Mário Tiago Paixão
Tüm Yazıları
Yer Değiştirmek: Yabancı Bir Şair ya da Şair Bir Yabancı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yer Değiştirmek: Yabancı Bir Şair ya da Şair Bir Yabancı

Yer değiştirmek, çoğunlukla olumsuz bir kavram gibi düşünülür; dayanmak zorunda kaldığımız bir zorluk olarak görülür. Zaman zaman kişinin kendini bir tür ikilemde bulmasına yol açtığı doğrudur; ne yeniye tam olarak adapte olabilir ne de eskiye bağlı kalmaya devam edebiliriz. Ancak bu “yer değiştirme” halini son derece olumlu ve zenginleştirici bir deneyime dönüştürmek mümkün. Ben, kendi […]

Yer değiştirmek, çoğunlukla olumsuz bir kavram gibi düşünülür; dayanmak zorunda kaldığımız bir zorluk olarak görülür. Zaman zaman kişinin kendini bir tür ikilemde bulmasına yol açtığı doğrudur; ne yeniye tam olarak adapte olabilir ne de eskiye bağlı kalmaya devam edebiliriz. Ancak bu “yer değiştirme” halini son derece olumlu ve zenginleştirici bir deneyime dönüştürmek mümkün. Ben, kendi yer değiştirme sürecimi yaratıcı ve varoluşsal bir keşif olarak görmeyi tercih ediyorum. Tanıdığım çevreden uzaklaştığımda, kendimi yeni ve ilham verici bakış açılarına, temalara ve tarzlara dalmış buluyorum.

Bir şair ve bir yabancı olarak deneyimlerimi düşünmeye başladığımda, yazma eyleminin kendisi üzerine kafa yormaya başladım. Aklıma hemen George Orwell’in 1946’da yayımlanan “Neden Yazıyorum” başlıklı kısa denemesi geldi. Orwell, “Tüm yazarlar kibirli, bencil ve tembeldir.” dedikten sonra, yazmanın aslında oldukça zor bir uğraş olduğunu vurgular ve ardından şu çarpıcı sözü ekler: “İnsan, karşı koyamayacağı ve anlayamayacağı bir şeytan tarafından itilmese kesinlikle böyle bir işe kalkışmazdı.” Bu sözler, hem bir şair olarak hem de Türkiye’de yaşayan bir yabancı olarak benim için de geçerli.

Portekiz’den yaklaşık 17 yıl önce ayrıldım ve bu sürenin 15 yılını Ankara’da geçirdim. İlk kitabımı neredeyse 20 yıl önce yayımladım ve hâlâ kafamda yeni kitap projeleri var. Neden bu yolda böylesine ısrarcı olduğumu açıklamak ya da anlamak kolay değil. Bu bir “şeytan”. Orwell haklı olsa gerek.

Yabancı bir ülkede bir yazar olmak, yalnızca bir ikamet değişikliğinden ibaret değil. Bu, dilin, kültürün ve dünya görüşünün yazıya nasıl şekil verdiğini deneyimlemek ve kelimelerin yazar ile okur arasında kurduğu köprüleri yeniden keşfetmek anlamına da geliyor.

Farklı bir kültürün içinde yaşamak, kişinin kendi kimliğini yeniden keşfetmesine ve daha derin bir şekilde sorgulamasına olanak tanır. Yabancı olmak ne demek? Yerli olmak ne anlama gelir? Dünyayı dışarıdan içeriye doğru gözlemlemek, bir tür yaratıcı yakıta dönüşür. Anavatanından uzak olmak, aidiyet, özlem ve kimlik karmaşası gibi temalar üzerine düşünmek için güçlü bir zemin oluşturur.

Şair olmak, doğası gereği bir yer değiştirme eylemidir. Şiir, gündelik hayatın yüzeyinde gizlenen duyguları, imgeleri ve düşünceleri fark etmek, onları derin bir duyarlılıkla keşfedip anlamlandırarak ifade edebilme sanatıdır. Eğer yaşadığınız yerde bir yabancıysanız, genellikle hem gözlemci hem de katılımcı konumunda bulursunuz kendinizi. Bu durum, büyüleyici bir kültürün hem dışında hem de içinde bulunma hissini beraberinde getirir. Gurbetçi olma hali, özünde şiirsel bir durumdur: Dünyalar arasında var olmaktır; tanıdık olanla bilinmeyeni, samimi olanla uzak olanı birbirine bağlayan anlamlar aramaktır. Sürekli bir kayıp ile kazanç, bilinen ile bilinmeyen ve özlem ile keşif arasında gidip gelmektir. Bir tür “araf”ta yaşamaktır.

Türkiye’de bir şair olarak yaşamak, zıtlıklar ve paradokslarla dolu bir deneyim. Binlerce yıllık tarihi, nefes kesici manzaraları ve hem Doğu hem de Batı geleneklerine kök salmış kültürüyle Türkiye, yabancı bir şair için sonsuz bir ilham kaynağıdır.

Klişeden kaçış yok: Türkiye, coğrafi ve kültürel bir kavşakta yer alır. Çağdaş ile klasik, modern anlayış ile dini gelenekler, Batı ile Doğu arasındaki bu karşılıklı etkileşim, şiirsel duyarlılığı derinden etkileyen çok boyutlu bir manzara sunar. Camileri, çarşıları ve dinmeyen hareketliliğiyle Türkiye’nin kentsel yaşamı, hareketin ve geçiciliğin özünü yansıtan dizelere ilham verir.

Türkiye’de bir şair olmak, kendini zengin bir edebi geleneğin içine bırakmak demektir. Türk şiiri, Mevlânâ ve Yunus Emre’nin Sufi dizelerinden, Nâzım Hikmet ve Orhan Veli’nin modern eserlerine uzanan geniş bir yelpazeye sahiptir. Bu şairler, Türk edebiyatının biçimlenmesine öncülük ederken, aynı zamanda ülkede şiir algısını ve yaklaşımını köklü bir şekilde dönüştürmüşlerdir. Yabancı bir şair için Türk şiir geleneği, öğrenme ve ilham kaynağı olmanın ötesinde, farklı bir kültürün sanatsal derinliklerini keşfetme yolculuğudur. Bu şiirleri okumak ve anlamaya çalışmak, sevgi, ölüm, özgürlük ve maneviyat gibi evrensel temaların başka bir bakış açısıyla nasıl işlendiğini görerek sanatsal ufkun genişlemesine katkı sağlar.

Türkiye’deki evim, Atatürk’ün şehri Ankara ise dışarıdan bakan gözlerin Türkiye hakkında sahip oldukları önyargılı ve oryantalist beklentilere meydan okur. Burada yaşamak büyük bir ayrıcalık. Bakmasını bilen gözler için her köşesinde farklı bir hikâye barındırır. Ankara’nın bu özgün ruhu, yaratıcılığımı besleyen güçlü bir ilham kaynağı!

Yazarın Diğer Yazıları
Yer Değiştirmek: Yabancı Bir Şair ya da Şair Bir Yabancı

Yer değiştirmek, çoğunlukla olumsuz bir kavram gibi düşünülür; dayanmak zorunda kaldığımız bir zorluk olarak görülür. Zaman zaman kişinin kendini bir tür ikilemde bulmasına yol açtığı doğrudur; ne yeniye tam olarak adapte olabilir ne de eskiye bağlı kalmaya devam edebiliriz. Ancak bu “yer değiştirme” halini son derece olumlu ve zenginleştirici bir deneyime dönüştürmek mümkün. Ben, kendi […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Çocuklar Düşe Kalka Büyür!

Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır.   Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor…  Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]

Devamını Oku
Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Devamını Oku