Hakan Kaynar
Tüm Yazıları
Başkent Diyorsak, Duymak Lazım
Ana Sayfa Tüm Yazılar Başkent Diyorsak, Duymak Lazım

Başkenti övmenin birçok anlamı olabilir. Güzellemek konusunda düşünemeyeceğiniz kadar yaratıcı olabilirim; başımıza gelen bütün iyilikleri Ankara’dan bilebilirim. Değiştirdim. Barış Bıçakçı’nın kahramanı Abidin’in arkadaşına yazdıklarını… Şehirden göç ettin, bu fiyakalı bir eylem denince kızmış belli, mektubunda cevaplıyor: “Ankara’yı kötülemenin bir anlamı yok. Kötülemek konusunda düşünemeyeceğin kadar yaratıcı olabilirim, başımıza gelen bütün belaları Ankara’dan bilebilirim(…)” Başkenti Ankara […]

Başkenti övmenin birçok anlamı olabilir. Güzellemek konusunda düşünemeyeceğiniz kadar yaratıcı olabilirim; başımıza gelen bütün iyilikleri Ankara’dan bilebilirim. Değiştirdim. Barış Bıçakçı’nın kahramanı Abidin’in arkadaşına yazdıklarını… Şehirden göç ettin, bu fiyakalı bir eylem denince kızmış belli, mektubunda cevaplıyor: “Ankara’yı kötülemenin bir anlamı yok. Kötülemek konusunda düşünemeyeceğin kadar yaratıcı olabilirim, başımıza gelen bütün belaları Ankara’dan bilebilirim(…)” Başkenti Ankara olmasaydı Cumhuriyet’in, şu geldiğimiz yere çok yıllar önce varmıştık diyebilirim. Az iyilik midir şu şehrin bize ettiği, hatta çok dahasını söyleyebilirim: Ankara başkent olmasaydı doğmazdım bile.

Başkentte yaşadığımı muhtemelen çocukken öğrenmiştim, ilkokuldan önce. Zara’dan dönüyoruz otobüsle. Babamla annemin memleketi… Bir amca nereye gittiğimizi soruyor. Herhalde çocukken bile “k”ları vurguyla söylüyorum. Hoşuna gidiyor, sarı saçlarımla uyumsuz mu nedir? Ben “Ankkkara” dedikçe, aynı cevabı alacağı başka sorular soruyor. Nerede oturuyoruz, Ankkara; Türkiye’nin başkenti neresidir, tabii ki Ankkara; nerelisin, yine Ankkara. O kalın “ka”larda biraz da gurur tınlıyor muhtemelen. Başkentte yaşamak gururlandırır çocukları.

Büyüdüğünde mahcup olursun. İki binlerden önce, ondan eminim. İstanbul’a gitmişim. Ankaralılar kahvaltı etmeden çıkmaz evlerinden, börekçiler o eski payitahta özgü. Sabahleyin Ankara’da öyle her pastanede bulması zor, şimdilerde bana çok yağlı gelen Karaköy böreğimi yiyorum. İstanbul bu, dükkânlar dar, masalar bitişik. Yanıma oldukça yaşlı bir beyefendi düştü. Biraz sonra sohbet etmeye başladık, Ankaralı olduğumu öğrenince de sordu: “Hükümette işler nasıl?” Bir an kalakaldığımı hatırlıyorum, şaşırdım herhalde. Yıl iki binlerden önce, masa komşum yetmişlerinde. Bütün ömrü boyunca karşılaştığı Ankaralılar belki de başkenti temsil etmiş ona. Hay Allah, mahcup oldum. Hükümette işlerin nasıl gittiğinden haberim yok diye mi yoksa haberdar olduklarım bile beni mahcup etmeye yeterli olduğundan mı, şimdi bilemem.

Bizimki de can. Ankaralıları diyorum. Öyle hükümetlerin yaptığından sorumlu olsak son otuz yıldır, çatlardık herhalde orta yerimizden. Dolayısıyla ne yaptık, başkente yabancılaşıp Ankara’ya yaklaştık. Bakanlık binalarıydı ya en eski yapıları şehrin, okullar filan… Mimarı şu önemli Alman, bu genç yetenekli hemşehrimiz. Bize ne, apartmanlarını sever olduk şehrin. Tam şu şehirde bakıp beğenecek, hikâyesinin ardına düşecek bir şeyler bulmuştuk, gelin görün ki hop kentsel dönüşüm başladı. Sevdiğimiz apartmanlar da yıkıldı. Yerlerine Batman’dan Kütahya’ya her şehirde sanki projeleri yapay zekaya çizdirilmiş yenileri yapıldı. Yıkılıyor, yapılıyor hâlâ. Ama vız gelir Angaralıya. Çünkü nedir, bu şehrin mayasında yenilik var. Ulusal dönüşümün adresi ya burası, kentsel dönüşüm dediğin bize sivrisinek ısırığı, sızlasa kaç gün, kaşıyıp kanatsak kabuğu nedir ki yaramızın? 

Ankara her şeyden önce tarihin başkenti değildir, bir de durağanlığın. Burada geçmişin gölgesi incedir, yani güneş tepede, gün uzun, daha bitmedi duygumuz bu yüzden, bugün olmadı yarın dememiz de.

Buralar dutlukmuş eskiden, değilse bile bağlık bahçelik… Otuz kırk yıl öncesinde gecekondu mahallesi olan çok semti vardır, kimisinde belli ki ihtilaflı birkaç derme çatma bina kaldıysa eğer oradan el eder size tarih, ona da tarih denilebilirse. Gecekondu bu, ne paşa konağı ne sadrazam yalısı. “Kim yaşadıysa yaşamış, bize ne” der yürür geçeriz yanından.

Tüm şehirler değişir ama yenilik en başından beri Ankara’da hep onaylanmış. Başkent olduktan sonra muktedirler eski olanla ilgilenmemiş, asıl şehri kalenin eteklerinde bırakıp Gazi’nin evine doğru giden yoldaki düzlüğe kurmuşlar Yenişehri. Bu yenisi bile kırk yıl yaşamamış ama. Bir röportaj parçası diyebileceğimiz şu satırları 1969’da şiir diye yayımlamış Necmettin Esin: Daha dün/ İki katlı, çiçekli bir evdi burası, / Ankara’da, Olgunlar Sokağında, / Solunda Akasyalar vardı, / Çamlar vardı sağında, / Bir müteahhide satılmış, / Üç daire karşılığında, / Bir apartman yapılmak için / Bir bahçe talan olmuş, / Bir kaya yığını kalmıştı, / Bir harabede / Sonra da sorar, sanki biraz öfkeli, “Hani Yeni Şehir, hani villalar”. Dağa kaçtı, diyesim var!

Desem de yanlış olmaz. Villalar gezer. Önce Çankaya’ya gittiler, sonra Çayyolu, Ümitköy derken şimdi Gölbaşı’nda veya İncek’teler. Çünkü şehir dediğimiz de bitti bir yandan. Pişmanlık duyarız, babamıza kızarız. Hayıflanır Ankaralı, o kooperatife girmek yerine Batıkent’in ötesinde iki dönümcük tarla kapatsaymış ya bizimkiler, meyhaneye pastaneye yakın olmak uğruna Esat’ta değil de Yaşamkent’te ev alsaymışım… Hep geç kalmışım duygusundayız o yüzden. Mekân sürekli değiştiğinden hızla mı yaşlanıyoruz Ankara’da, ihtiyarlığını kabul etmeyen dedelerin deri montları  gibi bir duygu var üzerimizde, bir mahsun ucubelik.

Rahatız da bir yandan. Belki yaşadığımız yerler yok olduğundan, yok olduğumuzun da farkındayız. Öyle bir bilgelik hali. Çok az yerinde dünyanın, sakinleri daha güzeldir yaşadıkları şehirden; ha Ankara dediğin bunun da başkentidir, o ayrı. Taşın mermerin ne değeri var, ölmüşlerin değil yaşayanların olsun her şehir, şüphesiz başkent olduğundan bu yana Ankara böyle demiştir.

Yazarın Diğer Yazıları
Başkent Diyorsak, Duymak Lazım

Başkenti övmenin birçok anlamı olabilir. Güzellemek konusunda düşünemeyeceğiniz kadar yaratıcı olabilirim; başımıza gelen bütün iyilikleri Ankara’dan bilebilirim. Değiştirdim. Barış Bıçakçı’nın kahramanı Abidin’in arkadaşına yazdıklarını… Şehirden göç ettin, bu fiyakalı bir eylem denince kızmış belli, mektubunda cevaplıyor: “Ankara’yı kötülemenin bir anlamı yok. Kötülemek konusunda düşünemeyeceğin kadar yaratıcı olabilirim, başımıza gelen bütün belaları Ankara’dan bilebilirim(…)” Başkenti Ankara […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku