Şükrü Erbaş
Tüm Yazıları
Yalımlar – 1
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yalımlar – 1

Sonsuzluk bir zaman değildir. Pişmanlık ya da hazdan yapılmış bir çınlamadır, bir uğultudur, giderek bir hiçliktir. Dünya bir yaşama mucizesi olarak tüm varlıklarıyla içimizden geçerken, biz bu görkemin içinden bir ayin duygusuyla geçerken, dünyada olmayacağımızı bile bile bu büyünün ölümden sonra da sürmesi isteğimize verdiğimiz addır sonsuzluk. Çaresizliğimizi avuttuğumuz bir güzel yanılsamadır. Güzelliğin acı vermesi […]

Sonsuzluk bir zaman değildir. Pişmanlık ya da hazdan yapılmış bir çınlamadır, bir uğultudur, giderek bir hiçliktir. Dünya bir yaşama mucizesi olarak tüm varlıklarıyla içimizden geçerken, biz bu görkemin içinden bir ayin duygusuyla geçerken, dünyada olmayacağımızı bile bile bu büyünün ölümden sonra da sürmesi isteğimize verdiğimiz addır sonsuzluk. Çaresizliğimizi avuttuğumuz bir güzel yanılsamadır. Güzelliğin acı vermesi bu gizli bilgiden kaynaklansa gerektir.
*
Güzellik bir beden büyüsü olsaydı, insanın hayranlığı çok çabuk hayal kırıklığına dönüşürdü. Biz bir yüzde, bedenin bir ince kıvrımında, insan ruhunun en derinlerindeki varoluş esrarının, açıklanamaz bir hazzın, bir iyilik duygusunun bizi yücelten, değerli kılan ışıklı gölgeli bir yansımasını gördüğümüz için tutkuyla severiz güzelliği. Varlığımız menevişlenir. Kötülüğü unuturuz. Bilmediğimiz bir heyecan, taşlara yıldızlara dolar. Yine de bu varoluş ayinine kırılgan bir keder eşlik eder. Ah o canımıza batan geçicilik sezgisi, ölüm bilgisi! İnsanın size rağmen yaşaması nasıl bir mucize!
*
Biz hepimiz bir başkasının acısını, arzusunu, korkusunu, kederini, sevincini yük etmek istemiyoruz. Anlamak, kolay bir insan erdemi değil. Bağışlamak, sevmek, bir başka hayatı paylaşmak… kimse kendi cehenneminden başka bir cehennemi sevmiyor. Bir başkasının kalbine dokunacak ne merhametimiz var ne bir gelecek rüyamız. Yeraltı böcekleri gibi yaşamaya başladık. Şu farkla ki biz yaşayanları yiyoruz!
*
“Çok çiğ çağ” demişti, Necatigil. İnsan nasıl bu kadar düşkünleşir!
Sosyal medya! İnsan ruhunun pazarı! Çağın, hayatımızın ortasına bıraktığı bir bataklık. Görünmeden yaşamak istedikçe herkesin salkım saçak her yerde olduğu bir hileli gerçeklik. Tuhaf bir pornografi herkesi suç ortağı yapıyor. Acı magazinleşiyor, iyilik çürüyor. Hiçbir çağda insan bu kadar çıplak yaşamamıştı.
*
Başkaları tutsakken, temel varoluş hakları yaşama cezasına dönmüşken, insanın mutluluğuna inanamam ben. Böyle bir ahlakı küçümserim. Dünya, özgürlüğün ve barışın beşiğiymiş gibi bir yalanla yaşayamam. Benim belkemiğim haysiyetimdir. Haysiyetim merhametimdir. Başkalarının acısından yapılmış bir insan sevgisidir. Ne diyordu Rimbaud “ben, bir başkasıdır.”
Yücelmek göğe doğru olmaz, yere doğru, toprağın kalbine doğru olur.
*
Ve bir şiir… YARASALARIN AVLUSUNDA’dan…

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Avuç Geçmiş Bir Nefes Gelecek

Eski, hüzünlü Yeni, uzak. İki yalnızlıktan yapılmış Dilsiz kirpiksiz bir çatı Kapı pas Avlunun şarkısı yok Hiçbir çocuğun oynamadığı Bir sokak dışarda Büyükler bin yıl önce ölmüş Avluda bir ağaç hayaleti Yıldızların arasından Ne bir kamyon geçiyor Ne üzüm bağlarını getiren  Bir kağnı sesi Dere, bir küçücük köprünün Gözlerinde boğuldu. Ne istiyordun ki? Bilmiyorum  Belki […]

Devamını Oku
Yalımlar II

İnsanı anlamaya çalışıyorum. Bunun için gerçeğin özündeki trajediyi görmem gerekiyor. Yetmez, o trajediyi kendi yaşadıklarıma göre yeniden yaratmam gerekiyor. Kimseye bilmece çözdürmeden yapmalıyım bunu. Kapıdan içeri kolay girmeli insanlar. Macera içerde başlamalı. Bunun için yazdığımın önce anlaşılması gerekir, sonra anlaşılmaması. Daha derinde bir başka anlam olduğunu görmeli okur. Yaralarının ve arzularının dile geldiği derinliği görmeli. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku