Murat Meriç
Tüm Yazıları
Yıllar, Yollar, Şarkılar
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yıllar, Yollar, Şarkılar

Müzik pek çok insan için hayatın anlamı ya da tutunacak bir dal. Hele ki bizim gibi inişli çıkışlı memleketlerde… Şarkılar, türküler, ezgiler, yaşanan nice fenalıkla baş etme yolumuz. En azından benim için öyle. ’90’lı yıllarda üniversitelerde yaşanan hareketliliğin başrolünde müzik vardı. Hak aramak için yan yana geldiğimizde bize şarkılar eşlik ediyordu. Yeni Türkü’nün (Murathan Mungan […]

Müzik pek çok insan için hayatın anlamı ya da tutunacak bir dal. Hele ki bizim gibi inişli çıkışlı memleketlerde… Şarkılar, türküler, ezgiler, yaşanan nice fenalıkla baş etme yolumuz. En azından benim için öyle.

’90’lı yıllarda üniversitelerde yaşanan hareketliliğin başrolünde müzik vardı. Hak aramak için yan yana geldiğimizde bize şarkılar eşlik ediyordu. Yeni Türkü’nün (Murathan Mungan dizeleriyle muazzamlaşan) “Fırtına”sından Moğollar’ın (Turgut Berkes imzalı sözleriyle aklımıza yerleşen) “Bişey Yapmalı”sına uzanan onlarca şarkıyı alanda hep birlikte söylüyorduk. Âşık Mahzuni Şerif’ten nice ozan ve müzik grupları şarkıkarıyla ve türküleriyle yanımızdaydı. Bir kısmı bizzat alana geliyor, sazlarıyla, sözleriyle bize destek veriyordu. 6 Kasım 1996’da (Beyazıt Meydanı’yla eşzamanlı olarak) Kızılay’da yapılan YÖK karşıtı büyük buluşmaya polis saldırmış, coplar üsümüze inerken hep birlikte “Fırtına”nın dizelerini haykırmıştık: “Geçse de yolumuz bozkırlardan / Denizlere çıkar sokaklar…” O gün yaşananlar, Bulutsuzluk Özlemi’nin “Yol” albümünde yer alan “YÖK’ün Yıldönümü” adlı şarkıyla tarihe geçti: “İndi kalktı coplar / Kollar yoruldu / Kızlar tekmelendi / Yerlerde süründü / YÖK’ün yıldönümüydü // 6 Kasım ’96 / Bu hep aklımda kaldı…”

’90’lı yılların ikinci yarısında kurulan özel radyolar, pek çok şarkının halkla buluşmasına vesile. O döneme dek TRT tarafından verilen bu hizmet, kurum bünyesinde kurulan denetim kurulunun izin verdiği “sakıncasız” şarkıları ve sanatçıları halkla buluşturuyordu. Selda, Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli gibi isimler, Mozaik’ten Ezginin Günlüğü’ne uzanan topluluklar ve onların söylediği şarkılar radyoda ve televizyonda kendine yer bulamıyordu. Özel radyo ve televizyonların bir kısmı bunu sürdürdü, sevmediklerine programlarında ve akışlarında yer vermedi ama pek çok isim bu sayede dinleyicisiyle buluşabildi. Ankara’da hasbelkader kuruluşuna katıldığım Radyo Arkadaş, bu anlamda önemli bir buluşma noktasıydı. Zuğaşi Berepe’den Feryal Öney’e, Tolga Çandar’dan Yaşar Kurt’a, Muammer Ketencoğlu’ndan Nurettin Rençber’e pek çok ismi bu radyoda yaptığım programlara konuk etmiş, onların sesini, sözünü, sazını dinleyicileriyle buluşturmuştum. Özendiğim, yanlış yapmaktan korktuğum programlardı bunlar. Bugün kayıtlarını dinlediğimde “iyi ki yapmışım” diyorum… Bir gece Ahmet Telli’yi konuk etmiş, Ezgi Müzik tarafından onun koordinatörlüğünde yayımlanan (ve Yavuz Bingöl başta olmak üzere Ankaralı sanatçıların albüm yapmasına olanak tanıyan) “Sen Türkülerini Söyle” serisini konuşmuş, dinleyicilerden gelen sorularla saatlerce süren bir sohbete imza atmıştık.

İlerleyen yıllarda rotamı müzikten yana çevirdim, bir yandan eski45likler adını verdiğimiz gecelerle insanları eğlendirirken diğer yandan dinlediğim şarkıların tarihlerinin ve hikâyelerinin peşine düştüm. Müzik benim için sadece bir sığınak olmaktan çıktı, işim haline geldi. DJ’lik, anlatıcılık ve yazarlık bir yana en sevdiğim, özendiğim işim radyo programcılığı. Radyo Arkadaş’la başladım, TRT ile sürdürdüm, artık Apaçık Radyo’da dinleyiciyle buluşuyorum.

Müzik emek gerektiriyor. Gençlik emekle yapılmış şarkıları dinliyor. Bunlar diğerlerinin arasından sıyrılıyor. “Yapay zekâyla müzik yapılır mı?” sorusu etrafında şekillenen tartışmaların ayyuka çıktığı şu dönemde müzik, çok daha fazla hayatımızda çünkü eskiden kasetler, plaklar aracılığıyla dinlediğimiz şarkılar artık cep telefonumuzdan bize ulaşıyor. Radyoculuğa başladığım yıllarda bir şarkıyı dinlemek için onun kasetine sahip olmanız gerekiyordu ya da o şarkıyı radyoda çaldırmak. Bu yüzden radyoların en çok dinlenen programları istek saatleriydi. Bugün (dünyanın neresinde ve hangi dönemde yapılırsa yapılsın) bir şarkının adı geçtiğinde o şarkıyı dakikalar içinde dinleme lüksüne sahibiz. Bu elbette şahane bir şey ama şarkıların arasına sızan yapay zeka dokunuşlu şarkılar (pek çok insanı etkilese de) benim gibilere hâlâ ulaşamıyor. Duygusuz bir şarkıdan, türküden, ezgiden söz etmek imkânsız. 

Haziran içinde kutlu bir gün var: Dünya Müzik Günü (ya da orijinal adıyla söylersek Fête de la Musique). 1981 yılından bu yana kutlanıyor. Fransız besteci Maurice Fleuret tarafından tasarlanmış, dönemin Kültür Bakanı Jack Lang’in önerisiyle Fransa’da başlamış, hızla Avrupa’ya yayılmış. Uzun zamandır Türkiye’de de birbirinden güzel etkinliklere sahne oluyor. Bunun için en uzun günün seçilmesi şaşırtıcı değil, zira gün boyu etkinlikler düzenleniyor, insanlar parklardan salonlara uzanan pek çok mekânda müziğe doyuyor.

Şu günlerde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, dayanışma. Müzik, dayanışmanın başlıca ateşleyicisi. Olmazsa olmuyor, bir anda kitleleri notalarda, dizelerde buluşturuyor. Öğrenciyken söylediğimiz o güzel şarkılar hâlâ dilimizde ve hep dingin bir umudu bize aşılıyor: “Yıllardan sonra / Yollardan sonra / Yeniden yan yana onlar…”

Yeni Türkü aracılığıyla bize ulaşan “Fırtına” örneklerden sadece biri. Zamansız şarkılardan. ’80’li yılların karanlık ortamında yan yana gelmeye çalışan insanları anlatıyor. Bugünü anlatan şarkılar da güçlü. Yazının sonuna doğru iki şarkıyı anayım… Biri Duman’ın “Kufi”si. Tıpkı bir başka Haziran gününde karşımıza çıkan “Eyvallah” gibi bugünü ve yaşadıklarımızı kayıt altına alıyor. Önümüzdeki yıllarda “o zaman ne yaşadınız” diye soranların önüne koyacağımız şarkılardan. 

Diğer şarkı, bir Adamlar şarkısı; bugünleri daha da iyi anlatıyor: “Ömrümüzün en güzel yıllarına patlayanın / Ne elinde ayna var ne içinde bir yürek / Gençliği haybeye yenmiş yorgun ve yalnız nesil / Birbirini buldukça düşmedi, düşmeyecek!” Adı üstünde: “Utanmazsan Unutmam”. 

Şarkılar yok edilemiyor. Müzik bir şekilde yolunu buluyor ve geçmişi bugüne, yaşananları geleceğe taşıyor. Yazılı bir metni, bir resmi, bir fotoğrafı, bir tiyatro oyununu ya da filmi yok etmek, heykeli kırmak mümkün. Yakın dönemde bunların da örneklerini gördük ama şarkılar yok edilemiyor çünkü kulaktan kulağa, dilden dile aktarılıyor. Tam da bu yüzden müzik çok önemli.  

Dünya Müzik Günü kutlu olsun. Yıllardır tek bir temennim var: Barışa hasret kalmadığımız günlerde, şarkılarımızı dayanışmayla, yan yana, hep birlikte söyleyelim. O zaman her şey sahiden daha güzel olacak.

Yazarın Diğer Yazıları
Yıllar, Yollar, Şarkılar

Müzik pek çok insan için hayatın anlamı ya da tutunacak bir dal. Hele ki bizim gibi inişli çıkışlı memleketlerde… Şarkılar, türküler, ezgiler, yaşanan nice fenalıkla baş etme yolumuz. En azından benim için öyle. ’90’lı yıllarda üniversitelerde yaşanan hareketliliğin başrolünde müzik vardı. Hak aramak için yan yana geldiğimizde bize şarkılar eşlik ediyordu. Yeni Türkü’nün (Murathan Mungan […]

Devamını Oku
Ankara Neşesi: eski45likler

Ankara benim öğrencilik yıllarımda neşeli bir şehirdi. Öncesinin de neşeli olduğunu yaşayanlar anlatıyor. Gazinolar, müzikli mekânlar, Gençlik Parkı ve sokak buluşmaları, bu neşenin yaşandığı yerler ve taşıyıcıları. Önce gazinolar kapandı, sonra müzikli mekânlar şekil değiştirdi ve Gençlik Parkı neşesiz, yapay bir yere dönüştü. Yeşil neonlar, plastik palmiyeler ve her yeri kaplayan beton bu güzelim parkın […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku