“Bir şiirinize bütün şiirlerimi veririm.” der bir şair bir şaire. Şair, Behçet NECATİGİL; diğer şair ise Gülten AKIN’dır. Cumhuriyet’in şiir dilli kızı, 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta doğar. Annesi Emsal Hanım, babası Nurettin Bey’dir. İlkokulu Sorgun ilçesinde bitirir. Aile 40’lı yıllarda Ankara’ya göçer. Ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamlar. Bu yıllarda başlar dizelerinin kokusu yayılmaya; tutkusu […]
“Bir şiirinize bütün şiirlerimi veririm.” der bir şair bir şaire. Şair, Behçet NECATİGİL; diğer şair ise Gülten AKIN’dır.
Cumhuriyet’in şiir dilli kızı, 23 Ocak 1933’te Yozgat’ta doğar. Annesi Emsal Hanım, babası Nurettin Bey’dir. İlkokulu Sorgun ilçesinde bitirir. Aile 40’lı yıllarda Ankara’ya göçer. Ortaöğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamlar. Bu yıllarda başlar dizelerinin kokusu yayılmaya; tutkusu şiirdir. Duru bir nehirdir dizeleri; çağıldarken kendisini kendisiyle besleyen… Türküler, ağıtlar, destanlar, ilahiler onun dilinde yenilenir.
1951’de ilk şiiri “Çin Masalı’’nı Son Haber gazetesinde okurlara ulaştırdığında henüz 18 yaşındadır ve karşı durmak gerektiğini o yaşlarda anlamıştır “Onulmaz bir inceliğin yıkımına”.
“Zamanla / İnsan / Bazan / İçinden içinden büyür insan bazan / Kök salar kendi derinlerine.”
Kök salmaya başlamıştır Yeni Türk Edebiyatı’nın Kırmızı Karanfili halkın can örsüne.
1952’de Cemal Süreya, Sezai Karakoç, Ece Ayhan ile aynı dönemde aynı üniversitededir ve aynı dergide, Mülkiye’de, yazmak güzel bir tesadüftür.
1955’te Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olur.
1956’da evlenir; bu evlilikten beş çocuğu olur. Eşinin kaymakam oluşu 1958-1972 yılları arasında Anadolu denilen deryaya açılmasına vesile olur. Avukatlık ve öğretmenlik yaparken gezip gördüğü yerlerden esinlenerek zenginleşen şiirinde, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini ve insan sevgisini öne çıkarır.
Varlık, Yeditepe, Türk Dili ve Hisar dergilerinde doğa, aşk, ayrılık, özlem gibi konuları dizeler. İlerleyen dönemlerde çoğunlukla toplumsal sorunları dile getirir.
Önce, başarılı olduğu İkinci Yeni ile bireyciliğe; 1970’li yıllardan sonra da Toplumcu Gerçeklik’e yelken açan ANA OZAN’ın yaklaşımı her zaman estetiktir.
1972’de Ankara’ya yerleşir. Türk Dil Kurumu’nda Derleme ve Tarama Kolu’nda; Kültür Bakanlığı’nda Yayın Danışma Kurulu’nda; demokratik kitle örgütlerinde çalışmalara katılan kurucu ve yöneticidir. Halkevleri, İnsan Hakları Derneği, Dil Derneği gibi örgütlerde görev alır. 1978’de emekliye ayrılır.
“Bütün dizelerimin temelinde birtakım olgular, gerçekler vardır benim için.” der 1978’de “Yaşam Öyküsü” başlıklı kısa özyaşamöyküsünde.
1983’te ”Şiiri Düzde Kuşatmak”ta
halk kaynağına inme isteğini, “Halkta var olan öz ve biçimi diyalektik olarak yükseltmek, şiiri yükseltirken halkın yaşamının ve yaşam biçimlerinin yükselmesine yardımcı olmak” sözleriyle açıklar.
1986’da “42 Gün” adlı kitabında oğlu Murat CANKOÇAK’ın Mamak Cezaevi’nde yaşadıklarını ve açlık grevini anlatır. Bir nevi gayr-ı resmi bir tutanağıdır yaşanılanların ve Ankara’nın.
Dizeleri dünyanın dört bucağında şiirseverlere, göğnüklere, hastalara -yaşamak adına- serseri rüzgârlara direnmeyi öğretir. Hem durup beklerken hem de unutma beni, “Gelme!” derken “yoksul ölümlere ölmekte” olanlarla “okul kaçağı tadında” gülümser.
Birçok şiiri sazın ve gitarın tellerine dolanır. Bestelenen bu şiirler gökte yan yan giden bulutları değil de adamdan içerli kuşları ağlatır. “Büyü”, “Deli Kızın Türküsü”, ”Siyah Beyaz”, “Beni Unutma”, “Ertuğrul’a Ağıt’’ bunlardan birkaçıdır.
Bir hayal kahvesinde oturup ömür çayından içerken dem vurur sevdadan aşktan, özgürlükten ve halktan. Bir nokta kırılmışlığı gözlerinin ardında büyürken ona göre kimselerin vakti yoktur onu anlamaya.
Bir ankette en çok okunan “En Büyük Türk Şairi” seçilir. ‘Neyi varsa yitiren ve başlayanlar yeniden’ DEVRİMCİLER, ANA OZAN’larının şiiriyle yenilenmeye başlamıştır.
2013’te yayımladığı “Beni Sorarsan” Metin Altıok Şiir Ödülü’nü alır. Şiirinin doruğa çıktığı zamanlardır.
Şairim, giden gitti ve gitmekte hâlâ, gök dopdolu giden şahanlarla. Onların bir adı da “Fırtına Mavisi Çiçek”
Şairim, “Dolaşan yumağın ucu bulunur” ve değil mi ki mavidir bu gökyüzü asla geçilmez barıştan, sevdadan, Hak’tan.
Bizi sorarsan “dere bulanık”, savuşturamadık bin bir türlü “kara atlı ölümü”
Pancar basıyoruz hâlâ tencereye suyunan ki pancar da marketten, pazardan, atıktan çıkma.
Kendini aydınlık sanan zifiriliğin ortasında umut astık göğe “yanıla yanıla yanılmaz olan”larla…
“Derinliğine, uzunluğuna, genişliğine, aynamızda” GÜNEBAKAN.
Ey şairim, dostumsun dizelerin yüreğime değdiğinden beri; bu nedenle gökyüzüne sürmeye senden kuş isterim!
“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]
Devamını Oku
M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]
Devamını Oku
Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]
Devamını Oku
Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]
Devamını Oku