Burcu Geroğlu
Tüm Yazıları
Mâlik’in Köprüsü
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mâlik’in Köprüsü

Yağmuru bekleyen çocuklar, suyun hikâyesini başka türlü yazar. Yağmur toprağa düşer, birikir, yolunu bulur, akar. Ama bir çocuğun hayalinde suyun yolu da hikâyesi de değişir. Belki akan su bir maceraya davettir. Belki de kusursuz bir planın başlangıcı… Mâlik yağmuru bekleyen bir çocuktu. Oysa 1920’lerin Çankaya’sında yağmur pek de beklenesi değildi. Çamur, insanı ayaklarından yakalayıp toprağın […]

Yağmuru bekleyen çocuklar, suyun hikâyesini başka türlü yazar. Yağmur toprağa düşer, birikir, yolunu bulur, akar. Ama bir çocuğun hayalinde suyun yolu da hikâyesi de değişir. Belki akan su bir maceraya davettir. Belki de kusursuz bir planın başlangıcı… Mâlik yağmuru bekleyen bir çocuktu. Oysa 1920’lerin Çankaya’sında yağmur pek de beklenesi değildi. Çamur, insanı ayaklarından yakalayıp toprağın kalbine çekmek ister gibiydi. Bu yollarda yağmur sonrası yürümek, sağlam bacaklar ve evden çıkmak için gerçekten güçlü bir neden gerektiriyordu. Yokuşlardan inen su, toprağın yumuşak yerlerini bularak incecik kollara ayrılıyor, bir taşın önünde birikiyor, sonra çevresinden dolanıp yoluna devam ediyordu. O gün yağmur diner dinmez Mâlik, bağ evinden dışarı fırladı. Çömelip suyun götürdüklerine bakmaya başladı. Derken karşı kıyıya geçmeye çalışan karıncaları fark etti. Karıncalar birbirlerine yaklaşıyor, ayrılıyor, akan suyun öteki tarafına ulaşmaya çalışıyorlardı. Mâlik bir dal buldu, karıncalar geçebilsin diye köprü kurdu. Su, köprünün altından akıyordu. Artık karıncalar güvenle karşı kıyıya geçip yollarına devam edebilirdi.

Mâlik bekledi, bekledi, bekledi…

Nihayet bir karınca dalın önüne kadar sokuldu ve durdu. Biraz oyalandıktan sonra köprüye adım bile atmadan yoluna devam etti. Ardından başka bir karınca geldi. O da köprüyü kullanmadı. Mâlik, karıncaların geçmekte zorlandığını düşündü. Dalı düzeltti, toprağı hafifçe eşeleyip düzledi.

Olmadı!

Karıncalar, onun kurduğu yolu bırakıp kendi bildikleri yere gidiyorlardı. Mâlik de köprüyü kullanmamakta direnen karıncalara kızmaya başladı. Öyle dalmıştı ki kendisine doğru yaklaşan iki atlıyı fark etmedi bile. Mustafa Kemal Paşa ve yaveri, kaldıkları bağ evine dönüyorlardı. Paşa, Mâlik’i görünce atını durdurdu. Bir süre karıncalara kızıp duran çocuğu seyretti. Sonra atından inip yanına çömeldi. Mâlik’in yaptığı köprüye, ardından suyun akışına baktı. Su birikintisini göstererek önce orayı toprakla doldurmasını, sonra köprüyü hemen yanına kurmasını önerdi. Mâlik, Paşa’nın söylediklerini yaptı. Toprağı taşıdı, biriken suyun önüne küçük bir set yaptı, köprüsünü yeniden yerleştirdi. Bu kez karıncaların geçebileceği sağlam, güvenli bir yol oluşturmayı başarmıştı. Üstelik bununla da yetinmedi. Yeni setler yaptı, küçük köprüler kurdu. Karıncaların karşı kıyıya geçebilmesi için saatlerce uğraştı. Ancak ertesi gün hiç beklemediği bir şey oldu. Paşa’nın yaveri, Mâlik’in yaptığı küçük setleri ve köprüleri fark etmeden bozmuştu. Mâlik, onca emek verdiği köprülerin ve setlerin yıkıldığını görünce çok üzüldü. Saatlerce uğraşmış, sonunda başarmıştı. Şimdiyse bütün yaptıkları yerle bir olmuştu. Mustafa Kemal Paşa, Mâlik’in yanına geldi. Bir süre onunla birlikte yıkılan köprülere baktı. Sonra vazgeçmemesini söyledi. İsterse hepsini yeniden yapabilirdi. Hatta daha iyilerini bile…

Çünkü Mâlik, bir kez başarmıştı.

Mâlik bütün setleri ve köprüleri yeniden yaptı. Bu kez daha kalın dallar buldu, köprülerini sağlamlaştırdı. Bir süre sonra Mustafa Kemal Paşa ile yaverinin yollarını biraz uzatarak geçtiğini fark etti. Çocuğun su başında kurduğu dünyaya değmeden, uzaktan geçip gidiyorlardı… O eski yokuşların yerinde büyümüş sokaklar, akşamları erkenden aydınlanan pencereler var şimdi. Yağmur suyu kaldırımların kenarından akıp gidiyor. Ağaçlardan kopan yapraklar küçük su birikintilerinin üzerinde dönüp duruyor. Bir okulun önünden çocuklar geçiyor. Çantaları sırtlarında, sesleri birbirine karışıyor. Şehrin içinde, Mâlik’in küçücük köprüsünden bugünün Ankara’sına uzanan yolu arıyorum. Okul kapılarından geçiyor o yol, kitaplara eğilmiş başların arasından. Bir zamanlar suyun iki yakasını birleştiren dal, başka ellerde başka uzaklıklara uzanıyor. Bir zamanlar o çocuğun yanına çömelmiş atlı ise yılların gerisinden sesleniyor:

“Cumhuriyet’i biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak sizlersiniz.”

Mustafa Kemal Paşa, Mâlik’e bir şey daha söylemişti:

“Daima kolay, kısa ve faydalı yolları dene. Karıncalar çalışkandır, onlar için zaman değerlidir.”  Bir çocuğun su başındaki uğraşına söylenmiş bu söz, Çankaya’nın yokuşlarında kalmamış olmalı. Biliyorum Ankara’nın ekiminde dolaşıyor hâlâ. Bir güçlüğün karşısında durup düşünenin, başladığı işi yeniden deneyenin, kendinden sonrakine bir geçit bırakanın yanında. Mâlik’in dalı kadar küçük başlıyor bazen insanın yapabilecekleri. Sonra bir başkasının eline, bir başkasının hayatına uzanıyor. 

Yağmur yeniden yağacak. O dal belki yerinde kalacak, belki suya kapılacak. Bir çocuk sabah yine çıkacak evden. Daha kalın bir dal arayacak, toprağı yeniden bastıracak. Yokuşun başında kendisine inanmış bir bakış, önünde henüz geçilmemiş sular olacak. Düşlerini koruyarak büyüyen çocuklar, yeni düşlere köprü olacaklar.

Yeni düşler, güçlü yarınlar Cumhuriyet’in çocuklarına emanet. Pusulam daima sizsiniz çocuklar. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun…

Yazarın Diğer Yazıları
Mâlik’in Köprüsü

Yağmuru bekleyen çocuklar, suyun hikâyesini başka türlü yazar. Yağmur toprağa düşer, birikir, yolunu bulur, akar. Ama bir çocuğun hayalinde suyun yolu da hikâyesi de değişir. Belki akan su bir maceraya davettir. Belki de kusursuz bir planın başlangıcı… Mâlik yağmuru bekleyen bir çocuktu. Oysa 1920’lerin Çankaya’sında yağmur pek de beklenesi değildi. Çamur, insanı ayaklarından yakalayıp toprağın […]

Devamını Oku
Çocuklar Gökyüzünü Geri İstiyor

Bir çocuğun eline bir kâğıt verildiğinde çocuk, kâğıdı katlar. Bir kanat çıkarır içinden, sonra bir baş, ince bir boyun, uçmaya hazır küçük bir gövde… Çocukluk budur. Dünyanın bize verdiği düz bir yüzeyden kuş yapabilme yeteneğidir. Sadako, hastane odasında kâğıtları katladı. Bir turna kuşu yapmalıydı. Hiroşima’ya bırakılan ölüm, yıllar sonra gelip küçücük bedenine yerleşmişti. Çok eski […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku