DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
DÜŞLER KENTİ ANKARA
Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.
Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir kitabının ön yazısı / sunusu sayılabilecek bu düzyazı şiire. Mezar taşlarının da bir araya getirildiği Caracalla Roma Hamamı’ndan –ki Ankara’da YIBA Çarşısı’nın hemen yanındadır, eski Başbakanlık’a 100 metre uzaklıkta– bir anma taşının üst kısmını resmetmişim:
“Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından değil. İnsan Ankara’da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz olmalı, ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara’da: Çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşümüz yoksa. Çünkü dereler sığdır ve ‘denetim altındadır’, göğsümüzde yüreğimiz bir cağlayana kaynak oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terkedilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht kuran / hüküm süren astığı astık / kestiği kestik ama sırasında kendini de kesen bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, ‘memurin’ ve hesaplıdır, yaptığınız her şeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir toprak olduğu bir yana bırakılırsa.
İşte bu şiir, bu düşleri anlatır. Ve aşk delileri, mal delileri, göz delileri, yorgan yüzlüler, melekler, körler, sağırlar, dilsizler, sıkmabaşlar, açık bacaklar, şaşılar, uygun adımlar, beyinseverler, topatanlar, ayran kanlılar, koltukçular, yarım pabuçlar, zenneler, kırık boyunlular, boksör köpekleri, telli bardaklar, yaylı sazlar, dost ölüleri ve diğer adına ve onlar için yazılmıştır.”
Bu şiir bir olumsuzlama olarak görülmemelidir, sosyolojik bir tanımdır daha çok. Kuşaklar boyu süren bir genetik kodun, 20. Yüzyılın üçüncü çeyreğindeki ifadesidir. Ankara’nın bir ‘rüya kenti’ olmadığını vurgulamaktır. Ankara gibi bir kentte kendiliğindenliğe, keyfiliğe, keyfekeder ya da rastlantısal rüyalara yer yoktur. Ha, bir de düş derken: Düşünce olmadan düş kurulmaz. Önce düşünce, bir fikir, bir idea gelecek akla; sonra düşlemek, onun geleceğini kurmak gerek. Ve sınırlılıkların, azlığın, yokluğun yaratılan düşlerle geniş ufuklara, bolluğa ve çokluğa ulaşılması sözkonusudur. Düşün doğasında olan, onun sığasını oluşturan şeydir düşünce. İlkçağlardan beri Ankara’nın tarihteki varlığı bunu kanıtlar ve bize bunu söyletir, itiraf ettirir.
Örneğin, yüz yıldır çekilmekte olan sıkıntılara, toplumsal birikimi değerlendirerek bir aydınlık insanın düşüncesini yeşerterek yanıt verir ve Cumhuriyet’i kurar, tebaasını eşit yurttaşlara dönüştürür.
Örneğin, köhnemiş ayak oyunlarına alet olacağını hissedip, herkesin karşı çıkmasına karşın, Anadolu’nun coğrafi merkezi olarak Ankara’yı saptar ve yeni başkentini buraya taşır.
Örneğin, teknik üniversite ve güzel sanatlar akademisi sıkıntılarını sonlandırmak için teşhisini kor ve bambaşka bir teknik üniversite kurar, adını ODTÜ yapar, yoluna devam eder.
Örneğin merak edip araştırarak, düşünceyi düşe ve gerçeğe dönüştürerek, dünyada ilk kez doğalgazla çalışan toplutaşım otobüslerini icat edip sefere koyar. Sürdürülebilirlik sözcüğü piyasaya sonradan girer.
Küçük ama yine etkileri açısından büyük bir örneğe daha yer verelim.
AOÇ, ANKARA’NIN KÖRFEZİDİR!
Bunu söylediğimizde ne anlaşılıyor acaba? Evet, “AOÇ Ankara’nın körfezidir.” Yani İzmir için Körfez ne ise, İstanbul için Boğaziçi ne ise, Ankara için de AOÇ odur. Tek farkı, doğal değil, el yapımıdır; irade yansımasıdır! Bu tamlamayı da en az 15 yıldır kuruyorum. 1925 yılında bu düşün düşüncesini ortaya atan, o zamanki unvanıyla ‘Gazi’ Mustafa Kemal Paşa, kendi çocukluğunun tarımsal deneyimi ve Selanik çevresinde gördüğü çiftlik uygulamalarından aldığı feyz ve bilgi donanımıyla, ama en çok da kendi içindeki o iradi dürtü ve 20. yüzyıl bireyinin gereksindiği bilime inançla, Anadolu’nun tam ortasında bir deneme çiftliği kurmuştu. Düşünce, Ankara’nın en alçak kotlarındaki bataklığı kurutmak, verimsiz araziyi iddialı biçimde verimli tarım arazisi haline getirmek ve kurulmakta olan yeni başkentin geleceğini kolektif başka çabalarla garanti altına almaktı. Kişisel çabalarla başlayan bu girişim, öncelikle büyüklüğü 2 bin hektar (20 bin dönüm) civarında olan Abdi Paşa Çiftliği’nin satın alınmasıyla başladı. Mevsimsel döngüye açık olarak kimi yıl taşkınlar yaşayan, kimi yıl ise kuraklıkla kırılan, parçalanan ve başkentin yaz aylarında toz bulutlarına boğulmasına yol açan bu alçak kotlardaki kısmen bataklık arazi, suyun drenajıyla regüle edildi, akılcı sulamayla tarım yapılmaya başladı. Kuru tarım, sulamalı tarım, sebze ve meyve yetiştirimi, giderek koyun çiftliği ve arıcılık gibi alanlarda özelleşen çok yönlü hayvancılık, bu topraklarda gerçekleştirilen kent tarımı faaliyetlerini oluşturdu. Tarımda makineleşme, tarıma bağlı endüstrileşme (bira fabrikası, şarap fabrikası, süt ürünleri fabrikası, tarım aletleri yapımı) bu topraklarda devlet desteğiyle doğru biçimde, halk sağlığına uygun koşullarda üretimin aranmasıyla gerçekleşti. Kısa zamanda 53.000 dönüme çıkan çiftlik arazileri, yurdun tüm bölgelerindeki Zirai Donatım Kurumu ile Devlet Üretme Çiftlikleri başlığı altında yeniden örgütlenerek yayıldı ve bölgesel kalkınmayı eşitlikçi biçimde gerçekleştirmeyi amaçladı. Bugün Atatürk Orman Çiftliği olarak andığımız, kimi işletmeleriyle ayakta olan kurumsal yapı, yaklaşık 33.000 dönümde hizmet vermektedir.
Ancak bu vizyonun Ankara’ya özel katkısı, bugün kentsel yerleşimin ortasında kalan ve bir bölümü yeşil ve ormanlık alana dönüşmüş olan AOÇ arazisine bir başka nitelik kazandırdı: Hem hidrolojik yapısının özgünlüğü; hem topografik özellikleri nedeniyle kentin alt kodlarında inşaat dışı bir alanı simgeleyip koruyarak geniş bir temiz hava koridoru oluşturması ve her mevsim şehri rahatlatması; hem de Kale’den başlayarak doğudan batıya uzanarak büyüyen başkentin her bölgesinden çok kısa zamanda, hızlı biçimde ulaşilabilmesi açısından bir körfez gibidir, Ankara’nın körfezi olmayı vaat etmektedir. Gerek kentsel tarım üretimi, gerek hızlı ulaşılabilecek rekreasyon alanları, gerekse kentsel ile kırsalın birleştiği çeperlerin kendine özgü peyzaj doku ve yapısı nedeniyle Atatürk Orman Çiftliği gelecekte başkent Ankara’yı ayakta tutacak olan yeşil bir körfezdir!
Başta da söylediğimiz gibi; Ankara, düşüncenin düşlere, düşlerin gerçeğe dönüştüğü bir kenttir.
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
“Neşeli ol; hayatın tadını çıkar.” Arkeofili sitesi 15 Aralık 2016 tarihli yayınında, 2016 yılındaki en önemli arkeolojik keşifler arasında, yukarıdaki mozaiğin bulunuşunu sayıyor: “İskeletli Mozaik, yedi mekânı tanımlanabilmiş konutun, avlu etrafında sıralanan mekânları ve avluya açılan geniş ziyafet salonunun tabanını süslüyordu. Tabanında bu mozaiklerin yer aldığı konutun inşası, sikke buluntulara göre en erken MS. 276 […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku