Kaya Ailesi 1992’de Banaz Pir Sultan Şenlikleri’ne katılmışlardı. Çeyrek asırdan fazladır süregelen, ülkenin aydın ve ozanlarını bir araya getiren Pir Sultan Şenlikleri o yıl büyük bir coşkuyla kutlandı. Menekşe ve Koray o günü hiç unutmadılar.. Şenlikte o kadar eğlenmişlerdi ki Ankara’ya daha dönmeden “seneye bir daha gelelim” diye sözleştiler. Menekşe, Ankara Pir Sultan Derneği’nde babası […]
Kaya Ailesi 1992’de Banaz Pir Sultan Şenlikleri’ne katılmışlardı. Çeyrek asırdan fazladır süregelen, ülkenin aydın ve ozanlarını bir araya getiren Pir Sultan Şenlikleri o yıl büyük bir coşkuyla kutlandı. Menekşe ve Koray o günü hiç unutmadılar..
Şenlikte o kadar eğlenmişlerdi ki Ankara’ya daha dönmeden “seneye bir daha gelelim” diye sözleştiler. Menekşe, Ankara Pir Sultan Derneği’nde babası ile birlikte semah grubundaydı. Bir yıl sonraki şenliklere bu vesile ile tekrar gittiler..
Menekşe ve Koray bağlama ile büyümüşlerdi. Deyişler, ağıtlar, türküler ninni gibiydi. Öyle ki Koray 10 yaşına geldiğinde bağlama çalıp olağanüstü deyişler okuyordu. Koray’ın en büyük tutkusu haline gelmişti bağlaması. Yatana kadar elinden bırakmıyor, uyurken tam baş üstüne asıyor, gözünün önünden eksik etmiyordu.
1993 yılında Pir Sultan Şenlikleri için tekrar Sivas’a geldiler. Menekşe arkadaşlarıyla birlikte kalmak istedi. Ailenin geri kalanı Sivas’taki yakın akrabalarına misafir oldu. Koray da bu sebeple ablasından ayrı düştü.
Şenliklerin ilk gününde ailenin tüm fertleri alanda bir araya geldi. İlk günün akşamında bir halk gecesi tertip edilmişti. Menekşe ve Koray’ın babası İsmail Kaya, o gecede bağlamasıyla sahnede yerini aldı. Koray hayranlıkla babasını izlerken sahnede bir kaza oldu ve İsmail Bey’in bağlaması kırıldı. Bunu gören Koray o kadar üzüldü ki kendisini tutamayıp ağlamaya başladı.
Ertesi sabah Koray’ın çok üzüldüğünü gören baba, bağlamasını tamir etmeye oğluyla birlikte gitti. Şenlik alanına döndüklerindeyse İsmail Bey, Koray’ı Aziz Nesin’in yanına götürdü. Fotoğraf çektirdiler. Koray için dünyada daha şanslı bir çocuk yoktu o an. O sırada Cumhuriyet Lokantası’na doğru yemek için alandan harekete geçen semah gurubunu gören Koray ablasının peşine takıldı. İki kardeş yemeğe beraber gittiler. Yemekten sonra Hüsne Hanım ve İsmail Bey ile kültür merkezinde buluşacaklardı.
Serin diyebileceğimiz bir yaz gününde hava puslandı, şehrin kalbinden gitgide yükselen sesler kültür merkezine yaklaştıkça duvarlarda yankılanmaya başladı. Hiç kimsenin anlam veremediği fakat oldukça büyük bir kalabalık öfke ile kültür merkezini sardığında bahçedeki herkes neyi var neyi yok bırakıp binaya sığındı. Öfkeli kalabalık önce resimleri, kitapları sonra da ellerine geçirdikleri her şeyi parçaladı, daha sonra taşlar ve sopalarla kültür merkezini hedef aldı. O hengamede biri İsmail Bey’den yardım çağırmasını istedi. Kültür merkezinde yalnız kalan anne ise başına aldığı bir taş darbesi ile bayıldı.
Birkaç saat sonra anne Hüsne Kaya akrabalarının evinde gözlerini açtı. Hemen Koray ve Menekşe’yi sordu. Akrabaları “Sorun yok güvendeler. Grupla birlikte Madımak Oteli’ne geçtiler. İsmail de” diyerek Hüsne Hanımı, rahatlattı. Gerçekten de kültür merkezindeki olaylar sonrası şenlikteki aydın ve ozanlar kaldıkları Madımak Oteli’ne güvende olacakları düşüncesi ile geçmişler 14 ve 12 yaşındaki Menekşe ve Kaya’yı da yanlarında götürmüşlerdi.
3 Temmuz 1993 sabahı anne Hüsne Kaya akrabalarının Sivas’ı tepeden gören balkonuna çıktı. Şehirden yükselen dumanları gördü. Ne oldu diye sordu, çocuklardan haber var mı diye sordu fakat bir cevap alamadı. O sırada radyoda sabah haberleri dinleniyordu fakat Hüsne Kaya duymuyordu haberi. Radyodaki ses “Koray ve Menekşe” diyene kadar…
Ne zaman 2 Temmuz gelse küçük küçük fotoğrafların yan yana sıralandığı bir tek fotoğraf görürüz. Kimi şairdi, kimi ozandı, yazardı, semah dönen genç yaşlı insanlar vardır o fotoğrafta. Bir de Menekşe ve Koray. Onların yaşı nasıl sığdı o fotoğrafa diye düşünürüm bazen. Ne zaman küçük bir kız çocuğunu tebessümle dans ederken görsem, ne zaman sırtında boyu kadar bağlamasıyla güle oynaya yürüyen bir erkek görsem işte o fotoğraf gelir aklıma. Sönmeyen bir kor var içimde, o alevlenir. Yakar kavurur her bir hücremi. Ne zaman gülümseyen fotoğraflarıyla haberi düşse Narinlerin, Menekşelerin, Korayların, Ahmetlerin ve yüzüne savaşın resmi çizilmiş çocukların, aldığım yaştan utanırım ben…
Koray ve Menekşe yaşasaydı bugün ne olurdu? Koray belki de büyük bir halk ozanı olmuş dillere pelesenk olan türkülerini söylüyorduk. Menekşe’yi düşünüyorum, belki ülkemizin en önemli halk dansları grubunun başında öğrencilerini yetiştiriyordu. Büyüyemeyen her çocuğun yok olan hayalleri bizim geleceğimizin aydınlık yolculuğu oysa. Bugün gökyüzüne bakan çocukların üstüne bombalar yağıyor. Ve her eksilen hayalle dünya daha da karanlık bir hal alıyor.
Başka türküler daha yazılmadan yakılmasın. Başka hayaller daha kurulmadan bitmesin. Başka çocuklar korkuyla sarılıp birlikte ateşi kucaklamasın. Daha anlamlı ne istenebilir ki bu dünyada?
Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]
Devamını Oku
İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz… Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan […]
Devamını Oku
Yarım asırlık yazarlık serüvenini geride bırakan Buket Uzuner, yeni kitabı Kız Neşesi ile okurla buluştu. Karanfil’e konuşan Uzuner, Ankara’yla kurduğu bağı, yazarlık yolculuğunu ve kadınların direncine dair düşüncelerini anlatırken “Ankara hiçbir zaman gri olmadı” dedi. Edebiyatta yarım asrı geride bırakmak, onlarca kitap yazmanın ötesinde bir şey. Bir ülkenin hafızasına, şehirlerin değişen yüzüne, kadınlık hallerinin dönüşümüne […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku