Yankı Yazgan
Tüm Yazıları
Başkent Arkadaşlığı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Başkent Arkadaşlığı

“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…”   (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]

“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…”  

(Bob Dylan, My Back Pages/
Arka Sayfalarım’dan).

Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, sorusuna verilen “evlerde buluşmalar”, “Tunalı’da aşağı yukarı yürüyüşler”, “Kral Çiftliği’nde alışveriş”, “Kızılay Postanesi’nin önünde buluşmalar”, “Papazın Bağı’nda yenen gözlemeler”, “CSO konserleri”, “Piknik’te ‘türlü’ ve Arjantin…” gibi simgelerle verilen yanıtlara ve bu başka yerde bulunmaz cinsten tanımlanan aktivitelere dayalı dostlukların biricikliğine itiraz etmek zordu. Bu simgeler benim de simgelerimdi. Benim olmadan önce de -babamın 1940’ların sonundaki öğrencilik yıllarında bile- aynı ya da benzer simgeler çevresinde süren on binlerce arkadaşlık, başkente ‘dostluğun başkenti’ payesini kazandırmıştı. Bu simgelerin sınıfsal ve kültürel bir karşılığı olduğunu o sırada yeni düşünmeye başlamış, başka simgelerin varlığını uzaktan görmüştüm, ama kendi simgelerimin ilelebet var olacağından, o simgelere dayalı dostluk, arkadaşlık ilişkilerimin hep öyle kalacağından kuşku duymamıştım.

***

Geçen ay Ankara’yı ziyaretimde o dostlukla dolu yıllardan bir arkadaşımı aradım. Buluşmak için belirlediğimiz ve adını neredeyse ilk defa duyduğum, daha önce duyduysam da hatırlamadığım yeri haritada arayıp bulmaya çalışırken kendimce şehrin merkezi olarak bellediğim yerlerden harita üzerinde bile olsa uzaklaşmaktan tedirgin oldum.

Arkadaşlık deyince çoğunuzun aklına gelen dönem (anketlere göre) 14-25 yaş oluyor. Bu dönemi evde, başka bir kentte, yatılı okulda ya da üniversitede, sanayi sitesinde, askerlikte, şantiyede, hastanede, sokakta, cezaevinde, eylemlerde, kütüphanelerde beraber geçirmiş olduğunuz kişilerle kim olduğunuzu, hangi yola kimle gideceğinizi aşağı yukarı belirlemiş ama kesinleştirmemiş olduğunuz o yeni yetmelik yıllarına 40, hatta 50 yıl sonra baktığınızda neler hissedebilirsiniz?

“Çocuksu bir sevinç, bir ‘mavra’ yapma dürtüsü, şimdiden geçmişe dönüp bakmanın hüznü… Geçip gitmiş zamanın, kuşak değiştirmenin, ‘giden ve geri gelmeyecek olan’ın hüznü.” Hayatın getirdiklerini taşıyıp, taşıyamayacağımız belli olmadığında; üstümüze basan sıkıntı ve tatsızlık hissi… Sevdalı arkadaşlık, sevdalı her şey yıllarını hatırlamanın buruk keyfi.

Hayatımızın belleğe en çok ve kalıcı kayıt yapılan dönemlerinden birisi olan ergenlik ve gençlik aynı zamanda duyguların yoğun, istikrarsız ve kuvvetli olduğu bir zamandır. Maya Angelou’nun betimlemesine göre yıllar sonra ne olan biteni ne de söylenenleri hatırlarız. Yaşatılan duygular ise hiç unutulmaz. Duygu belleğimiz, bir dönemle ilgili kişisel tarihimize hükmeder. Üstelik, o tarihten kalma duygularımızla, o kişilerle, o mekânlarla bugün yeniden karşılaştığımızda eğer tanıyabilirsek eski sınıf arkadaşımızı ya da öğretmenimizi, yılların gerisinden, eski duygularımız kaldığı yerden devam ediverir.

***

Yıllar sonra, hayatta kendini yıllar öncesindeki kadar değerli ve anlamlı hissettiği bir an yokmuş gibi geldiğinde, o yıllardaki ‘ruh’u hatırlamakla iyileşmek mümkünse, bunun sırrını arkadaşlıkta mı, genç olmakta mı yoksa bütün bunları yaşadığımız kentte mi aramalıyız? Ankara’da gençliğin koşulsuz kayıtsız arkadaşlığını yaşamış olmak farklı mı, yoksa o arkadaşlar kentlerinin kendilerine sunduklarının değerini daha çok bilenler mi? Neredeyse yarım saat kadar Eskişehir’e doğru gidip vardığım AVM ve çevresinde kurulmuş alt-kentin bir köşesine beni gözü kapalı getirip bıraksalar, orada gözümü açsam ve mekânın Ankara’da olduğunu söylemeseler, bilemezdim. Ah, ne kadar değişmiş ya da ne kadar bozulmuş, anlamında değil… Yine de arkadaşımı gördüğümde, “Ankara’dayım” diyebildim.

***

Ankara’da bir gençken bedenime giren ruh, anlamaya çalıştığım şeyler karşısında içine düştüğüm zihinsel çaresizliğe tahammül edecek duygusal gücü verdi. Bana ve arkadaşlarıma… Kimimiz o duygusal güçten zihinsel çaresizliğini aşmak için yararlandı. Kimimiz ise gücün hazzıyla yetindi.  Bu orada olduğumuzdan mıydı, yoksa sırf o yaşlarda olduğumuzdan mıydı? O günlerden bir türlü kopamamış yanlarımızı aradığımızda, nerede bulabileceğimize dair bir ipucu ararsak, hayatımızın kriz dönemlerinde bulabiliriz. Geri dönmenin kaçınılmaz olduğu bu dönüm noktalarında, ergenliğimizin bütün izlerine rastlayabiliriz: Öfke, tedirginlik, korku, çöküntü, yüreklilik.

Bir tür sevdayla yaşanan ergenlik günlerini, hayatı hiç bitmeyecekmişcesine geçirdiğimiz günleri hatırlamaktan ne zevk alıyoruz?  Kaybettiğimiz, bir daha geri gelmeyecek olan bir dönemin yasını, aynı geçmişi özleyenlerle paylaşmak insanı hayatta tutucu bir etki gösterir.

***.

Ankara’dayken başka bir arkadaşımla daha konuştum: Ankara’dan neyi özlüyorsun en çok? ‘Zaten hep Ankara’daydım’, demedi; o Ankara demek istediğimi anlamıştı. “Arkadaşlıklarımızı.” dedi; “Öyle arkadaşlık bir daha hiç kuramadım, bir sürü arkadaşım oldu, (o) Ankara’dakiler kadar yer etmedi yüreğimde.” 

İlk gençlik günlerimizden kalma arkadaşlarımız “iç dünyamızın kapılarını henüz kapatmamış olduğumuz bir dönem”e aittir. Ankara’nın ortak bellekteki niteliklerinden başlıcasının güvenebilme olduğunu söylesem… 

O yıllardan kalanlar, çılgınca bir tempoyla örülmekte olan beyin ağlarında yer ettiyse, acı ve dertlere, eğlencelere birlikte katılıp yol arkadaşlığı yaptığımızdandır. Özlediğimiz, yokluğunun hüznünü yaşadığımız o yolun, o yolun içinde olduğu mekânın kendisidir. Ankara, yollarında yürünen kentlerdendir.

***

Sevdalı arkadaşlıklar, derin dostluklar dönemi ergenliğe, gençliğe özgüdür. Ankara dostluğun başkenti olduysa, bu dostlukların doğup beynimizde yer ettiği (ve sonraki dostluklara yer açtığı) dönem olan gençliğin milyonlarca genç tarafından yaşandığı bir yer olduğu için değildir. Ankara, Cumhuriyet’in gençliğini simgeler, hep genç görülmüştür. O yüzden de gençlikle gelen güven ve arkadaşlığa doğal ev sahibidir. Merkezindeki parkın adı Gençlik Parkı olan kaç kent vardır?

Yazarın Diğer Yazıları
Başkent Arkadaşlığı

“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…”   (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]

Devamını Oku
Yarınlar Bizim

1975 Eurovision Türkiye elemelerinde halk jürisinin seçtiği şarkı ‘Yarınlar Bizim’ olmuştu. Gelecek günlere ilişkin umut dolu sözlerinin yanı sıra devrimci marşları çağrıştıran ezgisi ile bugün bile hemen akla geliyor. Şarkıyı besteleyip söyleyen Ali Rıza Binboğa’nın sempatik olduğu kadar mücadeleci görünüşü bir yana, “Yarın” kelimesinin çekiciliğinin de halkın gönlünü çelmesinde bir katkısı olmuş olsa gerek…  1975 […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku