tek gün geçmiyor, çağdışı söylemlerle kadınların yaşamına fütursuzca karışılıyor. Ülkenin kadınları tedirgin, yaşamaya çalışıyor. Sahi, kadından niye bu kadar nefret ediliyor?
Kadın Devrimi
Türk kadını, İstiklâl Savaşı sırasında gerek cephede gerekse cephe gerisinde mücadeleye tüm gücü ile destek verdi. Atatürk, Türk kadınının bu fedakârlık ve hizmetlerini hep takdir etti ve Cumhuriyet’in ilânından itibaren kadının sosyal, ekonomik ve siyasal konumunu iyileştirici uygulamalarına başlattı. 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren Medeni Kanun ile kadınlar erkeklerle eşit vatandaş oldu. 3 Nisan 1930 Belediye Kanunu, 26 Ekim 1933 Köy Kanunu ve 5 Aralık 1934’te de 1924 tarihli Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’nun değiştirilmesi sonucu kadınlar tüm siyasi haklarını elde etti. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı Türkiye’de Fransa’dan 10 yıl, İtalya’dan 11 yıl, Belçika’dan 14 yıl, İsviçre’den 37 yıl önce tanındı. 1935’te Dünya Kadınlar Kongresi Atatürk’ün desteğiyle Türkiye’de düzenlendi. O kongrede olan dünyanın pek çok ülkesinden gelen kadınlar, ilk kadın jinekolog Pakize Tarzi’ye Türk kadınlarına ne kadar imrendiklerini anlattılar. 1936’da İş Kanunu ile kadınların çalışma hayatı düzenlendi.
Öncü Kadınlar
Cumhuriyet’in özgürleştirdiği hayat sayesinde haklarına kavuşan kadınlar; varoluşlarını laboratuvarlara, sokağa, meclise, sahneye kısaca her alana taşıdılar. İlk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral, ilk kadın opera sanatçısı Semiha Berksoy, ilk kadın heykeltraş Sabiha Ziya Bengütaş, ilk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen gibi sayısız öncü kadın, başarılarıyla tarihe adlarını yazdırdılar. Cumhuriyet’in 100. yaşına armağan olarak yazdığım “Kadınlar Cumhuriyeti-Bilimin Öncü Kadınları” kitabımda yer alan 12 bilim kadını da Cumhuriyet’in verdiği fırsatlarla dünya çapında başarılar elde etti: İlk doktor Safiye Ali, ilk kimyager Remziye Hisar, ilk patolog Kâmile Şevki Mutlu, ilk veteriner Sabire Aydemir, ilk astronom ve ilk kadın dekan Nüzhet Gökdoğan, ilk inşaat mühendisi Sabiha Rıfat Gürayman, ilk fizikçilerden Belkıs Özdoğan, ilk jinekolog Pakize Tarzi, ilk ziraat mühendisi Fatma Hikmet İşmen, ilk matematik profesörü Fatma Selma Soysal, NASA’da çalışan ilk Türk kadını astrofizikçi Dilhan Eryurt ve cüzzamı yenen doktor Türkan Saylan.
Bugün… Kadınların toplumun her alanında var olabildikleri bir noktadan; kadınların 8 Mart’larda dayak yediği bir yere geldik. Ama bu değişebilir. Bizim hak temelli kavgamız hiç olmadı ve haklarımız duruyor. Bu haklarımızdan vazgeçmediğimiz, birbirimize ve Cumhuriyet’imize sahip çıktığımız müddetçe değişimi birlikte sağlayabiliriz. Yeter ki, kadınlar olarak şunu hatırlayalım: Cumhuriyet ile kadını kapsamayan hiçbir değişim olmadı. O yüzden kadın devrimidir Cumhuriyet. Kadın mücadelesinin beslenmesi gereken en temel noktanın Cumhuriyet olduğu anlaşılmadan da bir sonuç alınacağını düşünmüyorum. Dünden bugüne yaşananlar, kadına verilen değerin nereden nereye geldiği ortada, karar sizin…
Sözün özü, kadın değişirse, değil ülke dünya değişir! Hele Atatürk’ün kızları bence her şeyi başarabilir.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun!
30 Ağustos, bir halkın Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme diz çöktürüşünün zaferidir, o nedenle çok önemlidir. 30 Ağustos, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yoldur, yeni bir devletin doğuşunun son adımıdır. Bu yazı, bize tarihimizi hatırlatmak içindir. Milli Mücadele Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla Milli Mücadele başladı. Ardından Erzurum ve Sivas kongreleriyle direnişi Anadolu çapında örgütleme, düzenli […]
Devamını Oku
1800’lerin sonu… ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikası… Kadınlar ağır çalışma koşulları, uzun iş saatleri karşılığında çok düşük ücret alırlardı. Bir gün yeter dedi kadınlar ve grev kararı aldılar. Talepleri de şöyleydi: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret…” Ne yazık ki, 8 Mart 1857’de grev bastırılmak istenirken fabrikaya […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku