30 Ağustos, bir halkın Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme diz çöktürüşünün zaferidir, o nedenle çok önemlidir. 30 Ağustos, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yoldur, yeni bir devletin doğuşunun son adımıdır. Bu yazı, bize tarihimizi hatırlatmak içindir. Milli Mücadele Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla Milli Mücadele başladı. Ardından Erzurum ve Sivas kongreleriyle direnişi Anadolu çapında örgütleme, düzenli […]
30 Ağustos, bir halkın Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme diz çöktürüşünün zaferidir, o nedenle çok önemlidir. 30 Ağustos, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yoldur, yeni bir devletin doğuşunun son adımıdır. Bu yazı, bize tarihimizi hatırlatmak içindir.
Milli Mücadele
Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla Milli Mücadele başladı. Ardından Erzurum ve Sivas kongreleriyle direnişi Anadolu çapında örgütleme, düzenli bir ordu kurma çalışmaları geldi. Milli Mücadele’yi tek bir komutada yürütmek için Sivas Kongresi’nden sonra Anadolu’daki işgallere karşı kurulan cemiyetler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplandı. 1919-1922 yılları hem iç isyanları bastırmakla hem işgalcilere karşı şiddetli çatışmalarla geçti. 22 gün 22 gece süren Sakarya Meydan Muharebesi, ordumuzun galibiyetiyle sonuçlandı. 26 Ağustos 1922’de, sabaha karşı 4.30 sularında Başkomutan taarruz emrini verdi. 28-30 Ağustos arasında yaşanan şiddetli çarpışmalar sonunda Yunan birlikleri dağıtıldı.
Zaferin Kadınları
Direnişi Anadolu’da yaymak amacıyla kadınların örgütlenme çalışmaları ile işe başladı. “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” kuruldu ve hızla memleketin çeşitli yerlerinde de şubeleri açıldı. Orduya para toplama ve mal yardımı kampanyaları düzenlenirken, askerlere moral ve tebrik telgrafları yollanıyor, büyük şehirlerde ise mitingler yapılıyordu. Bu istilaya karşı kimi kadınlar da cephaneyi arabasında, sırtında taşıyordu. Kimi askeri giydirecek eşyaları hazırlıyor, kimi ordunun yiyeceğini yetiştiriyor, kimi cephede tüfeğiyle savaşıyordu…
Erzurumlu Kara Fatma:
Yunan işgaline karşı 480 kişilik çetesiyle mücadele verdi. Kendi kurduğu müfrezesinde 40’a yakın kadın, 700 de erkek olduğu söylenenler arasında… Üsteğmenlik rütbesine kadar yükseldi. Kara Fatma, eşini ve iki oğlunu savaşlarda kaybetti.
Kastamonulu Halime Çavuş:
Daha 12-14 yaşlarındayken Milli Mücadele’ye katılmıştı. Saçlarını kazıtmış, erkek gibi tıraş olmuş ve erkek gibi kıyafetler giyerek askerlerin arasına karışmıştı. Uzun süre Halim Çavuş olarak bilindi, bir bacağı bombardıman sonucu sakatlandı. Bir gün İnegöl’den Sakarya Cephesi’ne cephane taşırken Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştı. Paşa kafa kâğıdını görmek istemiş ve gördüğü karşısında hayretle “Sen kız mısın?” diye sormuş, aldığı “evet” cevabı üzerine onun bilgilerini kaydettirmişti. Savaş sonrası Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara’ya çağrılan Halime Çavuş, cephede karşılaştığının Mustafa Kemal olduğunu bilmediğinden, kapıdaki yavere “Paşa hangisi bilmiyorum…” demişti. Mustafa Kemal Paşa, “Seni yollamıyorum, gel bizim kızımız ol.” deyince Halime’nin, “Annem, babam beni bekler!” cevabı Paşa’nın çok hoşuna gitmişti. Evlenmeyen ve her gün tıraş olmaya devam ederek yaşayan Halime Çavuş, üniformasını ölene kadar üzerinden çıkarmadı…
Kastamonulu Şerife Bacı:
İnebolu-Kastamonu hattında sırtında çocuğu, kağnısında cephane taşırken cephaneler ıslanmasın diye üzerlerine battaniyesini örtmüş, çocuğu donmasın diye de ona sarılmış, ancak şiddetli soğuk yüzünden donarak şehit olmuştu.
Hafız Selman İzbeli:
Kurtuluş Savaşı’nda Kastamonu’daki bütün kadınları toplayarak asker için çorap, kazak ve fanila ördürmüş; Kastamonu’ya gelen askerlerin karınlarını doyurmuştu.
Emir Ayşe Aydın:
Eşi Çanakkale’de şehit olmuş, 1919’da Yunanlar Aydın’ı işgal ederek İmamköy’ü de ele geçirdiklerinde çocuklarını komşusuna emanet ederek silahlanmıştı. Eşinden kalan elmas küpelerini (bir diğer iddiaya göre de düğünde takılan altınını) bozdurmuş, cephane ve silah almış, dağa çıkarak Yörük Ali Efe’ye katılmıştı. Atatürk tarafından 1933’te İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi.
Bunlardan başka; Gördesli Makbule, Nezahat Onbaşıi Selanikli Binbaşı Ayşe, Osmaniyeli Tayyar Rahmiye, Kılavuz Hatice, Nafize Kadın, Adanalı Sultan Hanım, Ayşe Çavuş, Aydınlı Şerife Ali Kübra, Süreyya Sülün Hanım, Tayyibe (Ayşe) Hatun, Gaziantepli Yirik Fatma, Maraşlı Senem Ayşe Kadın, Konyalı Şehime Korucuoğlu, Toroslar’da Sultan Ana, Tozkoparan Müfrezesi’ne mensup Ulaşlı Hanım, Gamacı Fatma, Milis çetelerle birlikte görev yapan Zeynep Hanım, Vanlı Güllü Bacı, Mersin mücahitlerinden Safiye Nine ve de isimlerini bilmediğimiz nice kahraman kadın var… Anadolu kadınları için vatanı onun eviydi, kadın gerektiğinde evini erkeğiyle birlikte korurdu. Biz, Kurtuluş Savaşı’nda erkeklerin yanında savaşmış o kadınların torunlarıyız! 30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun!
30 Ağustos, bir halkın Atatürk’ün önderliğinde emperyalizme diz çöktürüşünün zaferidir, o nedenle çok önemlidir. 30 Ağustos, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yoldur, yeni bir devletin doğuşunun son adımıdır. Bu yazı, bize tarihimizi hatırlatmak içindir. Milli Mücadele Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla Milli Mücadele başladı. Ardından Erzurum ve Sivas kongreleriyle direnişi Anadolu çapında örgütleme, düzenli […]
Devamını Oku
1800’lerin sonu… ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikası… Kadınlar ağır çalışma koşulları, uzun iş saatleri karşılığında çok düşük ücret alırlardı. Bir gün yeter dedi kadınlar ve grev kararı aldılar. Talepleri de şöyleydi: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret…” Ne yazık ki, 8 Mart 1857’de grev bastırılmak istenirken fabrikaya […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku