Yaz geldi. Güneş, “Ben buradayım!” diye bağırıyor; ter bezlerimiz ise “Biz de buradayız ve çalışıyoruz!” diye karşılık veriyor. Klimalarla gönül ilişkimiz başlamışken, karpuz-kalori denklemine kafa yormaya gerek yok sevgili okur, olsa olsa enerji sarfiyatı / fatura denklemi biraz bozar bizi. Sıcaktan bunalan bedeni soğutmak yine de kolay, yeter ki kalbiniz terlemesin. Sabah uyanır uyanmaz, güneşle […]
Yaz geldi. Güneş, “Ben buradayım!” diye bağırıyor; ter bezlerimiz ise “Biz de buradayız ve çalışıyoruz!” diye karşılık veriyor. Klimalarla gönül ilişkimiz başlamışken, karpuz-kalori denklemine kafa yormaya gerek yok sevgili okur, olsa olsa enerji sarfiyatı / fatura denklemi biraz bozar bizi. Sıcaktan bunalan bedeni soğutmak yine de kolay, yeter ki kalbiniz terlemesin.
Sabah uyanır uyanmaz, güneşle göz göze geliyoruz. Henüz kahve içmeden dışarı adım atamayan bizler, yazla birlikte su şişesi, güneş gözlüğü ve SPF50 ile sokağa çıkıyoruz. Her şey sıcaktan eriyor ama yüzlerimiz daha da katılaşıyor sanki. Oysaki yaz, gülmeyi unutanlara “Hadi bir gülümse!” diyor ya, doğa bize “Hadi biraz gevşe” diyor ya… Öyle ya, kışın ciddiyeti yok, sonbaharın melankolisi hiç yok. Bahar ise zaten fragman, şimdi film başlıyor.
Güneş, ışıltısıyla ödüllü festival filmi çekiyor, deniz başrol, dondurma figüran. E-postaymış, aman bırak şimdi mesajmış, ödemeymiş, faturaymış, sal gitsin derken çoluk çocuğu sıraya dizip, ona bir buna iki top deyip kasada dondurma hesabını ödeyince gevşeyen kaslar birden dipçik gibi oluyor ya, sen yine de sal gitsin. Yaz demek, biraz da dertler askıya, kahkahalar sahaya, gülücüklü fotoğraflar insta’ya demek. Çünkü biliyoruz ki yazın en güzel tarafı, problemleri güneş kremiyle silmek mümkünmüş gibi hissettirmesi, değil mi sevgili çalışan okur?
Üzerimize serilen sevimlilik örtüsü, elde kredi kartı, adisyona bakarken bir anda dizlerimize örttüğümüz yün battaniye gibi kaşındırırken bizi, o sarı sıcak güneşin ışınlarıyla dertleri tasaları vizesiz ülkelere süresiz tek yön bilet alıp göndermeden olur mu hiç? Bunun kredisi var, taksiti var, ölene kadar ödemesi var, dert ettiğine değer mi sevgili emekli okur?
Yazın bir huyu var: En beklenmedik anda içimizi çözüyor. Gece yarısı markete diye çıkıp yıldızlara dalmak, su almaya gidip eski mesajlara denk gelmek… Balkonlarda kuruyan çamaşırlarla birlikte uçuşan bazı hayaller. Ve yaz, sanki hep yarım kalan şeylerin mevsimi gibi: Bitmeyen şarkılar, gönderilmeyen mesajlar, söylenmemiş ama terle yazılmış cümleler. Geceleri uzun, uykuları kısa, duyguları fazla. Hikâyeler aynıydı ama ismi hep başkaydı değil mi çocukluğundan beri yazlıkçı okur?
Çocuklar bir yanda sokakta bisiklet sevdasında, elektriklisi çıkmış babası, alsan mı? Oysaki büyükler elektrik faturası derdinde öte yanda. Yanlarımız hiç tutmuyor zaten ya bari alsak kömürü, ne bileyim biraz eti de önümüze baksak. Et dedim de öyle şart değil yani, domates-biber de közlenir, olmadı soğan da iş görür, kömürü aldıysan işlem tamam. Yaz akşamları, mangal dumanı ile nostalji arasında sıkışıyor be ciğerimin köşesi okur, o dumanla birlikte geçmiş anılar da gözlerimizi yaşartıyor.
Güneş alçalıyor, gölgeler kaçak. Şehirde eriyen asfaltla, kalpte eriyen hisler yarışta. Akşam serinliğinde bir sandalye çekip eski şarkıları dinlerken, “Yaz aşkı kısa sürer” klişesine inat, bazı duygular içimizi uzun uzun kavuruyor. Kelimeler bile sıcaktan gevşiyor da yarım kalıyor. Deniz kenarında yazılan bazı şiirler, ıslanmasa da hep biraz tuzlu oluyor. Ama o tuzlu tat damağında hep kalıyor. Kalp, duygular olmayınca solan bir çiçek, yazda ise rengini buluyor. Kimi zaman açıyor, kimi zaman yaprak döküyor, kimi zaman filizleniyor. Ama hep yaşıyor değil mi sevgili genç ve genç hisseden okur? Sadece belki sırasını bekliyor.
Kumda yürürken bıraktığın iz, kısa ömürlüdür sevgili okur. Ama orada kiminle yürüdüğün, bazen ömür boyu hatırlanır. Esi, eseri anlatılır bir ömür. Yaz, anıdır. Yaz, izdir. Yaz mucize, yaz uyanış. Yaz, biraz çocukluk, biraz kaçış. Belki bilerek yanılış, belki kışa yaslanan bir aldanış, belki döngüsü hiç bozulmayan bir zaman tüneline sığınış. Yazın yaşadığın şeyleri kışa anlatamazsın, bırakın yaz yazda kalsın.
Yazın hakkını verelim, varsın yaz sizi biraz bozsun. Zaten hayat, dört mevsimi iliklerine kadar yaşayınca daha anlamlı değil mi? Varsın güneş ile birlikte faturalar, kredi kartı ekstreleri de kavursun bizi. Varsın mangal dumanı gözlerinizi doldursun, yaz aşkları kalbinizi tutuştursun. Elbet bir dilim karpuz, soğuk bir içecek ferahlatır içimizi.
Yazınız bol kahkahalı, bol dondurmalı geçsin. Gölgeyi değil, güneşi sevin can parem okur.
Uçsuz bucaksız ve heybetli bir gökyüzü karşımdaydı az önce. Önemsemedim kimler nerelerdeydi ve saatler kimi gösteriyordu. İncelikli ve nazik bulutlar taşıyordu sırtında canım gökyüzü. Uzun uzun seyrettim salına salına dans edişlerini. Yüklenmiş yükünü belki boşluğuna asılmış kederlerin. Belki de zevkinde ve neşesinde gülmelerin. Kim bilir ve de niye bilsin?.. Ankara’da görmüştüm böyle bir gökyüzünü en […]
Devamını Oku
Benliğimin duvardan duvara vurulduğu günlerdeyim. Düşmüşüm derdin derdine, girmişim çarenin peşinden celladın inine. Bekliyorum umarsızca, ıssız bir kasabanın tekinsiz bir istasyonunda. Belki bir kardelen gelir de elimden tutar diye ya da bir gökkuşağı eğilir, biner giderim üzerine de ağlamaz gözlerim, titremez ellerim “sen, sen” diye. Gelecek biliyorum o kardelen, görünecek gökyüzünde o kuşak rengârenk, bir […]
Devamını Oku
Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]
Devamını Oku
Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık. Ancak […]
Devamını Oku