Yankı Yazgan
Tüm Yazıları
Pazar Tembelliği
Ana Sayfa Tüm Yazılar Pazar Tembelliği

Tıp fakültesini dereceyle bitiren öğrencime sordum; “Nasıl bu kadar çalışkan olabildin?” “Vallahi çalışkan değilim, çok çalışıyor olmam tembelliğimden. Dersleri serersem, bütünleme, sene tekrarı derken sonuçta daha çok çalışmış olacağım. Halbuki ne kadar çok çalışırsam, daha az toplam çalışma yapacağım. Öyle böyle derken bir de baktım, dereceye girmişim.”  Tembelliği yerinden kımıldamamak, üşenmek, işleri ‘sallamak’ ya da […]

Tıp fakültesini dereceyle bitiren öğrencime sordum; “Nasıl bu kadar çalışkan olabildin?” “Vallahi çalışkan değilim, çok çalışıyor olmam tembelliğimden. Dersleri serersem, bütünleme, sene tekrarı derken sonuçta daha çok çalışmış olacağım. Halbuki ne kadar çok çalışırsam, daha az toplam çalışma yapacağım. Öyle böyle derken bir de baktım, dereceye girmişim.” 

Tembelliği yerinden kımıldamamak, üşenmek, işleri ‘sallamak’ ya da bir görevi yapmamak için bin dereden su getirmek olarak tanımlarsak, hepimizin tembel yaşam kesitleri olduğunu görürüz. Tembel ve çalışkan yaşam kesitlerini birbirinden ayıran, o anda çok ‘olmasını’ istediğimiz, harekete geçme arzusunu doğuran ve temel dürtülerimizin yönü ile uyumlu durumların azlığı ve çokluğu olabilir. 

Bu özelliklerin varlığı ile ‘motive’ olduğumuz her durum tembelliğe son verirken, yokluğu bizi ‘doğal’ halimize döndürür. Beyin dokusunun ‘istirahat’ halinden aktif hale geçişinin gerektirdiği enerjinin büyüklüğü, pijamaları giymiş televizyon karşısında otururken bakkala ekmek almaya yollanan çocuğun yerinden kalkmasının gerektirdiği enerji ile kıyaslanabilir.

***

İnsan beyninin doğal hali pek “olumlu” sayılmaz; gerçekleri olduğu gibi (‘acı’) görmeye eğilimliyizdir. “Gelişim, gerçeği olduğundan iyi görme yollarını öğrenmek demek” desek, gerçeği çarpıtmış olmayız. Eğitim, sosyal yaşam, çalışma gibi zahmetli süreçler iyimser düşünce sisteminin egemen olmasını sağlar. Depresyon ise hayatta kalma (ya da tahammül etme) gayretiyle örülen bu iyimserlik kılıfının sıyrılıp alttaki dokuların belirivermesi gibi can acıtıcı bir etki gösterir. 

***

Pazar günü, haftanın en sıkıcı günü seçilmiş. Pazar, kimsenin tam ne yapacağına bir türlü karar veremeden akşamı ettiği, genellikle o gün için en istediği şeyleri yapamadığı, sonra da “Bir günümüz daha böyle geçti” gitti diye hayıflandığı günlerin başında gelir. Sıkılmak, boşluğu nasıl dolduracağını bilemediğimizde kendini hissettiren duygulardandır. Boşluk doldurma arzusunu tetiklediği için yorucu olabilir. Boş durmaya tahammül edebilenler, o zahmete katlanabilenler gerçeğin iyi hale gelmesini ya da iyi oluvermesini beklemek yerine iyiyi gerçekleştirirler.

Yazarın Diğer Yazıları
Başkent Arkadaşlığı

“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…”   (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]

Devamını Oku
Yarınlar Bizim

1975 Eurovision Türkiye elemelerinde halk jürisinin seçtiği şarkı ‘Yarınlar Bizim’ olmuştu. Gelecek günlere ilişkin umut dolu sözlerinin yanı sıra devrimci marşları çağrıştıran ezgisi ile bugün bile hemen akla geliyor. Şarkıyı besteleyip söyleyen Ali Rıza Binboğa’nın sempatik olduğu kadar mücadeleci görünüşü bir yana, “Yarın” kelimesinin çekiciliğinin de halkın gönlünü çelmesinde bir katkısı olmuş olsa gerek…  1975 […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku