Nebahat Ayhan
Tüm Yazıları
Kültürsüz İnsanın Külü Yalandır
Ana Sayfa Tüm Yazılar Kültürsüz İnsanın Külü Yalandır

Beni hor görme kardeşim  Sen altınsın ben tunç muyum?  Aynı vardan var olmuşuz  Sen gümüşsün ben sac mıyım? Hayatın gündüzü ve gecesi arasına gerilen telden öyle güzel sesler çıkarır ki zengin, fakir; genç, yaşlı; kadın, erkek ya da bir çocuğun menzile yürüyüşünün dilden dile dolaşan ezgisi olur. Yaşama sebeptir derdinin kıymetini bilmesi. Gülü dikensiz, derdi […]

Beni hor görme kardeşim 

Sen altınsın ben tunç muyum? 

Aynı vardan var olmuşuz 

Sen gümüşsün ben sac mıyım?

Hayatın gündüzü ve gecesi arasına gerilen telden öyle güzel sesler çıkarır ki zengin, fakir; genç, yaşlı; kadın, erkek ya da bir çocuğun menzile yürüyüşünün dilden dile dolaşan ezgisi olur. Yaşama sebeptir derdinin kıymetini bilmesi. Gülü dikensiz, derdi dermansız, aşkı fermansız değildir. 

Değme çaydan bulanmayan ve kendinden dalgalı coşkularıyla doğar Sivrialan köyünde garip bir ozan… Gönlü o kadar büyük, o kadar büyüktür ki ancak çağrıldığı yere sığar ve güzellemeleriyle oturur sığdığı yere. Eski geleneğe yepyeni dupduru bir ses olur.

Veysel Şatıroğlu, 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla kazasına bağlı Sivrialan köyünde tarla yolunda doğar, taşlı tarlalarda avutulur. Türk diline verdiği önemle bilinen  “Afşar” boyunun “Satırlı” obasındandır. İlk soyadı Ulu’dur.

Anası Gülizar, babası “Karaca” bir Ahmet’tir. Önce iki kız kardeşini, sonra iki gözünü çiçekten yitirir; “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.” 

Sonraları derdi ona derman olur; dünya gözüyle değil gönül gözüyle görmeyi öğrenir. En sadık dostu toprak, en iyi bildiği karanlığı aydınlığa ulaştırmaktır. Babasının oyalanması için aldığı bir bağlama yürekten gelen sözüne sazdaş olur. Önce diğer ozanların güzellemeleri, ezgileri, deyişleriyle başlar; sonra kendi türkülerini söyler. 

Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer, 1931’de “Halk Şairleri Bayramı” düzenlemeye başlamıştır. Âşık Veysel de katılanlar arasındadır. Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde birinci olan Veysel’in ayağının bağı kendi deyimiyle Tecer tarafından çözülür. İlden ile, beldeden beldeye, köyden köye uzanır içindeki aydınlığın güzelliği. Bazen Köy Enstitüleri’nde (Hasanoğlan, Akpınar, Çifteler, Arifiye, Yıldızeli) saz öğretmenliğiyle, bazen konser salonlarında sazı ve sözüyle, bazen de bir köy kahvesinde sohbetiyle duyurur sesini. 

Bir kişiye daha dinletmek ister sazını, sözünü, türküsünü. Sivas-Ankara yolu yayan yapıldak tam üç ay sürer. Bir arkadaşıyla yürümüş ve ulaşmıştır; fakat Ankara’nın bir konuğu vardır o esnada. İran Şahı Rıza Pehlevi… Mustafa Kemal’e “Cumhuriyet Destanı”nı okuma fırsatı bulamaz bu nedenle. 

Bir güzelin mecnunu ve mahkûmu olmuştur ya ezelden, Âşık’tır artık ve geleneğin son temsilcilerindendir. Sazından, sözünden ve özünden sevgi filizlenir. Şiirlerinden birlik, beraberlik ve vatanseverlik eksilmez. Her adımı bir yeniliğe, her sesi bir ezgiye, her dokunuşu sadık bir yâre uzanır. O bilir ki “Kültürsüz insanın külü yalandır/  Hükmetse dünyanın her tarafına.” 

1952’de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazdığı, Metin Erksan’ın yönettiği  “Karanlık Dünya’’ filminde oynar. Film, “Anadolu’daki ekinleri cılız ve kısa boylu gösterdiği için” yasaklanır.

Kimseye kastı yoktur; ama cahille muhabbeti keser. 1965’te özel kanunla maaş bağlanır… Şiirlerinde karamsarlık, iyimserlik; sevinç, hüzün; umut ve umutsuzluk iç içedir.

“Çocuğudum anam bana ders verdi

Okumamı çalışmamı ön gördü

Milletine bağlı ol da dur derdi

Vatan sevgisini giyitti anam”

Milli birlik, vatanseverlik içerikli şiirlerinde okumanın, çalışmanın, yurt sevgisinin önemini vurgular.

“Hu çeker iniler çalınan sazlar

Kükremiş dalgalar coşar denizler

Güneş doğar perdelenir yıldızlar

Saçar kıvılcımlar sen varsın orda”

Tasavvuf içerikli şiirleri açık, dupduru yalın ve derindir. Şiirleri, Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitaplarında toplanır. 

1972’de Âşık Veysel Kültür Derneği kurulur. Derneğin çalışmaları arasında Dost Dost adlı dergi de yer alır. 

Tam da toprak yeşermişken doğduğu andan başlayarak yürüdüğü uzun ince yolun sonuna gelir ve 1973’te menzile erişip sadık yâri toprağın bağrına sonsuza değin yerleşir.

“Can bedenden ayrılacak

Tütmez baca yanmaz ocak

Selam olsun kucak kucak

Dostlar beni hatırlasın”

Selam olsun ozanım, yükün alsa da gam kervanı dostlar seni hiç unutmadı.  

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Mevsimi

“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]

Devamını Oku
Her Yer Mavi

M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını  ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku