Murat Meriç
Tüm Yazıları
Türkülerinde hanımeli kokusu: Volkan Konak
Ana Sayfa Tüm Yazılar Türkülerinde hanımeli kokusu: Volkan Konak

’90’lı yıllar tuhaf yıllar, hele ki içinde yaşayan için. Her şeyin birbirine girdiği bir dönemden söz ediyorum. Darbe sonrası karanlık bir anda aydınlanmış gibi görünüyordu ama aslında karanlık bir yerlere gizlenmişti. Özel radyolar ve televizyonlar yayına başlamış, görece özgür bir ortam yaratılmış, unuttuğumuz eğlence geri dönmüştü. Memleketin büyük bölümü eğleniyordu bir yandan ama diğer uçta […]

’90’lı yıllar tuhaf yıllar, hele ki içinde yaşayan için. Her şeyin birbirine girdiği bir dönemden söz ediyorum. Darbe sonrası karanlık bir anda aydınlanmış gibi görünüyordu ama aslında karanlık bir yerlere gizlenmişti. Özel radyolar ve televizyonlar yayına başlamış, görece özgür bir ortam yaratılmış, unuttuğumuz eğlence geri dönmüştü. Memleketin büyük bölümü eğleniyordu bir yandan ama diğer uçta büyük acılar yaşanıyordu. Üniversitelerdeki hareketlilik, öğrenci derneklerinin ve kulüplerin yeniden ortaya çıkışıyla sokağa taşmış ve bu durum şarkılara yansımıştı. Bir yanda pop patlarken diğer yanda bu isyanı anlatan şarkılar yapılıyordu. Yeni Türkü’den Moğollar’a, Bulutsuzluk Özlemi’nden Grup Yorum’a uzanan ekipler ve sazlarıyla, sözleriyle bu hikâyeyi destekleyen sanatçılar yeni bir Türkiye’ye duydukları özlemi dile getiriyordu. 

O yıllar üniversite yıllarım. İki hat arasında gidip geliyordum: Alevi ozanların başlattığı Muhabbet ortamı hiç bilmediğim kapıları açıyor, o güne dek duymadığım sesleri kulağıma taşıyordu. Diğer yanda üniversitelileri coşturan isimler vardı ve ben her iki hattı da çok sevmiştim. Ankara’da izlediğim konserler, dostlarla kurduğumuz çilingir sofraları, içinde bulunduğum radyo ortamı ve katıldığım muhabbetler yolumu çizdi; bugüne gelişimde büyük pay sahibi oldu. O yıllarda doğrudan beni etkileyen iki isim geçtiğimiz günlerde art arda aramızdan ayrıldı. Biri, Muhabbet ortamının yaratıcılarından Yavuz Top -ki halk müziğine katkısı çok büyük- diğeri Karadeniz’in (Karadeniz gibi) hırçın çocuğu Volkan Konak. 

Yavuz Top, Arif Sağ ve Musa Eroğlu’yla yaptığı kasetlerde bilmediğimiz türküleri önümüze koymuş, bu vesileyle bizi büyük bir dünyanın içine çekmişti. Çanakkale’de doğmuş, büyümüş, yolunu Marmara ve Ege dışına düşürmemiş genç bir çocuğa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biri bu. Onun sayesinde Alevi ozanlardan Pir Sultan Abdal’a uzandım, Ruhi Su’yu tanıdım, Âşık Mahzuni Şerif’ten Neşet Ertaş’a uzandım. Arkadaşlarım sayesinde yolculuğum hiç bilmediğim bölgelere de uzandı ve Kürtçe şarkılar tam da o dönemde hayatıma girdi. Bütün bunları yaparken memleketin kuzeyine hiç uğramadığımı bir gün Kızılay’daki bir kasetçinin hoparlöründen yükselen şarkı vesilesiyle anladım. Flamenko soslu gitar Karadeniz ezgilerini süslüyor, beni oraya davet ediyordu. Davete icabet ettim ve hiç bilmediğim o dünyanın içine girdim. Volkan Konak adını (“Efulim”le) Karadeniz maceramı başlatan isim olarak kişisel tarihime yazdım.

Biraz uzun bir giriş oldu ama Volkan Konak’ı başka türlü anlatmam mümkün değil. O dönemde sadece bana değil başkalarına da dokundu ve unuttuğumuz ezgileri hatırlattı, kimi zaman yok saydığımız bir coğrafyayı bize tanıttı. Sonrasında gençlerin de yolunu açtı ve o güne dek TRT tedrisatından geçmiş belli isimler tarafından icra edilen Karadeniz türküleri özgürlüğüne kavuştu. Kâzım Koyuncu’dan (ve içinde bulunduğu topluluk Zuğaşi Berepe’den) Marsis’e, Koray Avcı’dan Selçuk Balcı’ya uzanan onlarca isim o dönemde ve sonrasında hayatımıza girdi, hiç çıkmadı. 

“Efulim” onu tanıdığımız albüm ama ilk değil. Gönlünü çocukluğunda yöre türkülerine düşüren, onların peşinden koşan, saklı hazineyi çıkartmak için çabalayan bir isim Volkan Konak. “Efulim” öncesinde yaptığı “Suların Horon Yeri” adlı kayıp albüm bunun kanıtı. Kayıp çünkü uzun yıllar böyle bir albümün varlığı bile bilinmiyordu. Bir Karadeniz gezisinde bir kasetçinin rafında rastlamasaydım ben de bilmeyecektim. Volkan Konak çoktan tanınmış, art arda yaptığı albümlerle hayran sayısını artırmış, şarkıları memleket sathına yayılmıştı ama asıl hazineyi bu albümde saklıyordu. Sonrasında bu albüm yeniden yayımlandı ve sanatçının yolunu nasıl çizdiğini hayranları da öğrendi.

“Suların Horon Yeri” ziyadesiyle otantik, biraz da bu yüzden alışkın ve aşina olmayanlar için dinlemesi zor ama çok önemli. Sonrasında yaptıkları da önemli elbette. Türkülerin üzerine gitarı ve Batı enstrümanlarını ekleyen, dokunuşuyla onları dönüştüren Konak, türkü tadında besteleriyle de ön plana çıkan isimlerden. Nâzım Hikmet’ten Sabahattin Ali’ye uzanan nice isim onun şarkılarında yaşıyor, hâlâ. 

Volkan Konak Trabzonlu. Karadeniz’in hırçınlığı deli kanında saklı. İsyanı gürül gürül akan derelerden geliyor. Bir yandan melankolik ama onda bile ağdalı değil. Bunların hepsi şarkılarına sirayet etmiş durumda. Bunun için özgün, kendine has. Taklidi çok, muadili yok. Barlarda çalarak yükselen, kendi mekânında pişen, sonrasında yolunu İstanbul’a düşüren sanatçı, Orhan Gencebay’a ilk albümünü yaptığında henüz çok genç. Yolunda ağır ama güvenli, temkinli adımlarla ilerlediği için bugün onu sevgiyle, saygıyla, hasretle anıyoruz. Bir an bile geri adım atmayan, bildiği yolda doğruları söyleyen bir isim. İsyanı sadece içinde değil, hem de dilinde. Türküleri, şarkıları bu yüzden hep yanı başımızda. 

Kimi söyleşilerinde kendini Beatles’la özdeşleştiriyor, onlar gibi ilerlediğini söylüyor. Etki alanı dünya üzerinde onlar kadar geniş değil belki ama memlekette onlardan dana büyük. Memleketinde değil, Türkiye’nin bütün bölgelerinde. Şiirden besleniyor ve o damarı şarkılarına can suyu olarak zerk ediyor. Yöresiyle, içinde yetiştiği kültürle övünüyor ve onu sadece tanıtmak için değil bir adım öne getirmek için çabalıyor. Çabalıyordu ya da. Güzel olan, bu çabalarının sonuçsuz kalmaması. Kendini “müzik şövalyesiyim” diye tanıtması boşuna değil. Yaptığı zordu ama kendini kabul ettirdi. En yalın hâliyle bunu yaptı ve sahnedeki enerjiyi albümlerine taşıdı. Bunun için sıcacık, bunun için kendisi. Ailesi de yanındaydı. Hem ona destek verdiler hem de birlikte ilerlediler. Babasının ardından söylediği “Cerrahpaşa”, bunun için hâlâ herkesin dilinde çünkü samimi. Onu, yolunu belirleyen asıl özellik bu. 

Arkasından ne söylesek az. Hep öyle olacak. Üretken olduğu dönemde aramızdan ayrıldı. Daha da acısı, henüz çok gençti. Kaybı büyük bir boşluk bıraktı çünkü yapacak çok şeyi vardı. İstanbul’dan Maçka’ya sürgün gelen, onu konservatuvara yönlendiren Nuran Hoca’sı olmasaydı ne olurdu, bilmiyoruz ama içindeki bu müzik aşkı sayesinde bir noktada yine onunla buluşurduk. Buluşmamız doğru zamanda doğru ezgiler eşliğinde gerçekleşti. Gençliğinde Yılmaz Güney ve Deniz Gezmiş’i idol olarak belirleyen, onların adını hiçbir zaman dilinden düşürmeyen, kavgalarını kavgasına ekleyen, Yaşar Kemal’den Fakir Baykurt’a uzanan külliyatı su gibi okuyan ve oralardan aldıklarını şarkılarına iliştiren bir isim Volkan Konak. Her dem gençti, hep öyle kalacak. Güneşli günleri sevmezdi, “beni yağmurlu günlerde ve çay berraklığında dinleyin” derdi ama içimize güneşi serpti. Hanımeli kokusunu çok sevdiğini söylerdi, şimdi Karadeniz’de bir incir ağacının dibinde yatıyor. Şarkıları, türküleri bize sevdiği hanımeli kokusunu getiriyor. Şanslıysak bundan.

Yazarın Diğer Yazıları
Müziğin de Başkenti Ankara

Ankara için “müziğin başkenti” tanımını elbette kullanabiliriz ama hemen akla gelen bir soru, olayı biraz karıştırabilir: Onu bu mertebeye oturtan ne? Cevabı da hemen belirir ama farklı kanallardan farklı önerileri önümüze koyarak… Klasik müziğin can damarı konservatuvar; alaturkayı ve halk müziğini besleyen radyo; pop bahsinde belirleyici olan televizyon, bu payeyi kazanmada önemli. Bunlar resmî kurumlar… […]

Devamını Oku
Türkiye’nin Amcası

Gündoğarken’le ’80’li yılların ortalarında tanıştım. Lisedeydim. Dinlediğim ilk şarkıları, bir İzzet Öz programında rastladığım “Bir Yaz Daha Bitiyor”du -ki sonraki yıllarda bu görüntünün TRT’deki ilk görüntüleri olduğunu öğrendim. Delikanlıydım, heyecanlıydım, üstelik rakipleri dişliydi: Mazhar Fuat Özkan, Bulutsuzluk Özlemi, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibilerinin arasından sıyrılarak kendilerini sevdirdiler ve beni hiç hayal kırıklığına uğratmadılar.  İlk sevdiğim […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku