Serhan Asker
Tüm Yazıları
Mona Lise Ne Ki Divriği Ulu Camii’nin Yanında…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mona Lise Ne Ki Divriği Ulu Camii’nin Yanında…

“Divriği’de Hürremşah’ın yaptığı Divriği Ulu Cami’nin Cennet Kapısı Türkiye’nin en büyük sanat yapıtıdır. Mengücek Emiri Ahmet Şah ve eşi Turan Melik’in yaptırdıkları Ulucami ve Şifahane’nin mimarı olan Ahlatlı Hürremşah’ın tasarladığı, bezemelerinin çoğunu eliyle yonttuğu taç kapılar Türk çağının en önde gelen başyapıtlarıdır. Kıble kapısındaki yontu (heykel), tasarımı ve işçiliği ile İslam ve Yakındoğu’da yoktur. İkonografik […]

“Divriği’de Hürremşah’ın yaptığı Divriği Ulu Cami’nin Cennet Kapısı Türkiye’nin en büyük sanat yapıtıdır.

Mengücek Emiri Ahmet Şah ve eşi Turan Melik’in yaptırdıkları Ulucami ve Şifahane’nin mimarı olan Ahlatlı Hürremşah’ın tasarladığı, bezemelerinin çoğunu eliyle yonttuğu taç kapılar Türk çağının en önde gelen başyapıtlarıdır.

Kıble kapısındaki yontu (heykel), tasarımı ve işçiliği ile İslam ve Yakındoğu’da yoktur. İkonografik olarak dünya sanat tarihinin hiçbir döneminde, büyük bir heykel uygulaması olarak, bu nitelikte bir ‘Cennet Kapısı’ imgesi yaratılmamıştır.”

Bu sözler Doğan Kuban’a ait… Doğan Kuban Türkiye’nin ilk ve en değerli mimarlık tarihçisidir. Büyük bir sanat emekçisidir. Dünya mimarisi ona büyük saygı duyar… Kuban, Divriği Ulu Cami’nin Cennet Kapısı için daha da ileri gidiyor. Diyor ki, “Ulu Camii Cennet Kapısı, Mona Lisa’dan daha zengin.”

Doğan Kuban çarpıcı saptamalarını sıralamaya devam ediyor…

“Dünyanın en büyük Cennet Kapısı İmgesi, 800 yüzyıl önce, yaratıcı bir tasarımla ve kanımca, dünyada başka eşi olmayan bir yontu ustalığı ile dünya heykel sanatına armağan edilmiştir. Anadolu-Türk kültür ortamında yaratılan bütün sanat yapıtları arasında bu büyük sanat yapıtı ile eşleştirilecek başka bir yapıt yoktur. Ülkemizde tarihi anıtların arasında koruma önceliğinde ilk yapıttır. Korunması, fakat cahil restoratörlerin dokunmaması gereken bir ‘Şah-Eser’dir.”

Gerçekten de Divriği’de şaheser var. Japonların Türkiye’de dijital medyadan araştırıp görmek istedikleri ilk yer burası. Peki neden? UNESCO’nun başvuru olmadan dünya mirası listesine aldığı ilk ve tek yer Divriği Ulu Cami ancak burayı görmeyi planlayan Japonlar, Japonya-İstanbul-Sivas uçuşunun yanına 230 km’lik Sivas-Divriği karayolunu da eklemek zorunda. Böyle olunca 2 gün yol turistik gezi için çok zahmetli. Böylece Japonlar hemen planlarından Divriği’yi çıkarıyor. Oysa Divriği’de bir uluslararası havaalanı olsa bu eşsiz eser dünya için muhteşem bir cazibe merkezi olur. Çok ciddi ve planlı bir tanıtımla yılda en az 3-4 milyon turist buraya akın eder… İspanya’daki El Hamra Sarayı’nı senede 9-10 milyon turist görüyorsa Divriği’ye yılda gelen 35-40 bin ziyaretçi çok az değil mi?

“MONA LISA’DAN DAHA DEĞERLİ”

Doğan Kuban, Divriği Ulu Cami’yi ‘korunması gereken en önemli evrensel sanat miraslarından biri’ olarak yorumluyor. Anadolu Türk kültürünün kimliğini oluşturan en önemli tarih mirası olarak görüyor. Ve Kuban Divriği’deki bu şaheser için, “Anadolu-Türk varlığının dokunulmazıdır. Bu yontu, tarihimizin dokunulmazıdır. Hiçbir kuruluşun malı değil, insanlığın ve Türk tarihinin malıdır. Türk tarihine onur veren bir mirastır.

Bu taç kapıda, doğanın, geometrik olmayan, çizgi ve sayıya indirgenemeyecek bir ağaç gibi, özgür bir tasarımı yaratılmıştır. Palmetler cennet ağaçlarını simgeliyorlar. Sanatçı kapı kemerinin üstüne yerleştirdiği ‘Lotus’ çiçeği motifinde de aynı davranışla, Hindistan’dan Mısır’a, sonsuz yaşam imgesi olan lotus çiçeğini, en klasik biçiminde kullanarak, Cennet Kapısı imgesini bir sonsuzluk simgesi ile taçlandırıyor. Hürremşah, neredeyse bütün Ortadoğu geçmişini özetliyor.” diyor. Çarpıcı bir kıyasla bakın Divriği Ulu Cami’yi nasıl taçlandırıyor? 

“Mona Lisa’dan daha zengin.”

Kuban bu tezini çok zengin dayanaklarla güçlendiriyor:

“Anadolu-Türk kültürü ayrıcalığını vurgulayan bu yapıt, Mona Lisa’nın portresi yanında, çok daha zengin bir sanat yapıtıdır. Hürremşah’ı Leonardo ile karşılaştırmak söz konusu değil. Ama bu kapı Louvre’da sergilenseydi, sanatseverlerin dilinden düşmezdi. Ulu Cami’nin kıble kapısı büyük bir sanatçının hayalini süsleyen bir imge olarak, olağanüstü bir işçilikle taşa oyulmuştur.”

Yapının mimarı Hürrem Şah, davet üzerine Bitlis Ahlat’tan 25 taş ustasıyla -ki çoğunluğu Ermeni asıllı- Divriği’ye gelir. 1228-1243 yılları arasında 15 senede tamamlanan komplekste camiye giriş çıkışı sağlayan kuzey, batı ve doğu yönlerde üç ayrı anıt kapı yer almaktadır. Batı, Cennet ve Şah kapılar… Bir de Darüşşifa’nın kapısı vardır. 

Cennet Kapısı’nda büyüleyici bir atmosfer vardır. Onbinlerce figür… Hepsi birbirinden farklı. Yaratıcılık işte tam da burada. Kuran-ı Kerim’deki cennet tasvirleri hayal gücü kullanılarak oyulup işlenmiş. Leonardo Da Vinci, Michelangelo gördüklerinden olağanüstü eserler yarattı. Hürrem Şah ise tamamen hayal gücüyle vizyona çıkıyor. Ulu Cami’yi mutlaka ama mutlaka görmelisiniz… 

Doğan Kuban, ‘Cennet Kapısı’ deyimini yeni bir kültür kampanyası çağrısı olarak da aydınların ilgi alanlarına iletiyor. Çok haklı bence… 

İnanın ülkemiz bir cennet ve tarihsel zenginlik merkezi. Bir sanat müzesi… İşte o müzelerden biridir Divriği Ulu Cami… Kadri bilinmeyen güzellik. 

Ne diyor Evliya Çelebi burası için…

“Üstad, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır.”

*Serhan Asker Karanfil dergisi için yazdığı tüm yazıların telif gelirini 6Sıfır2 Derneği’ne bağışlamıştır.

Yazarın Diğer Yazıları
Macahel: Bulutların Üstünde Bir Cennet

Her mevsimde ayrı bir güzelliğe bürünür. Her mevsiminde o muazzam havasını soluma şansım oldu, güzelliğiyle mest etti gözümü, ruhumu. Evet başlıktaki gibi, Macahel, Artvin’de bulutların üstünde kurulmuş bir cennet köşesi… Artvin Borçka’ya yaklaşık 2 saat… Kışı bir ayrı güzel, şayet Karçal Dağları size geçit verirse… Yazın yemyeşil bir okyanusa bürünen cennet, kışın bembeyaz, uçsuz bucaksız […]

Devamını Oku
Mona Lise Ne Ki Divriği Ulu Camii’nin Yanında…

“Divriği’de Hürremşah’ın yaptığı Divriği Ulu Cami’nin Cennet Kapısı Türkiye’nin en büyük sanat yapıtıdır. Mengücek Emiri Ahmet Şah ve eşi Turan Melik’in yaptırdıkları Ulucami ve Şifahane’nin mimarı olan Ahlatlı Hürremşah’ın tasarladığı, bezemelerinin çoğunu eliyle yonttuğu taç kapılar Türk çağının en önde gelen başyapıtlarıdır. Kıble kapısındaki yontu (heykel), tasarımı ve işçiliği ile İslam ve Yakındoğu’da yoktur. İkonografik […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku