Burcu Geroğlu
Tüm Yazıları
Sevgilim Ankara
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sevgilim Ankara

İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz…  Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan […]

İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz… 

Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan uyandırır, “kendine gel” der. Panikle saçını başını dağıtır, soğukla burnunu kızartır ama yine de seni evden çıkarma konusunda epey inatçıdır. Çünkü onunla yaşamak; çokça mücadele, alışkanlık ve inat işidir. Zamanla yorucu  gelse de bu yorgunluk kuvvetli bir bağın mayasıdır.

Griyi çok sever. Aslında sevdiğinden mi yoksa mecburiyetten mi, anlayamazsın ama Ankara, çok seviyormuşçasına yaşar rengini. Grinin tek bir renk olmadığını ilk tanışmada anlatır sana. Gri; her duygunun sahip olduğu renktir Ankara’da. Umudun, hüznün, bekleyişlerin, kazanımların ve kaybedişlerin rengidir. Hepsi o puslu grisinde saklı, keşfedilmeyi bekler. 

Sevgilim Ankara çalkalar insanı. Bir bakmışsın “kaç, kurtar kendini!” der. Her şey bitti sandığında öyle bir şeyle çıkagelir ki bu, onun “kal” deme şeklidir. Bir Sezen Aksu şarkısı gibidir; gözleri başka söyler, dili başka. Gözlerine bakmayı öğrendiğinde mutluluğun kapılarını aralamışsındır. Ne zaman onu dinlemen gerektiğini anladığında uzun uzun muhabbete dalmışsındır. 

Bir sevgiyi sarsılmaz kılan şey dürüstlüktür. Ankara seni ilk anda bu dürüstlüğüyle tavlar. Bazen can sıkıcıdır, evet. Ama düsturu budur; Ankara neyse odur. Görünenden fazlasını vaat eder ama gördüğünden azı yoktur. 

Kalabalığıyla hep yanında olacakmış gibi gelir. Sonra bir bakmışsın, yalnızsın. Yalnız bırakır insanı. Üzülürsün, “niye böyle olduk şimdi” diye düşünürsün. Oysa yalnızlık da bir ihtiyaçtır. Sen bunu çok sonra anlarsın, Ankara ise hep biliyordur. Onunla yalnızlık bir eksiklik değil; ihtiyaç meselesidir. Tabii birlikte oynadığın küçük bir oyundur bu. Yalnız kaldıkça özlersin ve onunlayken de yalnızlığı beklersin. 

Ankara, sessiz bir romantiktir. Denizi yok, sahilinde gezdiremez seni. Mehtaba karşı şiirlere karışamazsın. Rüzgârı ılık ve yumuşak değil, seni sarıp sarmalamaz. Kalbinden nehir geçen ormanları da yok. Börtü böcek sesine karışıp piknik yapamazsın. Ama sessiz, özlem dolu, hücrelerini titreten, burnunun direğini sızlatan Anıtkabir’e götürür seni. Sonsuz bir sevgi, cesaret ve sözle bağlanırsın. Sonra köhne bir bankta otururken, karanfil kokulu bir huzur uzatıverir sana. Dünyanın bütün sahilleri kıskanır Ankara’yı o zaman.. 

Bu şehir hep büyük laflar eder. Zora gelince de kaçmaz. Cesurdur işte. Sözünün eridir. Dediğini yapar, yapamadıkları henüz vazgeçmedikleridir. Bir zaman meselesidir sadece. Evveliyatı böyle. İnatçıdır dedim ya… Kafaya koyduğunun peşini bırakmaz. Bırakanı da sevmez.  

Birlikteyken susmayı öğrenirsin. Sen konuşsan dinler. Az söyler ama özdür. Üşütmez diyemem; bayağı buz keser iliklerin. Ama üşürken de yanındadır. Umutsuzluktan nefret eder. Bağımsızlığı sever; karakterim der buna.  Hırçındır, asidir ama sarıp sarmaladığında her şeyi unutturur. 

Kar serpmeye başladığında “eyvah” dersin. İllaki dersin… Bu konuda acımasızdır. Yazı kısa, baharı geç, kışı sadıktır. Kışı erkenden gelir, gitmek bilmez. Başka yerler bahara durmuşken o heves ettirir.. Bu yüzden baharı kıymetlidir. Yazı bazen insafsızdır ama en sakin zamanları da yaz zamanlarıdır. Ve Ankara’da her mevsimin akşamı aynıdır: Düşünceye ve hislere teslimiyet vaktidir. Biraz kalem tutuyorsan illaki kendine şiir yazdırır. Sevgilim Ankara’nın şairi çoktur; kıskandıran şiirlerde malumunuz fazladır.

Ciddiyetinin ardında iflah olmaz bir muziplik vardır. Neden sevildiğini bilir. Her haliyle “Ankara’nın nesini seviyorsun?” sorusuna bir cevap verir. Benim en çok tutulduğum şey şudur: Sevgilim Ankara sadıktır ve şehirler en çok sadık olmakta zorlanır.   

Ben Sevgililer Günü’nde hislerimi açık açık yazdım. Şimdi sıra “Sevgilim Ankara”da. 

Yazarın Diğer Yazıları
Sevgilim Ankara

İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz…  Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan […]

Devamını Oku
Çocukluğun Başkenti

Dışarıda kar… Ufukta derin bir boşluk var ve o boşluğu hayallerle doldurduğum yaşlardayım. Yırtıcı kuşlar tarafından yaralanmış, henüz uçmayı öğrenmiş minik bir serçe yavrusu avuçlarımda. Şaşkın’la da iyi arkadaşlık kurdular fakat onun yuvası okulum ile evimin arasındaki o ağaçlı yolda bir yerlerde. İyileştiğinde bahara kalmadan yuvasına uğurlayacağımızı söylemişti annem. Buna en çok Şaşkın üzülecek, demiştim […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku