Yankı Yazgan
Tüm Yazıları
Maske, Aşı, Mesafe
Ana Sayfa Tüm Yazılar Maske, Aşı, Mesafe

Pandeminin varlığı gecikmeli de olsa mart ortasında ilan edildiğinde durumun adının konmasıyla bir rahatlama hissettiğimi hatırlıyorum. Kararsızlık yaratan bir belirsizlik ortamında kelle-paça ile virüsten korunabileceğimizden söz eden uzman görüşleri ortalığı kaplamıştı; ‘salgın var’ sözü bu seslere kulak verenlere bir süreliğine de olsa bilimsel pusulayı gösterdi. Afetler, salgınlar, yangınlar ya da soykırımlar tek tek duyduğumuz hatta […]


Pandeminin varlığı gecikmeli de olsa mart ortasında ilan edildiğinde durumun adının konmasıyla bir rahatlama hissettiğimi hatırlıyorum. Kararsızlık yaratan bir belirsizlik ortamında kelle-paça ile virüsten korunabileceğimizden söz eden uzman görüşleri ortalığı kaplamıştı; ‘salgın var’ sözü bu seslere kulak verenlere bir süreliğine de olsa bilimsel pusulayı gösterdi.


Afetler, salgınlar, yangınlar ya da soykırımlar tek tek duyduğumuz hatta tanık olduğumuz ölümlerin başkaları için üzülmek gibi duygular dışında bizi pek de ilgilendirmediği inancını ortadan kaldırıp, herkesten farksız kırılganlığımızı, savunma hatlarımızın her an dağılabilirliğini hatırlattığında zihnimizi korkuya kaptırmak işten bile olmaz. Ölüm düşüncesinin felç edici etkisini gideren yaşamı düşünmek imkânsızlaşabilir.


Önce salgının varlığına ve tehlikesine inanmakta, sonra aşının ve diğer bilim temelli mücadele yöntemlerinin gerekli ve güvenli olduğunu kabul etmekte zorlanan büyük bir kitlenin varlığına bir yandan şaşsam da yadırgamamıştım. Sonradan düşündüğümde korku duygusunun aklın işleyişini nasıl avucuna aldığını görmemiş ya da kabul etmemiş olduğumu görüyorum. Bu korku çoğumuzun gerçekleri görmezden gelmesine, gerçeğin ağırlığını hafifletmeye çabalamasına ve daha birçok yoldan inkâra yol açtı.


Yadsıma, inkâr, azımsama pandemi döneminde büyük ölçüde bir politik tavır oldu. Ölümlerin, yayılma hızını saptamakta kullanılan sayıların açıklanmasındaki ikircikli tutum,  sağlık çalışanlarının hayatlarını riske sokarak emekleriyle topladıkları verilere haksızlık olduğu gibi toplumun korkmasını ancak doğruluğuna güvenilir bir yönetim ile sağlanacağı gerçeğine de aykırıydı.


2020 yaz aylarında pandeminin ilk dalgası yavaşladığında ve henüz ölümcül ikinci dalga kendini göstermemişken, toplumun sayılar hakkında bilgilendirme şeklinin kafa karışıklığının da yardımıyla korku, yerini hızla ‘yokmuş bir şeye’ bıraktı.


Pandemi inkârcılığı (kelle paça ve sarımsak fraksiyonu gibi acıklı örnekler ile sınırlı değildi) sonbaharda ölümler tırmanışa geçtiğinde daha ziyade önlemlerin gereksizliği ve hayatımızı boş yere zorlaştırdığımız üzerinden bir kanal buldu. Nitekim maske takmaya (ve mesafeli yaşamaya) olan itirazlar, kış aylarında aşıların imdada ve gündeme gelmesiyle birlikte, aşı karşıtlığı ile hızla eklemlendi. 


2020-21 döneminde aşıların geliştirilmesi ve yaygın uygulanması sonucunda pandeminin durdurulması ile yeni bir evreye geçildi. Salgını bitiren etkenlerin başlıcası olan aşılara ilişkin tartışmalar bugün de devam ediyor. Aradan geçen yıllar aşıların uzun vadeli güvenliğine ve karşıtlarının aşı ile ilişkilendirdiği birçok problemin COVID enfeksiyonu geçirmenin bizzat kendisine bağlı olduğunu gösterse de aşı karşıtı propaganda ve bilimden şüpheye düşme eğiliminin toplumun çoğunluğunu giderek daha çok etkilediğini görüyoruz. 


Aşının bulunuşunu ve milyonlarca hayatın kurtuluşunu bir yandan kutlarken, pandeminin korku nesnesi virüsün yerine hedefe hemen aşı ve bilim dünyasının her türlü önerisi kondu. Geniş kitlelerle bilim arasındaki uçurumun hatta bir tür düşmanlığın (yeniden) doğup büyüdüğü bu dönemi dünyadaki siyasi değişimi göz önüne almadan anlamak zor. İletişim yetersizliği ya da bilimin kendini anlatamamasının ötesine geçen açıklamalara da gerek var.

Yazarın Diğer Yazıları
Yeni – Eyyy Z Kuşağı

Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden […]

Devamını Oku
Başkent Arkadaşlığı

“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…”   (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Çocuklar Düşe Kalka Büyür!

Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır.   Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor…  Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]

Devamını Oku
Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Devamını Oku