Zülfü Livaneli
Tüm Yazıları
Atatürk Milliyetçiliği ve 19 Mayıs
Ana Sayfa Tüm Yazılar Atatürk Milliyetçiliği ve 19 Mayıs

Dünyada bir tek milliyetçilik biçimi olduğunu düşünenler yanılırlar.  Nasıl her ideolojinin ve her dinin ülkelere göre değişen uygulamaları varsa, milliyetçilik denilen kavramın da çeşitli biçimleri vardır.  Örneğin; Hitler milliyetçiliği ile De Gaulle milliyetçiliği farklıdır, Che Guevara milliyetçiliği ile Salazar milliyetçiliği birbirinden kesin çizgilerle ayrılır. Bizim yakın tarihimiz ise bu konuda çarpıcı bir ayrım sergiler:  Birbiriyle […]

Dünyada bir tek milliyetçilik biçimi olduğunu düşünenler yanılırlar. 

Nasıl her ideolojinin ve her dinin ülkelere göre değişen uygulamaları varsa, milliyetçilik denilen kavramın da çeşitli biçimleri vardır. 

Örneğin; Hitler milliyetçiliği ile De Gaulle milliyetçiliği farklıdır, Che Guevara milliyetçiliği ile Salazar milliyetçiliği birbirinden kesin çizgilerle ayrılır.

Bizim yakın tarihimiz ise bu konuda çarpıcı bir ayrım sergiler: 

Birbiriyle hiç bağdaşmayan, hatta taban tabana zıt iki milliyetçilik anlayışı sırayla ülkeye egemen olmuştur. 

Bunlardan birisi Enver Paşa milliyetçiliği, ikincisi ise Mustafa Kemal Paşa milliyetçiliğidir.

Bu iki milliyetçilik anlayışı arasındaki farkları sergilemek bu köşenin sınırlarını aşar. Bu yüzden ancak birkaç çarpıcı noktayı belirtmekle yetineceğiz. 

ENVER PAŞA VE MUSTAFA KEMAL PAŞA FARKI

Enver Paşa milliyetçiliği, duygusal temellere dayanan, akılcılıktan yoksun bir tepki milliyetçiliğidir. 

Bu duygusal anlayışın sonucu olarak Osmanlı devleti durup dururken bir dünya savaşının içine sokulmuş ve böylece koskoca imparatorluğun çöküp gitmesinin ilk adımları atılmıştır. 

Enver Paşa’nın serinkanlı çözümlere, kurnazlığa, siyasete ve akla dayanmayan milliyetçilik coşkusu yüzünden 90 bin Anadolu çocuğu Sarıkamış’ta kırılmış ve savaşma fırsatı dahi bulamadan donarak ya da bitlere yem olarak Allahüekber dağlarına gömülmüştür.

Enver Paşa ve arkadaşlarının coşkulu milliyetçiliği bize imparatorluk kaybettirmiştir. 

Zaten kendisi de coşkulu hayallerinin sonucu olarak Orta Asya’daki Türk illerini kurtarmaya koşmuş ve ufak bir atlı grubuyla Kızıl Ordu’yu altetmeye çalışırken şehit olmuştur. 

Enver Paşa, padişah damadı ve İslam orduları başkomutan vekilidir. 

Karşısında ise kendisine rakip olarak gördüğü için hep yolunu kestiği, akılcı önerilerini dinlemediği, halktan gelen bir subay vardır: Mustafa Kemal.

Ne var ki Mustafa Kemal, herhangi bir imparatorluk subayı değil, yirminci yüzyılın en büyük dehasıdır. 

Onun milliyetçiliği akılcıdır. Dış politikasını gelip geçici hezeyanlarla, küfürlerle, kızgınlıklarla, duygusal jestlerle oluşturmaz. 

Serinkanlı ve zekidir. Uzun vadeli düşünür. Ülkenin temel çıkarlarının gösterdiği rotayı hiçbir zaman gözden uzak tutmaz. 

Enver Paşa, duygusal ve öfkeli milliyetçiliğiyle bir imparatorluk kaybederken, Mustafa Kemal Paşa, akılcı tutumuyla yoktan bir ülke vareder. 

Türkiye milliyetçilik konusunda işte bu yol ayrımına gelip dayanmıştır. 

İki milliyetçilik anlayışından birine karar vereceğiz: 

Öfkeli, duygusal ve tepkici bir Enver Paşa milliyetçiliğini mi seçiyoruz, yoksa Atatürk’ün gerçekçi ve zeki milliyetçilik anlayışını mı?

Unutmayın ki Atatürk, Batı’ya karşı lafazanlık yapmadı, göğüs göğüse savaştı.

Hem de bu Batı karşıtı savaşı, Rus yardımı alarak gerçekleştirdi. 

Ne var ki savaş biter bitmez genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarını Doğu’da değil, Batı’da aradı. 

“Muasır medeniyet seviyesi” olarak gördüğü Batı’yı, yeni Cumhuriyet’e model olarak gösterdi. 

Yazarın Diğer Yazıları
Yeni Yıl

Niye yeni yılı kutluyoruz?  Çünkü ihtiyacımız var. Geçip giden zamana kilometre taşları koymak için, yapay bölünmeler uydurmuşuz. Saniyeden yüzyıla giden zaman ölçüleri için rahat ediyor, ömrümüzün sınırlarını kavrıyoruz. Yoksa 31 Aralık tarihinin hiçbir önemi yok.  Neden 31 rakamı, neden “aralık” diye bir kavram?  2025 sayısını Hazreti İsa’nın doğumundan itibaren geçen süre diye algılamış Batılılar. Biz […]

Devamını Oku
Çimmekten Yüzmeye Deniz Hamamından Beach Club’a

Güney kıyılarımızdaki dağları, taşları yazlık evlerle doldurduğumuza bakıp da oldum olası deniz kültürüne yakın olduğumuzu sanmayın. Bin yıldır bir yarımadada yaşayan, sekiz bin kilometre deniz kıyısı olan Türkiye’de yakın zamana kadar “yüzmek” kelimesi bile kullanılmazdı. Türk köylüsü için bu eylem hâlâ “çimmek”tir. Köylümüz bir akarsuya girer, biraz çimer, sonra kıyıya çıkarak donunun paçalarındaki suyu sıkar, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku