Uğur Biryol
Tüm Yazıları
Anadolu Medeniyetler Müzesi: Tarihin Katmanlarına Yolculuk
Ana Sayfa Tüm Yazılar Anadolu Medeniyetler Müzesi: Tarihin Katmanlarına Yolculuk

Ankara’ya ilk ziyaretimi hatırlıyorum, 1998 yılıydı, İzmir’e üniversite kaydı yaptırmak için yarım günlüğüne uğramıştık. Ama ne zaman Ankara’dan geçsek gece yarısı yolculuğunda, otobüste hep keşke Ankara’yı kazansaydım hayıflanmasıyla uyanırdım. Öyle ki artık ertelememek gerektiğini düşünerek, üniversitedeyken bilet alıp Ankara’ya yollandım. Önce Tandoğan’a gittim, sonra Selanik Caddesi’ne. Sonra da bir arkadaşım gelip beni aldı. “Nereye gitmek […]

Ankara’ya ilk ziyaretimi hatırlıyorum, 1998 yılıydı, İzmir’e üniversite kaydı yaptırmak için yarım günlüğüne uğramıştık. Ama ne zaman Ankara’dan geçsek gece yarısı yolculuğunda, otobüste hep keşke Ankara’yı kazansaydım hayıflanmasıyla uyanırdım. Öyle ki artık ertelememek gerektiğini düşünerek, üniversitedeyken bilet alıp Ankara’ya yollandım. Önce Tandoğan’a gittim, sonra Selanik Caddesi’ne. Sonra da bir arkadaşım gelip beni aldı. “Nereye gitmek istersin?” diye sordu. “Önce Anıtkabir” dedim, “sonra da Anadolu Medeniyetleri Müzesi.” Anıtkabir’den sonra müzeye gitmek için Ulus’a geçtik, gördüğüm her şeye büyük bir iştahla bakıyordum, Ankara beni büyülemişti adeta. Neyse, kaleye çıktık, oradan da müzeye geçtik. İşte Anadolu, katman katman karşımdaydı.

Yazıyı hazırlarken, Ahmed Arif’in, “Anadolu” şiiri düştü aklıma:

Beşikler vermişim Nuh’a

Salıncaklar, hamaklar,

Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,

Anadoluyum ben,

Tanıyor musun?

Doğrusu tanımıyordum, bilmiyordum toprağımın bu denli zengin olduğunu, “medeniyetler beşiği” dendiğini. Bu misli menendi görülmemiş cömert ananın, bize kucak açarkenki yolculuğunu. İşte bu müze başlı başına bir yolculuktu o bakıma. Sonraki Ankara ziyaretlerimde de mümkün mertebe, başka bir gözle bakabilmek için müzeyi ziyaret ettim elbette. Memlekette müzecilik adına çok güzel işler yapıldı, belki çok daha fazla eserin sergilendiği Zeugma, Hatay gibi müzelere kavuşuldu ama ne bileyim Anadolu Medeniyetleri Müzesi, herhalde Ankara olduğu için bana hep çok sıcak geldi. 

Gelgelelim, Ankara’nın ilk müze deneyimi olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’yle ilgili genel bilgi vermek gerekirse, en iyi kaynaklardan biri DÖSİM. Sitesinde yer alan bilgilere göre, Ankara Ulus ilçesi “Atpazarı” olarak adlandırılan semtte, Ankara Kalesi’nin dış duvarının güneydoğu kıyısında yeni işlev verilerek düzenlenmiş iki Osmanlı binasından oluşan müzeyi oluşturan yapılardan biri Mahmut Paşa Bedesteni, diğeri Kurşunlu Han’dır. Fatih döneminin başvezirlerinden Mahmut Paşa tarafından 1464-1471 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen Mahmut Paşa Bedesteni ile yine aynı dönemin başvezirlerinden Mehmet Paşa’nın İstanbul’un Üsküdar ilçesindeki imaretine vakıf olarak yaptırılan Kurşunlu Han’ın, 1881 yılındaki yangından sonra terk edilmesiyle, 1921 yılında Atatürk, bu iki binanın Anadolu’dan toplanan eserleri sergilemek amacıyla –uzun yıllar süren yenileme çalışmaları sonucunda– müzeye dönüştürülmesini istemiştir. Ancak bunun yapılması için zamana ihtiyaç vardır ve önce eserler başka bir mekânda sergilenecektir.

DÖSİM’den aktarırsak: “Bedestenin orta bölümünde yer alan kubbeli mekânın büyük bir kısmının onarımının 1940 yılında bitirilmesi ile eserler, yerleştirilmeye başlanmış, 1943 yılında binaların onarımı devam ederken, orta bölüm ziyarete açılmıştır. Müze yapısı 1968 yılında son şeklini almıştır. Bugün idari bina olarak kullanılan Kurşunlu Han’da araştırmacı odaları, kütüphane, konferans salonu, laboratuvar ve iş atölyeleri yer almakta, Mahmut Paşa Bedesteni ise teşhir salonu olarak kullanılmaktadır. Tarihi yapıları, köklü geçmişi ile bugünlere gelen Anadolu Medeniyetleri Müzesi 19 Nisan 1997 tarihinde İsviçre’nin Lozan kentinde 68 Müze arasında birinci seçilerek “Avrupa’da Yılın Müzesi” unvanını elde etmiştir. Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde Anadolu arkeolojik eserleri Paleolitik Çağ’dan başlayarak günümüze kadar, kronolojik bir sırayla sergilenmektedir.”

Asar-ı Atika’dan Medeniyetler Müzesi’ne

Azize Aktaş Yasa, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne dair kaleme aldığı 2020 tarihli yazısında şöyle anlatır: “Atatürk’ün Ankara’da bir Hitit Müzesi kurulmasını istemesi üzerine, bu konuda çalışmalar başlamış, 1 Ekim 1921’de Ankara Kalesinin Akkale burcunda, daha sonra Anadolu Medeniyetleri ve Etnografya müzelerinin çekirdeğini oluşturacak olan Asar-ı Atika Müzesi kurulmuştur. Kurucuları Maarif Vekili Hamdullah Suphi (Tanrıöver) ve Hars Müdürü Mübarek Galip Bey’dir. Müzenin ilk müdürü Halil Nuri Yurdakul’dur. Müze, 1940 yılında Mahmut Paşa bedestenine taşınmıştır. Müze müdürlerinden Remzi Oğuz Arık’ın ifadesine göre; Akkale burcundaki müze, dar olduğundan, yalnız ‘düzene konmuş bir depo’ görünümündedir ve bu hali ile de herkese değil sadece prehistorya ve protohistorya dönemleri çanak çömleğini merak eden bilim adamlarına açılabilmektedir. Ancak Müze, hemen hepsi Cumhuriyet dönemi kazılarının buluntuları olan büyük ve hayli zengin bir arkeolojik koleksiyona sahiptir.”

Çağlar arası yolculuk

Daha sonra hem Anadolu’da muhtelif bölgelerde yapılan kazılardan elde edilen buluntular hem de Ankara civarındaki çalışmalarla geniş bir eser koleksiyonu, bilhassa Hitit medeniyeti ağırlıklı olarak müzeye kazandırılmış. Zaten bunca eserin kronolojik olarak da sergilenebilmesi için büyük bir müze alanına ihtiyaç duyulması kaçınılmaz olmuş. 1936 yılında müzenin bugünkü temellerinin atılması için başlatılan çalışmalar, 1968’deki restorasyonla tamamlanmış.  Augustus Mabedi ve Çankırıkapı depolarında bulunan eserler, Alacahöyük, Kargamış, Sakçagözü, Malatya, Carabulus koleksiyonları ve çok sayıda arkeolojk kazıyla elde edilen tarihi buluntular peyderpey yeni müzeye taşınmış. Bu taşınma işlemi elbette restorasyonla paralel olarak gerçekleşmiş. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, bugün Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Eski Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk, Geç Hitit, Frig, Urartu ve Lidya dönemleri ile daha az olmak üzere Helenistik, Roma, Bizans ve Türk medeniyetlerine ait eserlerin kronolojik bir sırayla sergilendiği mühim bir mekân. Şu an Ankara’da olsam mekâna koşa koşa giderdim, hem o dönemi anlamak hem de Ankara’da sakin ve huzurlu zaman geçirmek için. Ankara’daysanız lütfen ıskalamayın, yok değilseniz burayı ilk fırsatta gidilecek mekânlar listenize alın. 

Yazarın Diğer Yazıları
Anadolu Medeniyetler Müzesi: Tarihin Katmanlarına Yolculuk

Ankara’ya ilk ziyaretimi hatırlıyorum, 1998 yılıydı, İzmir’e üniversite kaydı yaptırmak için yarım günlüğüne uğramıştık. Ama ne zaman Ankara’dan geçsek gece yarısı yolculuğunda, otobüste hep keşke Ankara’yı kazansaydım hayıflanmasıyla uyanırdım. Öyle ki artık ertelememek gerektiğini düşünerek, üniversitedeyken bilet alıp Ankara’ya yollandım. Önce Tandoğan’a gittim, sonra Selanik Caddesi’ne. Sonra da bir arkadaşım gelip beni aldı. “Nereye gitmek […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku