Kenan Başaran
Tüm Yazıları
Spora Ankara’nın 19 Mayıs Ruhu Gerek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Spora Ankara’nın 19 Mayıs Ruhu Gerek

Türkiye’de spor denince, malum akla yalnızca futbol gelir. İşte, sahip olduğu büyük potansiyele rağmen Türkiye’nin uluslararası alanda hak ettiği noktaya gelememesinin temel nedeni bu tek boyutlu bakıştır. Oysa Cumhuriyet’in spor hikâyesi çok boyutlu, bütüncül haliyle de daha derin bir anlayışla başlamıştı. Bu başlangıçta başkent Ankara, öncülerdendi.  Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin her anlamda bir dışavurumudur; sanatta, mimaride, […]

Türkiye’de spor denince, malum akla yalnızca futbol gelir. İşte, sahip olduğu büyük potansiyele rağmen Türkiye’nin uluslararası alanda hak ettiği noktaya gelememesinin temel nedeni bu tek boyutlu bakıştır. Oysa Cumhuriyet’in spor hikâyesi çok boyutlu, bütüncül haliyle de daha derin bir anlayışla başlamıştı. Bu başlangıçta başkent Ankara, öncülerdendi. 

Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin her anlamda bir dışavurumudur; sanatta, mimaride, siyasette ve elbette sporda… Başkentte her çivi, modern bir zihniyetin simgesi olması amacıyla çakılmıştır.

Bugün baktığımızda ise Ankara, ülke sporunun lokomotifi olmaktan uzaktır. Gerek tesisleşme, gerekse de kulüplerin sportif başarı grafiği İstanbul’un gölgesinde kalmış durumda. Hatta ancak promosyonlarla birkaç bin taraftara ulaşabilen Başakşehir gibi bir suni semt takımı dahi Süper Lig şampiyonluğu yaşarken, Ankara’nın asırlık çınarları –Ankaragücü ve Gençlerbirliği– maalesef bu başarılardan uzak kalmıştır.
Ama biz topa biraz basıp nefes alalım; çünkü bu öykünün özü futboldan daha geniştir. Zira Ankara, başkent olmasının getirdiği sorumlulukla, sporun yalnızca sahada değil, masa başında da şekillendiği yerdir. Olimpik branşlardan endüstriyel futbola kadar tüm yönelimlerin istikameti, nihayetinde TBMM’de çıkan yasalarla belirlenir. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ona bağlı Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü, bu büyük yapının uygulayıcılarıdır. 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında atılan bazı adımlar, Türk sporunun ruhunu biçimlendiren taşlar oldu.
1936’da açılan Ankara 19 Mayıs Stadyumu ve Spor Kompleksi, bu ruhun abidesiydi. Bir stattan fazlasıydı o; Cumhuriyet’in modern dünyaya bakan yüzü, mimarinin ideolojiyle vücut bulduğu bir eserdi. Tenis kortları, binicilik manejleri, hipodrom, yüzme havuzları, atlama kuleleri, halter, güreş, basketbol, voleybol salonları ve atletizm pistleriyle yeni kurulmuş bir ülkenin spor politikasının da manifestosuydu adeta. 

Ne var ki, bu bütüncül yaklaşımın yerini zamanla tekil düşünceler aldı. Artık öncelik futbol statlarında; yanına bir kapalı salon yapılırsa ne âlâ…
Ankara Üniversitesi’nden Sevda Korkmaz, SPORMETRE Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi’ndeki makalesinde 19 Mayıs Stadyumu’nun bu ideolojik anlamını şöyle anlatır:

“Stadyum, Cumhuriyet’in gerçekleştirmek istediği modernleşme projesinin mekânsal karşılığı olarak görülebilecek bir anlayışla kurgulanmıştır… Kübik kütle anlayışıyla biçimlenen kapalı tribünde kullanılan geniş cam yüzeyler, betonarme saçaklar ve yalın cephe anlayışı; dönemin modern mimarlık anlayışını yansıtan sembollerdir.”

Cumhuriyet’in spor aklının kurumsal temeli ise 1938’de kurulan Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü oldu. Bugün Spor Hizmetleri Genel Müdürlüğü adını taşıyan bu yapı, sadece idari bir kurum değil; sporun topluma yayılmasında, altyapının güçlenmesinde, olimpik sporcuların yetişmesinde ve egzersiz kültürünün yerleşmesinde kilit bir misyon üstlendi.

Ankara’nın Türk sporuna armağan ettiği bir diğer önemli kurum da kuşkusuz Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’dir.
1926’da Ankara Erkek Muallim Mektebi bünyesinde kurulan bu bölüm, beden eğitimi öğretmeni yetiştiren ilk resmi kurumdur. 1982’de Gazi Üniversitesi’ne bağlanan bölüm, 2016’ya kadar BESYO adıyla varlığını sürdürdü; o tarihten sonra ise Spor Bilimleri Fakültesi olarak yoluna devam etti. Gazi’nin salonlarından geçen binlerce öğretmen, yönetici, antrenör ve sporcu, Türk sporunun belleğini oluşturan sessiz kahramanlardır.

Ankara, futbolda şampiyonluklar görememiş olabilir; fakat güreş, tekvando, halter, voleybol ve basketbol gibi branşlarda sayısız ulusal ve uluslararası başarıya imza atmıştır. Güreş minderi, tekvando pisti, halter platformu Ankara’nın spor tarihinin sessiz ama güçlü sayfalarıdır. Halkbank ve Ziraat Bankası, bugün erkek voleybolunun taşıyıcı kolonları; ASKİ ise olimpik branşların en güçlü kulüplerinden biridir.

Ve evet… Futbolda Ankaragücü de Gençlerbirliği de en üst ligde şampiyonluktan çok uzaktalar. Fakat onların temsil ettiği kültür, birer kupadan daha değerlidir; çünkü rekabetin seviyesi, geçmişin omuzlarında yükselir.

Ankara, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Türkiye’nin spor laboratuvarıydı. Tesisleriyle, kurumsal yapılarıyla, sporun ruhunu şekillendiren lokomotif bir kentti. Başkente bugün düşen rol; sporu yöneten, düşünen, planlayan bir zihin olmak. Elbet rolü üstlenenlerin bunu ne kadar iyi oynadıkları ayrı bir tartışma. 

Ankara’nın önümüzdeki yıllarda, sahada da söz sahibi olacak şekilde erken dönem Cumhuriyet vizyonuna kavuşması kaçınılmazdır. 

Yazarın Diğer Yazıları
Mamak’a İlkbahar Gelecek

Çocukluğumun en güzel yılları Ankara’da geçti. Ne gariptir ki benim o güzel yıllarım, ülkenin karanlık dönemlerinden biri olan 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasına denk gelir. Darbeden kısa bir süre sonra, okumam için köyden Ankara’daki akrabalarımın yanına gönderilmiştim. 6 yaşına henüz basmadığım için o yıl okul kayıt yapılmasını reddetmişti. Okula ertesi yıl başladım ve dördüncü sınıfın […]

Devamını Oku
Ankara’nın Beyaz Gölgesi Kolejliler

Bir zamanlar bu ülkede okul sporları diye bir şey vardı. Gazeteler müsabakalarına geniş geniş yer verirdi! Bugün ise bırakın okul sporlarını, üç büyük kulübün futbol takımları dışında diğer branşlar medyada kendisine yer bulmakta çok güçlük çekiyor.  Okul ve spor denildiğinde, Türkiye’de akla gelen ilk isim TED Ankara Koleji’dir. Orta yaş ve üstü kuşak için “kolej” […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku