Dünyada bir tek milliyetçilik biçimi olduğunu düşünenler yanılırlar. Nasıl her ideolojinin ve her dinin ülkelere göre değişen uygulamaları varsa, milliyetçilik denilen kavramın da çeşitli biçimleri vardır. Örneğin; Hitler milliyetçiliği ile De Gaulle milliyetçiliği farklıdır, Che Guevara milliyetçiliği ile Salazar milliyetçiliği birbirinden kesin çizgilerle ayrılır. Bizim yakın tarihimiz ise bu konuda çarpıcı bir ayrım sergiler: Birbiriyle […]
Dünyada bir tek milliyetçilik biçimi olduğunu düşünenler yanılırlar.
Nasıl her ideolojinin ve her dinin ülkelere göre değişen uygulamaları varsa, milliyetçilik denilen kavramın da çeşitli biçimleri vardır.
Örneğin; Hitler milliyetçiliği ile De Gaulle milliyetçiliği farklıdır, Che Guevara milliyetçiliği ile Salazar milliyetçiliği birbirinden kesin çizgilerle ayrılır.
Bizim yakın tarihimiz ise bu konuda çarpıcı bir ayrım sergiler:
Birbiriyle hiç bağdaşmayan, hatta taban tabana zıt iki milliyetçilik anlayışı sırayla ülkeye egemen olmuştur.
Bunlardan birisi Enver Paşa milliyetçiliği, ikincisi ise Mustafa Kemal Paşa milliyetçiliğidir.
Bu iki milliyetçilik anlayışı arasındaki farkları sergilemek bu köşenin sınırlarını aşar. Bu yüzden ancak birkaç çarpıcı noktayı belirtmekle yetineceğiz.
ENVER PAŞA VE MUSTAFA KEMAL PAŞA FARKI
Enver Paşa milliyetçiliği, duygusal temellere dayanan, akılcılıktan yoksun bir tepki milliyetçiliğidir.
Bu duygusal anlayışın sonucu olarak Osmanlı devleti durup dururken bir dünya savaşının içine sokulmuş ve böylece koskoca imparatorluğun çöküp gitmesinin ilk adımları atılmıştır.
Enver Paşa’nın serinkanlı çözümlere, kurnazlığa, siyasete ve akla dayanmayan milliyetçilik coşkusu yüzünden 90 bin Anadolu çocuğu Sarıkamış’ta kırılmış ve savaşma fırsatı dahi bulamadan donarak ya da bitlere yem olarak Allahüekber dağlarına gömülmüştür.
Enver Paşa ve arkadaşlarının coşkulu milliyetçiliği bize imparatorluk kaybettirmiştir.
Zaten kendisi de coşkulu hayallerinin sonucu olarak Orta Asya’daki Türk illerini kurtarmaya koşmuş ve ufak bir atlı grubuyla Kızıl Ordu’yu altetmeye çalışırken şehit olmuştur.
Enver Paşa, padişah damadı ve İslam orduları başkomutan vekilidir.
Karşısında ise kendisine rakip olarak gördüğü için hep yolunu kestiği, akılcı önerilerini dinlemediği, halktan gelen bir subay vardır: Mustafa Kemal.
Ne var ki Mustafa Kemal, herhangi bir imparatorluk subayı değil, yirminci yüzyılın en büyük dehasıdır.
Onun milliyetçiliği akılcıdır. Dış politikasını gelip geçici hezeyanlarla, küfürlerle, kızgınlıklarla, duygusal jestlerle oluşturmaz.
Serinkanlı ve zekidir. Uzun vadeli düşünür. Ülkenin temel çıkarlarının gösterdiği rotayı hiçbir zaman gözden uzak tutmaz.
Enver Paşa, duygusal ve öfkeli milliyetçiliğiyle bir imparatorluk kaybederken, Mustafa Kemal Paşa, akılcı tutumuyla yoktan bir ülke vareder.
Türkiye milliyetçilik konusunda işte bu yol ayrımına gelip dayanmıştır.
İki milliyetçilik anlayışından birine karar vereceğiz:
Öfkeli, duygusal ve tepkici bir Enver Paşa milliyetçiliğini mi seçiyoruz, yoksa Atatürk’ün gerçekçi ve zeki milliyetçilik anlayışını mı?
Unutmayın ki Atatürk, Batı’ya karşı lafazanlık yapmadı, göğüs göğüse savaştı.
Hem de bu Batı karşıtı savaşı, Rus yardımı alarak gerçekleştirdi.
Ne var ki savaş biter bitmez genç Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarını Doğu’da değil, Batı’da aradı.
“Muasır medeniyet seviyesi” olarak gördüğü Batı’yı, yeni Cumhuriyet’e model olarak gösterdi.
Albert Einstein, E=mc2 formülü üzerinde kafa yorarken, belli bir hıza erişmiş cismin değişikliğe uğrayacağını ve zaman kavramının görece olduğunu ispatlamıştı. 20. yüzyılın sonlarında MIT gibi ciddi bir enstitünün önemli bilim adamı Thomas Pritchard, bir sodyum atomunun, bir bariyerin iki tarafında aynı anda var olabildiğini ispatladı. Yani bölünmeyen atom, aynı anda, iki ayrı yerde birden var […]
Devamını Oku
Niye yeni yılı kutluyoruz? Çünkü ihtiyacımız var. Geçip giden zamana kilometre taşları koymak için, yapay bölünmeler uydurmuşuz. Saniyeden yüzyıla giden zaman ölçüleri için rahat ediyor, ömrümüzün sınırlarını kavrıyoruz. Yoksa 31 Aralık tarihinin hiçbir önemi yok. Neden 31 rakamı, neden “aralık” diye bir kavram? 2025 sayısını Hazreti İsa’nın doğumundan itibaren geçen süre diye algılamış Batılılar. Biz […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku
Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]
Devamını Oku