Önceki on yıllarda yılbaşı yaklaştıkça memlekette bir “piyango heyecanı” yaşanırdı. “Büyük çekiliş” bileti alanların çoğu, diğer zamanlarda şans oyunlarıyla ilgilenmeyen insanlardı. “Bana çıkmaz ki” gerçeğinin farkındaydılar. Çıkmazsa çıkmasındı, o bilet için ödenen para, aslında, birkaç hafta hayal kurmanın bedeline karşılık geliyordu. Elbette şans oyunları, hatta borsa işlemleri, kaybedenlerin sisteme katılımını sağlıyor. Birkaç kişiye büyük ikramiye […]
Önceki on yıllarda yılbaşı yaklaştıkça memlekette bir “piyango heyecanı” yaşanırdı. “Büyük çekiliş” bileti alanların çoğu, diğer zamanlarda şans oyunlarıyla ilgilenmeyen insanlardı. “Bana çıkmaz ki” gerçeğinin farkındaydılar. Çıkmazsa çıkmasındı, o bilet için ödenen para, aslında, birkaç hafta hayal kurmanın bedeline karşılık geliyordu.
Elbette şans oyunları, hatta borsa işlemleri, kaybedenlerin sisteme katılımını sağlıyor. Birkaç kişiye büyük ikramiye çıkmayacak olsa, diğer yüz binlerce insan neden piyango bileti alsın? Tıpkı çalışma dünyasında birilerinin, çalışmadan yaşayabilecekler sınıfına sahiden geçebildiği gibi. Yoksa milyonlarca ezilen insanın sisteme katılması nasıl sağlanacak? Evet, hayaller, böyle kandırmacaları da besleyebiliyor.
HAYALLERE SIĞINMAK
Psikoloji kaynaklarında anlatılıyor: Dünyaya geldikten bir süre sonra bebek, annesini ve diğer varlıkları tanıdıkça kendisini de fark etmeye başlar. Böylece “ben” kavramı oluşur. Rekabetlerle ve tehlikelerle dolu bir hayatta büyüdükçe, ben ile dış dünya arasındaki ayrım büyür. Baştaki birlik duygusuna ulaşmak için ne kadar uğraşsa da kişinin iç dünyası ile dış dünyası arasında kalıcı bir uyum kurması mümkün olmaz. Zihinsel bir yolculukla, kaygısız yaşayıp varoluşunu gerçekleştireceği hayalindeki dünyaya gittiğinde, öyle bir uyum duygusu yaşar.
İşte, yılbaşı kutlamaları da, bir yönüyle, insanın bu hayalci niteliğini yansıtıyor. Üzerinde yaşadığımız gezegenin, güneşin çevresindeki yörüngesinde 365 gün öncekiyle aynı noktaya geldiği gerçeği, yaşadığımız bütün günlerde geçerli. Üretim koşullarındaki ilerlemelere bağlı olarak gelişen takvimin yıldönümlerini kutlamak için de kullanılması, ancak insanın hayalciliğiyle açıklanabilir. Yılbaşında, doğum gününde, tanışma yıldönümünde, bayramda iyi dilekler dile getirmek hep bundandır.
BAŞARABİLECEĞİNİ İSTEYEBİLİR İNSAN
Bu gerçekliğin analizi için, dilek ve istek kavramlarının farkı üzerinde biraz düşünmek faydalı olabilir.
Örneğin, Ayşe’ye mutlu bir yıl dilediğinizde, yeni yılda onun dertsiz biçimde ve gönlünce yaşamasının sizi sevindireceğini belirtmiş olursunuz. Kuşkusuz, bunu dile getirmeniz, Ayşe’nin kendini iyi hissetmesini sağlar ama onun yeni yılda mutluluklar yaşaması için sizin bir şey yapacağınız anlamına gelmez.
İşte, “istemek” bu yönüyle “dilemek”ten ayrılıyor. Bir şey istiyorsanız, onun gerçekleşmesi için ne yapmanız gerektiğinin farkındasınızdır. Hatta, gereğini yapmaya karar vermeyi de içeriyor, istemek.
Dolayısıyla, insan ancak başarabileceği şeyi ister. Pop kültürünün “istersen başarırsın” ezberinden farklı bir gerçekliktir istemek olgusu. Evrene enerji göndermek falan gibi metafizik saçmalıklarla da ilgisi yoktur. Hayallerle yaşamayı aşıp hayalleriniz için yaşamak, ancak istemek bilinciyle mümkün olabilir. Hem de imkânsızı isteyerek!
EDEBİYATIN GERÇEĞİ
Hayalcilik ve gerçekçilik, herkesin içinde bir arada bulunan iki temel insan özelliği. Büyük romancı Cervantes’in yarattığı Don Kişot ve Sanço tiplemeleri sayesinde, bu iki insan niteliğini daha iyi tanıyoruz.
Don Kişot; serüvenci, romantik ve diğerkâm bir kişilik. En önemli özelliği, hayalciliği. Sanço ise; güvenlik kaygısını ön plana alan, sürekli kâr-zarar hesabı yapan, bazı düşüncelerini kendine saklayan, fazlaca gerçekçi bir kahraman.
İçinizdeki Don Kişot, hayatı köklü bir şekilde değiştirmeyi, serüvenlere atılmayı, tüm kurallardan sıyrılmayı, hesapsız biçimde yaşamayı öneren iç sesinizdir. Dulcinea gibi bir sevgilinin (varlığı şüpheli olabilir) peşinden gidilmeli, ezilen insanların haklarına sahip çıkılmalı, rahat bir vicdanla şiir dolu, büyülü bir dünyada yaşanmalıdır. Bulutlarla uçulmalıdır. Ancak daha harekete geçme fırsatı bulamadan, içinizdeki diğer sesi duyarsınız. Sanço’nuz gerçekçi olmanız için sizi uyarır. Taksitler, kariyerler, sorumluluklar…
Don Kişot, dış dünyanız ile yaşadığınız sorunlarda, dünyayı dönüştürmeyi önerir. Sanço Panza ise uyum sağlamak için gerekli esneklikleri göstermenizi, kurnazlığı, kabul edilen değerleri sorgulamadan fırsatları kollamanızı öğütler.
HAYALden HEDEFe, UMUTla
Don Kişot’unuzun aklına uyup düşüncelerinizi dile getirdiğinizde, çevrenizdekilerden sıkça “imkânsız” sözcüğünü duyarsınız. Aslında imkânsız, bir durum değil, bir görüş bildiren sözcüktür. İzin verilenden başka türlü yaşamaya cesaret edemeyen, koşulları değiştirmeyi düşünemeyen bir görüşün mazeretidir.
Oysa Don Kişot gibi bulutların arasında uçarken, Sanço Panza’nızla da ilişkiyi koparmadan, imkânsız talebiniz için yapacak bir şey, çıkacak bir basamak bulursunuz mutlaka. “Hemen şimdi” diyerek atacağınız her adım, sizi bir sonraki basamağa ulaştıracaktır. Ve hayaliniz bir süre sonra hedefe dönüşecektir. Sonuç ne olursa olsun, hayalleri için mücadele eden gerçekçi bir insan olarak yaşayacaksınızdır.
Bu bilinçle, yeni yılda birbirimize ve değerlerimize sahip çıkacağız. Daha güzel bir yıl istiyoruz. Yaratacağız.
Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku