Gündüz yıldızları eskisi kadar çok görünmüyorlar. Zaman zaman gördüğümde ise çocukluğuma açılan bir pencere gibi, tatlı bir tebessümle umudu hatırlatmaya devam ediyorlar. Kimi tek renkli bu yıldızların. Kimi rengârenk. Kimi küçük, kimi bir insan boyu kadar büyük. Hep ama hep sonsuz gökyüzünün sonuna varmanın hayali ile havalanırlar. Hayalleri kuyruklarında taşırlar. Biraz rüzgâr varsa ve gökyüzü […]
Gündüz yıldızları eskisi kadar çok görünmüyorlar. Zaman zaman gördüğümde ise çocukluğuma açılan bir pencere gibi, tatlı bir tebessümle umudu hatırlatmaya devam ediyorlar.
Kimi tek renkli bu yıldızların. Kimi rengârenk. Kimi küçük, kimi bir insan boyu kadar büyük. Hep ama hep sonsuz gökyüzünün sonuna varmanın hayali ile havalanırlar. Hayalleri kuyruklarında taşırlar. Biraz rüzgâr varsa ve gökyüzü parlak, mavi ve tertemiz görünüyorsa, gündüz yıldızlarının zamanı başlar. Yeryüzündeki bizler, gökyüzüne en çok o gündüz yıldızlarını izlemek için bakarız. Ve o yıldızların hepsini “Uçurtma” diye anarız…
Bazen şenlikleri olur gündüz yıldızlarının. İşte o şenliklerde gökyüzü sanki gerdanına hayallerimizi takıp takıştırmış bizi selamlamaktadır. Bir yarış değildir gökyüzüne değebilmek. Paylaşmaktır, biz de varız demenin en renkli haykırışıdır. Ne gökyüzü başımızın üstünde ne de biz gökyüzünün altındayızdır. Uçurtmalar sayesinde, yeryüzünün ve gökyüzünün birer parçasıyız. Anısıyız. Gerçeği ve düş ortaklarıyız…
İnsanın ve doğanın, saflığın ve ezginliğin, kavganın ve barışın, mücadelenin ve direnişin “GÖZÜYLE KARTAL AVLAYAN YAZAR”ın, edebiyatımızın büyük çınarı Yaşar Kemal’in 6 Ekim’de 102. yaş gününü kutlayacağız. Ve gündüz yıldızı uçurtmalar onun anısı için yine uçacaklar.
Yaşar Kemal için uçurtmalar çocukluğun, özgürlüğün ve umudun parçasıdır. İnsan ve doğanın iç içe geçmiş eşsiz uyumu, mücadelenin ve direnişin sarsılmaz sembolüdür. Eğer siz de Yaşar Kemal okurken uçurtmaya sarılıp gökyüzüne değmeyi arzuluyorsanız, bir direnişin ya da var olma mücadelesinin parçasısınız demektir. Çünkü Yaşar Kemal’in uçurtmaları bir davettir. Yanlışa, zulme, haksızlıklara karşı koymaya bir davet…
Yaşar Kemal’in uçurtması unutulmuş çocukların anı penceresi, tüketilen doğanın sessiz çığlıkları, savaşların barış haykırışlarıdır. Onun dünyasında gökyüzü sahip olunacak bir yer değil, ait olunacak bir yerdir. Ve herkes uçurtmalarla ait olmaya davet edilir.
Bir uçurtmanın, bir kalem için temsil ettikleri aradığımız barışın ve büyük insanlığın anahtarıdır aslında. Özgürlük, umut, direniş içimizde yeşeren ve çorak kalmış topraklara ekilmeyi bekleyen fidanlardır. Mutlaka o çoraklığı yeşerteceğiz inadıyla gökyüzünü yıldızsız bırakmayalım.
Umut; gökyüzünde uçurtma, yeryüzünde bir çocuk tebessümü…
Barış; gökyüzünde uçurtma, yeryüzünde bir zeytin fidanı…
Direniş; gökyüzünde uçurtma, yeryüzünde kalabalıkların haykırışı…
Özgürlük; gökyüzünde uçurtma, yeryüzünde masmavi bir deniz…
Bize gerekli olan;
Yeryüzünde büyüyen hayaller, gökyüzünde gündüz yıldızları…
Dışarıda kar… Ufukta derin bir boşluk var ve o boşluğu hayallerle doldurduğum yaşlardayım. Yırtıcı kuşlar tarafından yaralanmış, henüz uçmayı öğrenmiş minik bir serçe yavrusu avuçlarımda. Şaşkın’la da iyi arkadaşlık kurdular fakat onun yuvası okulum ile evimin arasındaki o ağaçlı yolda bir yerlerde. İyileştiğinde bahara kalmadan yuvasına uğurlayacağımızı söylemişti annem. Buna en çok Şaşkın üzülecek, demiştim […]
Devamını Oku
Gündüz yıldızları eskisi kadar çok görünmüyorlar. Zaman zaman gördüğümde ise çocukluğuma açılan bir pencere gibi, tatlı bir tebessümle umudu hatırlatmaya devam ediyorlar. Kimi tek renkli bu yıldızların. Kimi rengârenk. Kimi küçük, kimi bir insan boyu kadar büyük. Hep ama hep sonsuz gökyüzünün sonuna varmanın hayali ile havalanırlar. Hayalleri kuyruklarında taşırlar. Biraz rüzgâr varsa ve gökyüzü […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku