Beni hor görme kardeşim Sen altınsın ben tunç muyum? Aynı vardan var olmuşuz Sen gümüşsün ben sac mıyım? Hayatın gündüzü ve gecesi arasına gerilen telden öyle güzel sesler çıkarır ki zengin, fakir; genç, yaşlı; kadın, erkek ya da bir çocuğun menzile yürüyüşünün dilden dile dolaşan ezgisi olur. Yaşama sebeptir derdinin kıymetini bilmesi. Gülü dikensiz, derdi […]
Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum?
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben sac mıyım?
Hayatın gündüzü ve gecesi arasına gerilen telden öyle güzel sesler çıkarır ki zengin, fakir; genç, yaşlı; kadın, erkek ya da bir çocuğun menzile yürüyüşünün dilden dile dolaşan ezgisi olur. Yaşama sebeptir derdinin kıymetini bilmesi. Gülü dikensiz, derdi dermansız, aşkı fermansız değildir.
Değme çaydan bulanmayan ve kendinden dalgalı coşkularıyla doğar Sivrialan köyünde garip bir ozan… Gönlü o kadar büyük, o kadar büyüktür ki ancak çağrıldığı yere sığar ve güzellemeleriyle oturur sığdığı yere. Eski geleneğe yepyeni dupduru bir ses olur.
Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla kazasına bağlı Sivrialan köyünde tarla yolunda doğar, taşlı tarlalarda avutulur. Türk diline verdiği önemle bilinen “Afşar” boyunun “Satırlı” obasındandır. İlk soyadı Ulu’dur.
Anası Gülizar, babası “Karaca” bir Ahmet’tir. Önce iki kız kardeşini, sonra iki gözünü çiçekten yitirir; “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”
Sonraları derdi ona derman olur; dünya gözüyle değil gönül gözüyle görmeyi öğrenir. En sadık dostu toprak, en iyi bildiği karanlığı aydınlığa ulaştırmaktır. Babasının oyalanması için aldığı bir bağlama yürekten gelen sözüne sazdaş olur. Önce diğer ozanların güzellemeleri, ezgileri, deyişleriyle başlar; sonra kendi türkülerini söyler.
Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer, 1931’de “Halk Şairleri Bayramı” düzenlemeye başlamıştır. Âşık Veysel de katılanlar arasındadır. Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde birinci olan Veysel’in ayağının bağı kendi deyimiyle Tecer tarafından çözülür. İlden ile, beldeden beldeye, köyden köye uzanır içindeki aydınlığın güzelliği. Bazen Köy Enstitüleri’nde (Hasanoğlan, Akpınar, Çifteler, Arifiye, Yıldızeli) saz öğretmenliğiyle, bazen konser salonlarında sazı ve sözüyle, bazen de bir köy kahvesinde sohbetiyle duyurur sesini.
Bir kişiye daha dinletmek ister sazını, sözünü, türküsünü. Sivas-Ankara yolu yayan yapıldak tam üç ay sürer. Bir arkadaşıyla yürümüş ve ulaşmıştır; fakat Ankara’nın bir konuğu vardır o esnada. İran Şahı Rıza Pehlevi… Mustafa Kemal’e “Cumhuriyet Destanı”nı okuma fırsatı bulamaz bu nedenle.
Bir güzelin mecnunu ve mahkûmu olmuştur ya ezelden, Âşık’tır artık ve geleneğin son temsilcilerindendir. Sazından, sözünden ve özünden sevgi filizlenir. Şiirlerinden birlik, beraberlik ve vatanseverlik eksilmez. Her adımı bir yeniliğe, her sesi bir ezgiye, her dokunuşu sadık bir yâre uzanır. O bilir ki “Kültürsüz insanın külü yalandır/ Hükmetse dünyanın her tarafına.”
1952’de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazdığı, Metin Erksan’ın yönettiği “Karanlık Dünya’’ filminde oynar. Film, “Anadolu’daki ekinleri cılız ve kısa boylu gösterdiği için” yasaklanır.
Kimseye kastı yoktur; ama cahille muhabbeti keser. 1965’te özel kanunla maaş bağlanır… Şiirlerinde karamsarlık, iyimserlik; sevinç, hüzün; umut ve umutsuzluk iç içedir.
“Çocuğudum anam bana ders verdi
Okumamı çalışmamı ön gördü
Milletine bağlı ol da dur derdi
Vatan sevgisini giyitti anam”
Milli birlik, vatanseverlik içerikli şiirlerinde okumanın, çalışmanın, yurt sevgisinin önemini vurgular.
“Hu çeker iniler çalınan sazlar
Kükremiş dalgalar coşar denizler
Güneş doğar perdelenir yıldızlar
Saçar kıvılcımlar sen varsın orda”
Tasavvuf içerikli şiirleri açık, dupduru yalın ve derindir. Şiirleri, Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitaplarında toplanır.
1972’de Âşık Veysel Kültür Derneği kurulur. Derneğin çalışmaları arasında Dost Dost adlı dergi de yer alır.
Tam da toprak yeşermişken doğduğu andan başlayarak yürüdüğü uzun ince yolun sonuna gelir ve 1973’te menzile erişip sadık yâri toprağın bağrına sonsuza değin yerleşir.
“Can bedenden ayrılacak
Tütmez baca yanmaz ocak
Selam olsun kucak kucak
Dostlar beni hatırlasın”
Selam olsun ozanım, yükün alsa da gam kervanı dostlar seni hiç unutmadı.
“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]
Devamını Oku
M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku