Hakan Kaynar
Tüm Yazıları
Yeni Şehir’de Hep Yeniden
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla sofa dedikleri küçücük evlerde oturmuşsunuz. Kapladığı metrekareyi düşündüğünüzde memleket toprakları üzerinde bir toplu iğne ucu kadar yer diyebileceğimiz yeni bir muhit var, adına Yeni Şehir denilmiş. Beş yüz metre diyelim, hadi olmadı altı yüz olsun, bir havuzdan diğerine uzanan Atatürk Bulvarı’nın iki yanında apartmanlar, onların arkasında iki üç katlı evler. İşte gençler bu bulvara çıkan Tuna Caddesi’nin köşesinde, bir apartmanın altındaki Özen’deler. Onun karşısında Kutlu var. Bulvarın en Avrupalı noktası burası; kaldırıma taşan masalarda oturup Ankaralılar sohbet ediyorlar.

Oktay Rifat yeni bir şiir yazmış, o kadar yeni ki, mütereddid. Ne vezni var şiirin ne kafiyesi dizelerin. Okumuş arkadaşına çekinerek, şöyle bitiyor: “Ah! Güzel şeyler düşünmeme rağmen/ Muttasıl ağlamak geliyor içimden.” Eylülde yaşanıyor bütün bunlar, acaba diye düşünürüm geçip giden bir yazın kederi mi sızmış şiire? Keder meder, oralı değil Orhan Veli. Arkadaşının cesaretine hayran, dur diyor bak ben de yeni bir şiir çevirdim Fransız bir şairden, okuyuveriyor hemen: “Yolda rastgeldiğim bir/ Mektepli kız diyordu ki:/ Dünden beri seni kovalıyorum/ Ne kadar insafsızsın kelebek.” Raymond Radiguet’nin dizeleri tam da 1930’lu yıllarda Ankara’da yaşayan genç bir erkeğin dikkatini çekebilirdi bence. Öncesinde nerede, nasıl rastgeleceksin de  mektepli bir kıza, üstelik duyabileceksin sesini. Ama mesele bu değil sadece, şehrin meseli var bu şiirde. Kelebeğin ömrü kısa, bir de bakmışsın vuslat dediğin gün başka bir sözcük düşecek dudaklarına, mukadderat. Gelip geçicilik, yeni dediğin her neyse iki günlük hayatı var. Bu olabilir mi Orhan Veli’nin dikkatini çeken?

Derken, Özen Pastanesi’nin bir başka iki müşterisi geliyor aklıma. Birinin ismini biliyoruz. Nevzat Üstün, o da şair. Öyküler yazmışlığı da var, gazeteciliği de. İlk şiirlerinde Oktay Rifat’ınkilere benzetilirmiş yazdıkları, ilk kitabı Oluş 1946’da yayımlanmış. Çok değil, dokuz yıl sonra çıkan Cüceler Çarşısı’nda “Yeni Yepyeni” diye bir şiiri var, bir dörtlük alıntılıyorum: “Bize yeni inançlar gerek/ Yeni hürriyetler yeni aşklar/ Yeniden şiir yazalım hep beraber/ Bu şiir de eskidi tadı kalmadı artık”. 

Mektup toplarım ben. Ayrancı Pazarı’nda bir tezgâhın üzerinde gördüğümüz yüzlerce zarfa seyirtmiştik. Yanımda Turan Tanyer. Ankara’ya dair çok şey öğrendim ondan, hatta tarihçiliğe dair ince ince ipuçları, asıl mesleği avukatlık ama şehrin yakın tarihçisi. O zarflardan birkaçını incelerken, ben mektuplardan birini okumaya koyuldum. İlginç filan derken Turan Tanyer cesaretlendirdi beni. Al dedi, bunları. Sonra başkalarını da bulur, mektup kütüphanesi kurarsın. Aldım. İçlerinden on tanesi Nevzat Üstün’e ait, Fifi diye seslendiği arkadaşına yazmış, flörtöz. Tarih 11 Temmuz 1949.

O sıralarda asker Nevzat Üstün. İstanbullu bir tüccarın oğlu, Ankara’da gurbette. Ama belli ki keyfi yerinde. Gerçi yaz gelince at yarışlarına ara verildiğinden haftasonu eğlencesi azalmış. Arkadaşına yazdığına göre sıkılınca evde, demiş ki kendi kendine, bir çıkıp çapkınlık yapayım. İki dirhem bir çekirdek giyinmiş, böyle yazıyor aynen, tutmuş Özen Pastanesi’nin yolunu. Bakmış masalara, güzelce bir kadının, yalnız, onu görebileceği bir masada almış yerini. Önce  gözlerini ayırmamış elindeki gazeteden, neden, çünkü diyor şair çapkınlıkta ilk kural itimat telkin etmektir. Ama sonra işte önce denk gelmeyen gözler bakışmış, sonra bakışmalara gülüşler eklenmiş. Derken o da ne, kadın kalkmış çıkıyor pastaneden. Şair hemen kesmiş yolunu, demiş tanıyor olabilir miyim sizi, hiç bulundunuz mu Paris’te falan. Bu da oyun elbette. Demek istiyor ki, ben keşfettim tüm Avrupa’yı, öyle seçkin bir beyefendiyim.. Hayır diyor kadın, ama evet yürüyebilirler elbette Ulus’a doğru. Yürümüşler de. Bizimki “aşka getirmiş” sözü en sonunda, heyecanlanmış da. Tam o sırada Gençlik Parkı’nın kapısını henüz geçmişler. Ben demiş kadın, trenimi kaçırmayayım. İki banliyö semti var başkentin o yıllarda. Biri Çiftlik, diğeri Mamak. İkincisinde mi yaşıyor? Hayır demiş beriki, Afyon’a dönüyorum. Adresini vermiş, mektup yazsın diye, fotoğrafını da gönderecek. Ne bilsin Nevzat’ın da kovaladığını, kelebekleri. Yenilik binalarda, şehirde, harflerde değil, onların nasıl bir araya geldiklerinde de. Buluşmasında kadınla erkeğin, ayrılmasında, hemen, yeniden.

Yazarın Diğer Yazıları
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku
Başkent Diyorsak, Duymak Lazım

Başkenti övmenin birçok anlamı olabilir. Güzellemek konusunda düşünemeyeceğiniz kadar yaratıcı olabilirim; başımıza gelen bütün iyilikleri Ankara’dan bilebilirim. Değiştirdim. Barış Bıçakçı’nın kahramanı Abidin’in arkadaşına yazdıklarını… Şehirden göç ettin, bu fiyakalı bir eylem denince kızmış belli, mektubunda cevaplıyor: “Ankara’yı kötülemenin bir anlamı yok. Kötülemek konusunda düşünemeyeceğin kadar yaratıcı olabilirim, başımıza gelen bütün belaları Ankara’dan bilebilirim(…)” Başkenti Ankara […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku