Emre Caner
Tüm Yazıları
Murat Karayalçın: “Ankara; dostluğunöne çıktığı bir kenttir”
Ana Sayfa Tüm Yazılar Murat Karayalçın: “Ankara; dostluğunöne çıktığı bir kenttir”

Şehirlerin insanlarla konuşmak istediğine inanıyorum. Bize kendinden, geçmişten, dostlarından, geleceğinden, hayallerinden bahsetmek istiyor şehirler. İnsanların da yaşadığı şehirleri duyabilmesi, sohbet edebilmesi için de tanışması gerektiğini düşünüyorum. İnsan yaşadığı şehri tanımalı. Nasıl ki bir dostu tanıyor ve onunla ilgili fikir sahibi oluyorsak aynen öyle. Mesela yaptığımız bir şey şehri mutlu mu ediyor, kızdırıyor mu yoksa kırdı […]

Şehirlerin insanlarla konuşmak istediğine inanıyorum. Bize kendinden, geçmişten, dostlarından, geleceğinden, hayallerinden bahsetmek istiyor şehirler. İnsanların da yaşadığı şehirleri duyabilmesi, sohbet edebilmesi için de tanışması gerektiğini düşünüyorum. İnsan yaşadığı şehri tanımalı. Nasıl ki bir dostu tanıyor ve onunla ilgili fikir sahibi oluyorsak aynen öyle. Mesela yaptığımız bir şey şehri mutlu mu ediyor, kızdırıyor mu yoksa kırdı mı bilmeliyiz. Yaşadığımız şehirle alakalı olmalıyız. Çünkü şehirler bunun karşılığı umut, mutluluk ve güzel bir yaşam kültürü ile öder. Şehir ve insan arasında nasıl daha güzel bir bağ kurulabilir ki…

Madem yaşadığımız şehri duymak, görmek ve onunla tanışmak çok önemli, bu konuda başarılı biriyle sohbet etmek anlamlı olacaktı. Ben de 1989-1993 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Murat Karayalçın’la irtibata geçip kendisiyle sohbet etmek istediğimi söyledim. Konu bir şehri tanımak ve anlamaksa ve o şehir Ankara ise Murat Karayalçın gibi şehirde yaşamaktan çok şehri yaşayan biri sohbetin ufkunu da genişletti. 

Karanfil Sokak’ta saat 12’de sözleştik. Merak ettiklerimden, dünden, gelecekten konuştuk. Sayın Karayalçın’la gerçekleştirdiğim bu sohbetten bazı bölümleri paylaşmak isterim;

n Yaşadığımız şehirle güçlü bir bağ kurabilmek için şehri tanımamız gerektiğini düşünüyorum. Tabii geçmişten bugüne şehrin arşivini açmak gerekli. Nerede ne dükkân vardı, oradan hangi edebiyatçılar, sanatçılar, siyasetçiler geçti. Kimler yaşadı bu kenti bilmek çok kıymetli. Sizce Ankara’yı bir kent olarak değerli kılan, burayı anlatan şey nedir?

Ankara’yı alışılmış standartlarla değerlendirmemek gerekiyor. Alışılmış standarttan kastım, örneğin deniz manzarası özellikle İstanbul meraklıları için çok önemlidir. Ama Ankara ona göre değerlendirilecek bir kent değil. Daha çok dostluğun öne çıktığı bir kent burası. Bence değerini kurulan bu arkadaşlıklardan alıyor Ankara. Bir de tabii iddiasından alıyor. Cumhuriyet kurmuş bir kent, devletimizin kurulduğu yer. Önderimizin kurtuluşu ve kuruluşu yönettiği yer. Bence Ankara’nın değeri buralardan aranmalı. Buralardan bakarak Ankara değerlendirilmeli. Bu bağlamda Bilge Güven Kızılay’ın “Ankara Diye İnsanlar Vardır” kitabını herkese tavsiye ederim, kentimizi anlatan kentimizle tanışmak için çok kıymetli bir çalışma.

n Ait olduğumuz bir yerden değil, parçası olduğumuz bir değerden bahsediyorsunuz. Aile gibi, evimiz gibi. Peki bu duyguyu, Ankara’yı size evinizmiş gibi size  en çok hissettiren özel bir yer var mı?  Şurası ile duygusal olarak özel bir bağım var dediğiniz, önünden geçerken eskilere gittiğiniz yerlerden bahsediyorum.

Tabii Kızılay, Olgunlar Sokak çevresi benim büyüdüğüm yer. Ben 7 yaşında Ankara’ya geldim. Önce Selanik Caddesi’nin üst taraflarında bir yerdeydi dedemin evi. Daha sonra bugünkü Kocatepe Cami’nin karşısında bir ev yapılıyordu, ben de 1950’de oraya yerleştim. Çok uzunca yıllar o tepe gür bir koruluktu. Sonra çok değişti tabii ama o çevre evlenene kadar yaşadığım, bugün de benim için özel bir muhittir.

Dedem 1951’de emekli olmuştu. O zamanlar Kızılay’da çok genişti kaldırımlar ve bulvar kafeleri vardı. Dedem de arkadaşlarıyla oralarda buluşurdu. Ben de dedemi Olgunlar Sokak’tan alır oraya kadar götürürdüm. Birkaç saat sonra da alıp tekrar eve getirirdim. Bu nedenle o çevreden çok anılarım var. Ama sorunla bağlantılı olarak aklıma başka bir şey geldi. Ben Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde hazırlık okulu okudum. Orada benim çok Pakistanlı arkadaşım vardı. Sonra ben Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçtim ama onlardan bazılarıyla dostluğum devam etti. Onlar bazen başka ülkeleri ziyaret ediyorlardı ve dönerken, Ankara’ya yaklaşınca “eve geldik” derlerdi. Yani o çok hoş bir şeydi benim için. Ankara’yı ev olarak görmelerinden çok etkilenmiştim. Sen sorunca aklıma o geldi.

n Ankara’nın böyle bir etkisi var değil mi. Burada doğmamış olsanız da,  öyle bir ruhu var ki, sizi hep evinizde hissettirir, hiç yabancılık çektirmez. Aslında kurucu başkent olmasının da etkisi biraz da bu. Sanki şehir hep büyük bir sorumlulukla hareket ediyor ve insanları ile de bu sorumlulukla ilişki kuruyor. Bazen mesafeli, çoğu zaman sevgi dolu yaklaşıyor. Ankara bunu en çok mekânlarıyla başarıyor da diyebiliriz. İnsanı evinde hissettiren o mekânlarla kurduğumuz bağ, uzun yıllar o mekânların müdavimi olmuş olmamız. Bildiğim kadarıyla sizin de müdavim olduğunuz, hep gittiğiniz bir berberiniz vardı.

Asalet vardı, evet. Çok uzun yıllar oraya gittim. Sonra vefat etti, Allah rahmet eylesin. Şimdi Çankaya Berberi var, oraya gidiyorum.

n Berberler özellikle kent hafızası için çok önemlidir değil mi. Ben de 7 yaşımdan beri aynı berbere giderim. Şimdi oğlum oldu, doğduğundan beri onu da oraya götürüyorum. Berberim de bana “inşallah torununu da ben traş ederim” der. Bu beni çok mutlu eder. Aile gibi dediğim de bu aslında.

Ne kadar güzel. Mahalle kültürü için berberleri, diğer tüm esnafı çok önemserim. Berber aynı peki oturduğun ev? Aynı yerde mi oturuyorsun?

n Evlendikten sonra uzaklaştım ama yine de oraya geliyorum. Sizin de var mı şunca senedir giderim dediğiniz yerler?

Maalesef çok yok. Şöyle bir örnek vereyim, Batıkent projesi için 80’li yıllarda sık sık Paris’e gidiyordum. Kredi almıştık Avrupa Konseyi İskân Fonu’ndan. Onlardan birinde bir lokantaya oturdum tek başıma. Yemek yerken yan tarafta bir plaket gözüme çarptı. “Robespierre burada yemek yerdi” yazıyordu. Çok etkilendim. Yani 1780’lerden bahsediyoruz. Ankara’da yok böyle bir şey. Aslında Türkiye’nin çoğu kentinde yok. Halbuki kent kültürü için bunun olması önemli. Biraz önce de söyledim. Ankara dostlukların kenti. O nedenle, insanlar için bu pastaneler, lokantalar, gittikleri bu tür yerler çok büyük önem taşıyor. Benim belediye başkanı olduğum yıl Kuğulu Park’ın karşısında Rıhtım diye çok güzel bir lokanta vardı. Kira anlaşmazlığı nedeniyle kapandı, sonra Altın Park’a taşındı. Hâlâ orada mı bilmiyorum. Ama tabi orası başka, Altın Park başka.

Bir de Restoran Washington vardı. O da Hemşinlilerin bir müessesesi. İlginç bir hikâyesi var. Bunlardan biri 1940’larda bir gemiyle galiba kaçak olarak Amerika’ya gidiyor. Amerika’da garsonluk yapıyor. Orada bir miktar parası olunca, öyledir ya göç modelinde yakınlar davet edilir. Üç beş kişi oluyorlar. Sonra da biriktirdikleri parayla Ankara’da şimdi Göksu Lokantası olan yerde Restoran Washington’u açıyorlar.

n Kızılay’daki yerinde mi?

Evet orada. Mesela İran Şahı geldiği zaman orada yemek verilirdi. Niye Köşk’te ya da Ankara Palas’ta verilmezdi onu bilmiyorum. Aslında olağanüstü bir fotoğraf arşivi. 1950’lerin bütün önemli devlet yemekleri orada verilmiş. Hep böyle kıvançla asarlardı. 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından Amerika’nın ambargo koyması nedeniyle onları protesto için ismini değiştirip Kristal yaptılar, ambargo kalkınca geri Washington olmuştu. Ama orası da kira anlaşmazlığı nedeniyle kapandı.

Ama bunların en önemlisi bence Piknik. Kolektif hafızanın hemşehrilik hafızasının yoğunlaştığı yer oraydı, tam da Kızılay’ın merkezi. Onu da şöyle anlatayım; Ankara metrosu, Kanada Toronto metrosunun aynısıdır. Beni Toronto Belediyesi davet etmişti. Türk-Kanada Dostluk Derneği Başkanı bir inşaat mühendisi profesördü. Bana ve eşime bir yemek verdi. Yemeğe gelen Türklerin çok büyük bir bölümü Ankaralıydı. Ben onlara Ankara’nın 15 yıllık perspektifini nasıl gördüğüme ilişkin bir ufuk çizmeye çalıştım. Çok memnun oldular. Ellerinde bayrakla ayağa kalktılar. Ankara Marşı’nı söylediler. Çoluk çocuk hepsi müthişti. Ondan sonra sorulara geçtik. Hepsinin sorduğu soru Piknik duruyor mu… Piknik kapandı, yine kira ilişkilerinden. Belki belediye yasasında bir değişiklikle belediye başkanlarına bir yetki verilebilir. Böyle kent hafızasında yer eden yerlerle ilgili. Bir yer çok tutunca kiralar artırılıyor. Sonra onu ödeyemiyor, o nedenden çıkarıyorlar. Bu kent kültürünü maalesef olumsuz etkiliyor.

n Haklısınız. Buralar kapanıyor, yerlerine oranın ruhunu öldüren işletmeler açılıyor. Kızılay’da da, Tunalı Hilmi’de de benzer süreçler yaşandı. Halbuki böyle mekânlar sadece fiziksel yapı değiller. Gözle göremediğimiz, elle dokunamadığımız çok daha değerli bir mirasın parçasıdır. Kültür mirasımızda elbette bir tarihi çeşme çok değerli. Fakat bu mekânlar da o kadar önemli. Ne demiştiniz 1780’lerden bir restoran hala ayakta. Ne çok insan hikayesi, ne çok yaşanmışlık saklıyor kim bilir.  Ve bu birikim yaşam kültürüne de yön verir.

Kesinlikle öyle. Hemşehrileşmenin şekillendiği yerler var. Bunlardan bir tanesi kaldırımlar. Piyasa yapılır, yürür insanlar ve birbirlerini görürler. Melih Gökçek’in Ankara’da yarattığı en büyük tahribattan birisi de bulvar kaldırımlarının daraltılmasıdır. Bir tanesi de lokantalar, mekânlar. Allah’tan bu Yüksel Caddesi’nde Mülkiyeliler Birliği var. Yani o müthiş bir anı odağı bence.

n Başkanlık döneminizden bahsetmişken, sizin yaptığınız ve bugün de yerel siyasete tüm Türkiye’de örnek olmuş bir proje var. Radyo Anki’yi bize anlatır mısınız?

Memnuniyetle. 89 Mart’ındaki belediye seçimlerinde Sosyal Demokrat Halkçı Parti bence Türkiye’nin ilk kez duyduğu birkaç kavramı kamuoyunun takdirine sundu. Örneğin saydamlık, katılımcılık, hesap verilebilirlik bunlardan birkaçıydı. Biz Ankara’nın sosyal demokrat belediye yönetimi olarak bunu çok ciddiye aldık. Hatta katılımcılığı birkaç aşama ileri götürdük. Katılımcılıktan, ortaklaşım dediğimiz bir aşamaya geldik. Yani halkla birlikte karar alma, halkla birlikte tasarlama, birlikte uygulama gibi. Bizim projelerimizin hızla tamamlanmasının altında bu var. Batıkent’te bunu yapmıştık. Dikmen Vadisi’nde, Portakal Çiçeği Vadisi’nde, Hacı Bayram çevre düzenlemesinde, İvedik Organize Sanayi bölgesinde, Eryaman, Elvanköy’de bunu yaptık. Saydamlık konusunda da ilk aklımıza gelen belediye çalışmalarının hemşehrilere açılmasıydı. Onun da en önemli platformu belediye meclisiydi. Bizim Belediye Meclis binası Ulus’taydı. Çok küçük bir binadır. O küçük binanın yine küçük bir salonunda meclis toplanırdı. Onun bir köşesine kabin yaptırdık. O sırada Türkiye’nin çok ünlü spikerlerinden Jülide Gülizar TRT’den emekli olmuştu. Çok güzel Türkçesi var ve ses tonuyla da Türkiye tanırdı onu. Ben Jülide’ye görev teklif ettim. Biz önce parklara yayın yapmaya başladık. Gençlik Parkı’nda, Kurtuluş Parkı’nda ve Güvenpark’ta, meclis toplantılarını naklen yayınladık. Çok ilgi gördü. Yani insanlar şaşırdı. Onun üzerine bunu biraz daha çalışalım dedik ve bir radyo istasyonu kurmayı kararlaştırdık. Adını da Radyo Anki koyduk. Müthişti bence. Çok da iyi bir kadrosu vardı. Ev kadını dinliyor, esnafı, taksicisi dinliyor. 

n O günün imkânları ile çığır açıcı bir yerel yönetim anlayışını gerçekleştirmişsiniz. 

Türkiye’nin ilk belediye radyosudur. Aycan Giritlioğlu vardı başında. Murat Demiray vardı. Onu da rahmetle anıyorum. Benim Mülkiye’den sınıf arkadaşım. Anka Ajansı’nda çalışıyordu. Havva Can benim basın danışmanımdı. Bana göre olağanüstü bir kadro kurmuştuk. Çok başarılı oldu. Fakat benim belediye başkanlığından ayrılıp genel başkanlığa gittiğim sıralarda RTÜK yasası çıkarıldı ve belediyelerin radyo ve televizyon kurmaları yasaklandı. Çok yazık oldu yani. 

n Ben sizin başkanlığınız döneminde doğdum. Tabii o yılları hatırlamıyorum. O dönemle ilgili merak ettiğim kültür-sanatla ilgili yaptıklarınız. Kültür ve sanat yerel yönetimler için çok değerli. Fakat farklı dönemlerde anlayış da değişiyor. Kültür hayatıyla ilgili hangi çalışmalar yapılmıştı?

Biz kültürel etkinlikleri sokağa taşımaya karar verdik. Hipodrom’da çok büyük konserler düzenledik. Ulusal ve uluslararası isimleri Ankaralılarla buluşturduk. Tiyatrolara özel ihtimam gösterdik. Benim adaylığım sırasında Ankara Sanat Tiyatrosu’nun çok ciddi bir borcu vardı. Kampanya sırasında dedim ki bunun hesabını, kitabını bilmiyorum. Yasal mıdır, değil midir onu da bilmiyorum ama ben belediye başkanı seçilince bu borcu kapayacağım dedim. Öyle de yaptım. Bir tiyatro fonu kurduk mesela ve amatör tiyatroları destekledik. Ankara ressamlarını bir araya getirmeye çalıştık. Ankara’nın parklarında önemli sanatçıların eserlerini sergilemesini sağladık. Heykelle ilgili çalışmalarımız oldu. Bazıları Yüksel Caddesi’nde duruyor mesela; bankta oturan birisi var bilirsiniz. Botanik Park’ta Atakule’nin altında birdir bir oynayan çocuklar var, o da hala durur orada. 

Birdir bir oynayan çocuklar heykeliyle çocukken annemle bir fotoğrafım vardır. Geçenlerde torunla aynı pozu çekildiler. Harika bir anı oldu bize de…

Sayın Karayalçın’la çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Çaylar güzeldi. Samimiyetle edilmiş bir sohbet için daha fazlasına da gerek yok zaten. Karanfil Sokak’ta Sayın Karayalçın’la geçmişe de gittik, geleceği de konuştuk. Karanfil Sokak’ın böyle bir havası var. Herkesi dün ve gelecekte birleştiriyor. Bunu bazen sanatçısıyla, bazen şairiyle, bazen de siyasetçisiyle yapıyor ve illaki başarıyor. Sayın Karayalçın’a benimle konuşmayı kabul ettiği  ve güzel sohbeti için çok teşekkür ediyorum…

Yazarın Diğer Yazıları
Murat Karayalçın: “Ankara; dostluğunöne çıktığı bir kenttir”

Şehirlerin insanlarla konuşmak istediğine inanıyorum. Bize kendinden, geçmişten, dostlarından, geleceğinden, hayallerinden bahsetmek istiyor şehirler. İnsanların da yaşadığı şehirleri duyabilmesi, sohbet edebilmesi için de tanışması gerektiğini düşünüyorum. İnsan yaşadığı şehri tanımalı. Nasıl ki bir dostu tanıyor ve onunla ilgili fikir sahibi oluyorsak aynen öyle. Mesela yaptığımız bir şey şehri mutlu mu ediyor, kızdırıyor mu yoksa kırdı […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku