Zülfü Livaneli
Tüm Yazıları
Çimmekten Yüzmeye Deniz Hamamından Beach Club’a
Ana Sayfa Tüm Yazılar Çimmekten Yüzmeye Deniz Hamamından Beach Club’a

Güney kıyılarımızdaki dağları, taşları yazlık evlerle doldurduğumuza bakıp da oldum olası deniz kültürüne yakın olduğumuzu sanmayın. Bin yıldır bir yarımadada yaşayan, sekiz bin kilometre deniz kıyısı olan Türkiye’de yakın zamana kadar “yüzmek” kelimesi bile kullanılmazdı. Türk köylüsü için bu eylem hâlâ “çimmek”tir. Köylümüz bir akarsuya girer, biraz çimer, sonra kıyıya çıkarak donunun paçalarındaki suyu sıkar, […]

Güney kıyılarımızdaki dağları, taşları yazlık evlerle doldurduğumuza bakıp da oldum olası deniz kültürüne yakın olduğumuzu sanmayın. Bin yıldır bir yarımadada yaşayan, sekiz bin kilometre deniz kıyısı olan Türkiye’de yakın zamana kadar “yüzmek” kelimesi bile kullanılmazdı. Türk köylüsü için bu eylem hâlâ “çimmek”tir. Köylümüz bir akarsuya girer, biraz çimer, sonra kıyıya çıkarak donunun paçalarındaki suyu sıkar, böylece serinleme işlevini yerine getirmiş olur. Onun dilinde “yüzmek”, bir hayvanın derisini yüzmek anlamına gelir. “Yüzdün yüzdün kuyruğuna geldin” deyimindeki gibi…

Deniz kıyılarında ise yeni yetme esmer, ince oğlanların en sevdiği eğlence, yüksek bir yarın tepesinden denize atlamak ve havada, altına kıvırdığı ayaklarıyla “cup” diye suya dalmaktır. Yüze çıkar çıkmaz da kirpiklerinden sular damlayan çipil gözlerine ve akan burnuna bile aldırmadan yine tepeye koşar; bir kez daha atlar, sonra bir kez daha, bir kez daha… Sevdiği şey yüzmek değil atlamaktır.

Bu yüzden mesela Karakucak güreşiyle ilgili zengin bir terminolojiye sahip olan dilimize, yüzme şekilleri yabancı dillerden çevrilerek girmiştir. İstanbul da bu konuda parlak bir örnek oluşturmaz. Eskiden bazı yalıların alt katlarında, yarısına kadar deniz suyuyla dolu odalarda hanımlar mahremiyete leke sürmeden, kem gözlerden uzakta “deniz hamamı” yaparlarmış. Bu “deniz hamamı” sözü epey bir süre kullanılmış. İstanbul’da çeşitli “deniz hamamları” açılmış.

Sonra biraz daha modernleşerek “deniz banyosu”na dönüşmüş. Fransız dili ve medeniyet etkisinde geçirdiğimiz yıllarda ise doğrudan doğruya “plaj” denilmiş. Bizim çocukluğumuzda “plaj” kelimesi yaygınlaşmıştı ve hepimiz böyle kullanırdık.

Ama babamın Muğla Savcılığı yaptığı dönemlerde gittiğimiz ve benim yüzme öğrendiğim Marmaris, Fethiye gibi kasabalarda, doğal kıyılar dışında “plaj” diye bir şey bilinmezdi. Zaten o yıllarda yazın kimse deniz kıyısına da gitmezdi. Memur aileleri ya hiçbir yere kıpırdamaz ya da yaz mevsimi “memleketteki” nenelerin, dedelerin bağlık bahçelik evlerinde geçirilirdi.

Son yıllarda kültürümüz ani bir sarsıntıyla Fransa’dan Amerika’ya, yani İngilizce’ye döndüğü için artık “plaj” kelimesi de kullanılmaz oldu. Gençler buralara “beach” diyor. Sahillerimizi “beach club”lar kapladı.

Güney kasabalarımızdan geçerken, dağların tepelerine Kızılderili kabilesi gibi sıralanmış ev siluetleri görüyorsunuz. Beach club’lar ise gece gündüz güm güm de güm güm! Bu da bir alışma süreci elbette.

Ben artık olayları kızarak değil de anlamaya çalışarak izlediğim için, kendimi o gürültülü ve kalabalık mekanlarda eğlenenlerin yerine koymaya, ne zevk aldıklarını hissetmeye çalışıyorum. Ama itiraf etmeliyim ki pek başarılı olamıyorum. Bana buralar işkence gibi geliyor. Dalgaların sesini duyamadığım yerde rahatsız oluyorum.

Yani iyiden iyiye “demode” olmuş durumdayım. Gençler anlasın diye şuna “old fashion” diyeyim de olsun bitsin.

Yazarın Diğer Yazıları
23 Nisan’ın Anlamı

Cumhuriyet’i kuranlardan sonra gelen yöneticiler, her şey gibi bayramların da önemini ve devrimci özünü dondurdukları, unutturdukları için 23 Nisan’ın sadece “çocuk” yönü üstünde durulur oldu; oysa 23 Nisan, 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuyla birlikte egemenliğin monarşiden halka geçişinin bayramı. Çocuk bayramı oluşu da güzel ama egemenlik daha önemli. Bugün iktidarda olanlar varlıklarını ve bu makamlara […]

Devamını Oku
Hayata Dair

Albert Einstein, E=mc2 formülü üzerinde kafa yorarken, belli bir hıza erişmiş cismin değişikliğe uğrayacağını ve zaman kavramının görece olduğunu ispatlamıştı. 20. yüzyılın sonlarında MIT gibi ciddi bir enstitünün önemli bilim adamı Thomas Pritchard, bir sodyum atomunun, bir bariyerin iki tarafında aynı anda var olabildiğini ispatladı. Yani bölünmeyen atom, aynı anda, iki ayrı yerde birden var […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Gençler Hem Bahar, Hem Gelecektir…

Bu yıl, “19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı”nı kimimiz okullarda, resmi kurumlarda görev savmak için… Yüreği Cumhuriyet için atanlar da alanlarda, salonlarda… Atatürk’e saygı sunmaya koşanlarla… Anıtkabir’de gençlerin her zamankinden büyük coşkusuyla kutladık.  Bizim ilçede lise yoktu. Ortaokullular bütün ulusal, özel günlerde başroldeydi. Kız erkek 19 Mayıs’ta, ilçenin küçücük alanında, büyük gösterilerde yer […]

Devamını Oku
Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Devamını Oku