Ahmet İnam
Tüm Yazıları
Mantığın Aydınlığında: Teo Grünberg
Ana Sayfa Tüm Yazılar Mantığın Aydınlığında: Teo Grünberg

Sevgili Hocam Teo Grünberg’in (1927-2025) ölüm haberini aldığım gece bir düş gördüm. Düşümde Teo Hoca’m sınıfta tahtaya hızla mantık formülleri yazıyor. En ön sırada oturuyorum. Arkamda kalabalık bir düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan insan bakışı. Parmak kaldırarak ayağa kalkıp iyice yaklaşıyorum tahtaya. Sessizce fısıldıyorum kulağına hocamın: “Hocam, bu formüllere bakınca bir kez daha anladım, bütün hayatımın […]

Sevgili Hocam Teo Grünberg’in (1927-2025) ölüm haberini aldığım gece bir düş gördüm. Düşümde Teo Hoca’m sınıfta tahtaya hızla mantık formülleri yazıyor. En ön sırada oturuyorum. Arkamda kalabalık bir düşünen, anlamaya çalışan, sorgulayan insan bakışı. Parmak kaldırarak ayağa kalkıp iyice yaklaşıyorum tahtaya. Sessizce fısıldıyorum kulağına hocamın: “Hocam, bu formüllere bakınca bir kez daha anladım, bütün hayatımın dayandığı önermeleri. Niçin böyle düşünüyormuşum, nelere dayanarak bu hayatı kavramaya çalışıyormuşum.” Teo Bey elindeki tebeşiri bırakıp bana dönüyor gülümseyerek: “Ahmet, sen bana yaşamını anlattın günlük dille, biraz da Salvador Dali çarpıtmalarıyla; ben de onları mantık diline döktüm. Yaşamın açık kılındı. Aydınlandı. Şimdi git, ona göre yaşa!” Hocaya teşekkür edip yerime dönerken arkada oturan çocukları selamlıyorum. “Çocuklar mantık öğrenin, onunla yaşamınızın röntgenini çekebilirsiniz. Hangi önermelerden yola çıkarak ne gibi sonuçlara varıp eylemlerde bulunuyormuşsunuz öğrenebilirsiniz.” Uyanıyorum. Yanı başımdaki küçücük bir kâğıda şunları yazıyorum.

Beyaz gömleğiyle

Elinde tebeşir

Kim bilir hangi formüllerle

Hakikate ulaşmaya çalışır Teo

Teo Grünberg. Onun adını ilk ne zaman duydum? Kadıköy Caferağa’da şimdi yerinde yeller esen deniz manzaralı güngörmüş bir çay bahçesinde (Sonraları o bahçede Hulki Aktunç ve Selim İleri ile muhabbetlerimiz olmuştu!) güneşli bir yaz ikindisinde, bin dokuz yüz altmışların başında, ben daha lise öğrencisi iken, yandaki masada üniversite öğrencilerinin yüksek sesli konuşmalarından duymuştum. “Bir Hoca var, matematik formüller yazarak felsefe anlatıyor!” Çok merak etmiştim. Matematikle felsefenin ne ilgisi olabilirdi? Türkiye’deki felsefecileri dergilerden, kitaplardan öğrenmeye çalışan bir öğrenci olarak bu adı hiç duymamıştım. “Herhalde Almanya’dan gelen bir hoca olsa gerek” diye düşünmüştüm. 

Sonra ODTÜ Mimarlık amfisinde haylaz mühendislik öğrencilerine beyaz önlüğüyle (Tebeşir tozlarından korunmak için giyiyordu!) verdiği derslerde önüme çıktı yaşayan bir Mantık olarak Teo Grünberg. İstanbul’da duydum. Ankara’ya göçtüm. Mantık da benimle Ankara’ya göçtü. Mantık! Beni Aydınlat! Acılarıma çare ol! Okulumda bir mantık büyücüsü var!

Teo Grünberg. Benim hocam. O matematiksel mantığı kendi kendine öğrenmiş, 1927 İstanbul doğumlu, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nden mezun kimya mühendisi. Benden yirmi yaş büyük. Bir Yahudi. Dedesi felsefeyle ilgilenen bir haham. Almanca, Fransızca edebiyat metinlerini okuyarak büyümüş. Zengin bir kültürle kendini donatmış genç yaşta. Çok meraklı. Çok zeki. Çok çabuk kavrıyor, soyut düşünme ustası. Erken yaşlarda Whitehead ve Russell’ın Principia Mathematica’sını okumuş. Felsefe doçenti Hüseyin Batuhan Teo Grünberg’i keşfedip İstanbul Üniversitesi’nde mantık dersleri vermesini, doktora yapmasını sağlıyor. Bilim odaklı, matematiksel mantığa dayalı felsefe anlayışı, fakültedeki bir bölük felsefeciyi rahatsız ediyor. Daha özgür bir çalışma alanı bulmak için Batuhan Hoca’yla birlikte ODTÜ’ye geliyorlar. Yıl 1967.

Işığı oradan geldi bana. Altmışlı yılların sonları. Devrim yapacağız. “Diyalektik Mantık” diyor arkadaşlar. Ben nedense devrimin matematiksel mantıkla olabileceğini düşünüyorum. O yıllarda edebiyat metinlerine böylesi bir mantıkla bakmayı tasarladığım “Çözümleyici Eleştiri” düşüncesini geliştiriyor, yayımlıyorum.  

Mantık beni kurtaracak. Beni değil yalnız, edebiyatı da kurtaracak. Salt edebiyatı mı? Dünyayı kurtaracak! Bu düşünceler Teo Grünberg’in büyüsünden. Mantık, yaşamla bağı olmayan bir kuru alan değil. Şiir yahu! Şiir bu matematiksel mantık! Bir çalsın kendinizi tutamaz dans edersiniz. Elbet müzik kulağınız ritim duygunuz olacak. Yoksa verdiğim “İleri Mantık” dersinden kalıp bana saygılarını sunan öğrenciler için değil bu sözlerim. Burada matematiğin ve mantığın hızarından geçmiş, konar göçer bir düşünce ozanı olarak konuşuyorum.

Yıllarca bir efsane oldu ODTÜ’de. Bir bilim insanı neye benzer, nasıl yaşar, onda görürdünüz. Çok çalışkandı. Mutluluktu onun için çalışmak. Hep yeni olanın ardına düştü. Sürekli olarak kendini tazeledi ve üretti. Ömrünün sonuna kadar çalıştı. Oğlu David’le değerli ürünler ortaya koydu. Sağlam düşünme sağlam bir dille olabilirdi. Bilim neden başarılıydı? Olgulara gösterdiği saygıdan ve matematiksel dilinden. Felsefede matematiksel mantıkla geliştirilebilecek bir dil, düşüncenin hakikate giden yolunu aydınlatacaktı. Bu aydınlıkta yürünerek karanlıklar aşılacaktı.

Hep bu aydınlığı duyurdu öğrencilerine. Eleştiriye açıktı. Kendini sürekli düzeltirdi. Bu ülkede mantığın gelişmesinde aydınlık çözümleyici felsefenin oluşması için büyük mücadeleler verdi. Duru, güzel bir Türkçesi vardı. Dünya çapında çalışmalara imza attı. Onun gibi bir insanın bana katkısının bedelini canla başla ödemeye çalışıyorum. Işığın bu yarı karanlık dünyada bana yaşam umudu veriyor Teo Hoca’m. Aydınlığın hiç sönmesin.

Yazarın Diğer Yazıları
Güvercinler Uçuverdi

ODTÜ’nün bizim yetmişli yıllarda “idari ilimler binası” dediğimiz yapısının ağır anılarımla yoğrulmuş koridorlarında dolaşmayı hep sevmişimdir. Hemen biraz ilerisindeki mimarlık binasından ayrı bir “hukuku”, “iktisadı” vardır. İkisi de bilge yapılardır benim için. Mimarlığın önündeki havuzdaki balıklar, öğrenciliğimde geceleri kaldığım yurttan çıkıp önlerinde ağladığımda gözyaşlarımı yutmuş olabilirler. Mimarlık binası daha yaşlı, daha alımlı, daha karmaşık, daha […]

Devamını Oku
Ankara Tıngır Mıngır

Salâh Ağabey’ime (Salâh Birsel)  bir vakitler sormuştum: “Salâh Abi, sen Boğaziçi Şıngır Mıngır diyorsun, ben de ‘Ankara tıngır mıngır’ dersem, ne dersin?” Bir şey demedi, elbette. Nedenini çok sonraları anladım. Salâh Bey Tarihi’nde yerim yoktu. Düşündüm. Ankara Sevinci için “Ankara takur tukur” desem olmaz, kuru olur çünkü; “Ankara tiril tiril” desem, resmi giysiler için uygun […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku