Mustafa Kemal Atatürk’ün iki atı vardı. Biri Sakarya, diğeri Çankaya. Bazı kaynaklarda birini diğerinden daha çok sevdiği yazsa da sevgiyi eşit paylaştıran bir yürekle ilgili bunları konuşmak hep anlamsız gelmiştir bana. O, atlarına verdiği isimle daha derin bir mesaj vermiştir halkına. Mücadele ve yenilik gibi, kazanımlar ve değişimler gibi, dün ve gelecek gibi… Sakarya, milletinin […]
Mustafa Kemal Atatürk’ün iki atı vardı. Biri Sakarya, diğeri Çankaya. Bazı kaynaklarda birini diğerinden daha çok sevdiği yazsa da sevgiyi eşit paylaştıran bir yürekle ilgili bunları konuşmak hep anlamsız gelmiştir bana. O, atlarına verdiği isimle daha derin bir mesaj vermiştir halkına. Mücadele ve yenilik gibi, kazanımlar ve değişimler gibi, dün ve gelecek gibi…
Sakarya, milletinin makus talihinin değiştiği yer iken; Çankaya o talihi medeni bir dünya devletine taşıdığı yerdi. Sakarya, mücadele ederek hürriyet ateşini yaktığı yer iken; Çankaya, değişimin ve aydınlığın şiar olduğu yerdi. Sakarya, milletinin sarsılmaz güveni ve inancıyla kazanılmış bir zafer iken; Çankaya, milletinin iradesi ve heyecanıyla yükselen değerdi. O, Sakarya’da yakada tek yıldız üniforması ile başkumandan iken, Çankaya’da cumhurun şık fraklı reisiydi. Onu temsil eden iki büyük yerin isimlerini, çok sevdiği atlarına bu nedenle vermişti. Onun neyi daha çok sevdiğinin peşinde olmaktansa, neden ve nasıl sevdiğini anlamak daha doğru değil mi?
***
Kuğulu’dan Çankaya’ya doğru uzanan yolun da bir sevgi hikâyesi, bir saygı ve vefa hikâyesi vardır. Nasıl ki bir ağaç için koca köşkü yürüttürmüştür Atatürk, bugün Kuğulu’nun önündeki yol da üç ağacın kesilmesini istemediği için kavis almıştır. O kavisli yol da bu nedenle onun en özel miraslarından biridir. Onun doğa ve hayvan sevgisi için verdiği en büyük mesajdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Çankaya’sı koşmaya devam ediyor hâlâ. Nallarında ışıklı bir gelecek, sonsuza kadar parıldayacak bir güneş ve takip edilecek fikirlerle… Yelesinde doğa ve hayvan sevgisiyle koşuyor Çankaya. Cesaretle, tükenmez enerjisiyle, sarsılmaz iradesiyle, eyerinde milletiyle koşmaya devam ediyor. Koş Çankaya, koş dörtnala!
Yağmuru bekleyen çocuklar, suyun hikâyesini başka türlü yazar. Yağmur toprağa düşer, birikir, yolunu bulur, akar. Ama bir çocuğun hayalinde suyun yolu da hikâyesi de değişir. Belki akan su bir maceraya davettir. Belki de kusursuz bir planın başlangıcı… Mâlik yağmuru bekleyen bir çocuktu. Oysa 1920’lerin Çankaya’sında yağmur pek de beklenesi değildi. Çamur, insanı ayaklarından yakalayıp toprağın […]
Devamını Oku
Bir çocuğun eline bir kâğıt verildiğinde çocuk, kâğıdı katlar. Bir kanat çıkarır içinden, sonra bir baş, ince bir boyun, uçmaya hazır küçük bir gövde… Çocukluk budur. Dünyanın bize verdiği düz bir yüzeyden kuş yapabilme yeteneğidir. Sadako, hastane odasında kâğıtları katladı. Bir turna kuşu yapmalıydı. Hiroşima’ya bırakılan ölüm, yıllar sonra gelip küçücük bedenine yerleşmişti. Çok eski […]
Devamını Oku
Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]
Devamını Oku
UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]
Devamını Oku