16 Nisan 1916’da İstanbul’un Fatih ilçesinde Atikalipaşa Mahallesi’nde bir “EV”e doğar. Babası Hacı Mehmet Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Asıl adı Mehmet Behçet Gönül’dür. 1918’de 7500 evi kül eden büyük Fatih Yangını’nda konakları-evleri yanar. Hasta annesi sağlığını tamamen yitirip hayattan koptuğunda iki yaşındadır ve anneannesi Emine Münire Hanım’ın Karagümrük’teki evinde “en az sözle en çok şey anlatmak […]
16 Nisan 1916’da İstanbul’un Fatih ilçesinde Atikalipaşa Mahallesi’nde bir “EV”e doğar. Babası Hacı Mehmet Efendi, annesi Bedriye Hanım’dır. Asıl adı Mehmet Behçet Gönül’dür.
1918’de 7500 evi kül eden büyük Fatih Yangını’nda konakları-evleri yanar. Hasta annesi sağlığını tamamen yitirip hayattan koptuğunda iki yaşındadır ve anneannesi Emine Münire Hanım’ın Karagümrük’teki evinde “en az sözle en çok şey anlatmak için” büyümeye başlar. Babası ikinci evliliğini yapar ve bu evlilikten iki kız kardeşi olur. Anneannesinin hastalığı nedeniyle 1923’te -baba evine- döner ve Beşiktaş’taki Cevri Usta Okulu’nda ilköğrenimine başlar. Öksüzlüğün yaralarını taşıyan Şair “Bir köy, anızlar kesmiş tabanlarımı, şehirlere getirildim sonra. Çocuk anasız kaldı mı, iş işten geçmiş ola” der sonraları. 1927-1928’de el yazısıyla yola çıkardığı Küçük Muharrir adlı dergide on dört sayılık tutarlı ve sağlam bir şiir yolcusudur.
Babası iş değiştirince Kastamonu’ya taşınırlar. Önce Kastamonu Erkek Muallim Tatbikat Mektebi; sonra Kastamonu Lisesi derken tüberküloz nedeniyle öğrenimine ara verdirir. İstanbul’a dönerler. İyileşince 1931’de Kabataş Lisesi’nde, kaldığı yerden okumaya, yeni harflerle çıkardığı Küçük Muharrir’le de okutmaya devam eder.
1936’da okulu birincilikle bitirir. Akşam gazetesinin Çocuk Dünyası’nda Küçük Muharrir fıkralar ve hikâyelerle büyürken her şiiri bir savunma, her anı bir şiirdir artık. Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Ali Nihat Tarlan ve Ahmet Hamdi Tanpınar öğretmeni; Cahit Külebi en iyi arkadaşıdır. Duru su gibi dizeleri yıkar cansızlarla birlik canlılara karşı hırslı evleri.
“Bir köşeye büzülüp böyle susmazdım ama/ Kapılardan süzülüp gece doldu odama” der, Behçet Necati imzasıyla Varlık’ta yayımlanan “Gece ve Yas’’ta. Sanat yapmanın evlere mutlaka bir ekleme yaparak, bir şeyler katarak mümkün olacağını vurgular. Ev onun için öncelikle aile ve ailenin temsil ettiği değerlerdir. Akımların gölgesini düşürmediği dizeleri “Evler Şairi” “Fikir Adamı” olarak anılmasını; sanatçı, çevirmen, yazar ve öğretmen kimliğiyle tanınmasını sağlar. “Vatan borcu çalışmayla ödenir”li sözlerin duvarlarda olduğu 1940’ta yükseköğrenimini tamamlar. Edebiyat Öğretmeni olarak önce Kars Lisesi’ne; sonra sağlık sebebiyle Zonguldak Mehmet Çelikel Lisesi’ne atanır.
Muzaffer Tayyip Uslu ve Rüştü Onur’la ortak çalışmaları Zonguldak gazetelerinden Ocak’ta, Kara Elmas dergisinde ve İstanbul’da çıkan Değirmen dergisinde yer alır. Mart 1943’te İstanbul’a, Pertevniyal Lisesi’ne atanır. Mayıs 1943’te vatani görevde; 1945’te Kabataş Erkek Lisesi’nde kürsü başındadır. Burada Demir Özlü, Hilmi Yavuz gibi yazar ve şairlerin öğretmenidir; Dönüm dergisinin çıkarılmasına vesile olur.
1945’te ilk şiir kitabı “Kapalı Çarşı” yayımlanır. 1947’de “O, kendi zamanını, beraber yaşadığı, her gün görüp tanıdığı insanları, onların dertlerini, sevinçlerini, küçük ve temiz hayallerini veriyor şiirlerinde. Onun şiirlerinde kendimizi, haklı buluyoruz. Gerçi şiirde bir kişi konuşur; fakat bu konuşan, geniş bir insan kütlesinin dertlerini, sevinçlerini kendi kalbinde duymuş, bu geniş insan kütlesinin sözcüsü olmuştur. Fertçi gözüken bu şiirlerin böyle bir sosyal karakteri vardır. Behçet Necatigil’in şiirlerinin güzelliği göklerin güzelliğine benzer; bu şiirler de gökler gibi, her türlü süsten, yapmacıktan uzak ve öylesine sade, derin, tesirlidir. Yeni şiir küçük bir zümreye değil de halka hitap etmek istiyor. O zaman şairin halktan, halkın dertlerinden, sevinçlerinden birtakım meselelerinden, halkın konuşmasıyla bahsetmesi icap eder. Behçet Necatigil’ in de her şiirinde konuşma dilinin ifade zenginliğinden gayet ustalıkla faydalandığını görüyoruz. Şiirlerinde çok tabiî, rahat bir söyleyiş vardır. Kapalı Çarşı ne güzeldi. Behçet Necatigil’ in yeni neslin en değerli şairlerinden biri olduğuna inanıyorum.’’ der Fethi Naci.
1948’de Kabataş Lisesi’nde ve Sarıyer Ortaokulu’nda ders verir; meslektaşı Huriye Korkut’la evlenir; iki kızları olur. Emredilen ekmeği akşamları alın teri getirir; evlerle savaşı savaşların en çetinidir. Onsuz olamazlar dönerler, hem büyüktür de hep affeder çünkü o bir evdir. Öğretmenlik ve şairliği bir arada yürütünce öğrencileri bir şair, bir yazar ya da iyi bir okur olur.
1951’de Necatigil soyadını alır. 1951’de Çevre’yi, 1953’te Evler’i, 1956’da Eski Toprak’ı yayımlar. Dolaysız, çağrışımsız şiirleri sevilir. 1955’ten sonrası çağrışımlı şiirler zamanıdır. 1956’da Eski Toprak’la Yeditepe Şiir Armağanı’nı; 1963’te yayımladığı Yaz Dönümü’yle 1964 TDK Şiir Ödülü’nü, Carl Zuckmayer’den çevirdiği Kurtlar şiiriyle Türk Alman Derneği Çeviri Yarışması Ödülü’nü alır.1963’te yazdığı radyo piyeslerini toplar. Alman, Norveçli yazar ve şairin kitaplarını çevirir; 1960’da atandığı Çapa Eğitim Enstitüsü’nden 1972’de emekli olur.
13 Aralık 1979’da hastalık ve huzursuzlukla geçen ömrü adının verilmesini istediği Camgöz Sokak’ta vadesini doldurur. Bu sokağa “Behçet Necatigil Sokağı” adı verilir. Ailesi, Necatigil Şiir Ödülü’nü 2019’a kadar verir. “Çoklarından düşüyor da bunca görmüyor gelip geçenler.” İşte tam da bu nedenle çekingen, tutuk akıyorken zaman ve hele hele eğilip kaldırınca yerden -istense de istenmese de- yazmak gerekir, insana ait değerler “solgun bir gül” olmasın diye dokununca. Suskunluk içinde sevgileri yarına bırakmak sonsuza değin borçlanmaktı aslında yaşanan güne ve yazmaya. Cemal Süreya’nın şair için “Çıkmamış biletlerin kenarına, ilaç kutularının, plastikten oyuncakların ve tırnakların üstüne, kâğıt peçetelere yazardı.” diye dizelediği gibi belki de. Hoyrat kullanılan sevinçler, dar vakitlerde dargınlıklarla gitmek üzüldüğü ve korktuğu şeydir.
“Vurulmuş vurgunların yücelttiği evler” yansa da yel değirmenleri hâlâ ayakta.
Şairim, vaktiyle yazdığın gibi uzayacağa benzer tutuştuğunuz lades. Bak, kaç sene geçmiş aldatamamış seni zaman. Adın verilmiş evlere, boşluktaki şiirlere..
Biraz sabır şairim biraz sabır; önce yıldızlar sonra şairler hep yalnızdır. Belki de bu nedenle her yıldızda bir şair her şairde bir yıldız ışıl ışıldır; kimbilir belki bu ışıltılarla yel değirmenleri yıkılır!
“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]
Devamını Oku
M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku